<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gaziantep İlk Haber</title>
    <link>https://gaziantepilkhaber.com</link>
    <description>Gaziantep Haberleri Gaziantep Son Dakika</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://gaziantepilkhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 23 Jul 2026 01:29:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Göz emarelerinin erken tespit edilmesi çok önemli’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/goz-emarelerinin-erken-tespit-edilmesi-cok-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/goz-emarelerinin-erken-tespit-edilmesi-cok-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, diyabetin gözde kalıcı görme kaybına yol açabilen diyabetik retinopati hastalığına neden olabileceğini belirterek, düzenli göz muayenesi ve kan şekeri kontrolünün körlük riskini büyük ölçüde önlediğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>"Diyabet hastalarına rutin göz</p>

<p>kontrollerini öneriyoruz"</p>

<p></p>

<p>Diyabetik retinopati hastalığından bahseden Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Burak Bilgin, Gastronomi kenti Gaziantep'te şeker tüketiminin çok olduğunu ve bu hastalığın sıklıkla görüldüğünü söyleyerek, "Diyabetik retinopati hastalığını halk dilinde şekerin gözü etkilemesi diye tabir edebiliriz. Şeker hastalığının gözünün retina tabakasında bazı hasarlara sebep olması, bunlar kanama gibi olabilir, sarı noktada ödem olabilir veya çeşitli etkilenmeler şeklinde olabilir. Nihai olarak da görmenin etkilenmesi, görmenin azalmasıyla seyreden bir hastalık. Belirtileri aslında çok fazla olmakla birlikte erken dönemde maalesef bir belirtiyle karşılaşmıyoruz. Daha doğrusu hastalarımız diyabetik retinopatinin ilk dönemlerinde hastalığı fark edemeyebiliyorlar. Dolayısıyla diyabeti olan hastalara rutin göz kontrollerini öneriyoruz. İlk etkilenme, ilk evrelerde fark ettiğimiz zaman hastanın sıkı kan şekeri regülasyonu yani düzenlenmesiyle birlikte bizim burada aldığımız bazı önlemlerle hastalığın daha ileri gitmesini engelliyoruz. Retinopati dediğimiz yani retinanın etkilendiği hastalık. Bu hastalıkları birçok sebeple ve birçok hastalıkta görebiliyoruz ama başlı başına diyabetin yaptığı göz hastalığı bizim açımızdan çok önemli. Zira coğrafyamızda da çok fazla görülen bir hastalık. İlimizin gastronomi şehri olması vesilesiyle de çok fazla şeker tüketimi, şekerli tatlılar, unlu mamullerin aşırı tüketilmesi, şeker hastalarının bu hastalığı kontrol etmesinde problem oluşturuyor. Yüksek şeker seviyeleri de maalesef gözde tutulumlara sebep olabiliyor" dedi.</p>

<p>Diyabet hastalarının dikkat etmesi gereken hususları sıralayan Prof. Dr. Bilgin, göz bulgularının erken tespit edilmesinin çok önemli olduğunu aktararak, "Öncelikle klasik olarak bir şeker hastasının şekerine, diyetine dikkat etmesi gerekiyor. Kullandığı tedaviler, ilaçlar, stres durumu bunların hepsi genel olarak birlikte değerlendirildiği zaman çok güzel bir şeker yönetimi yapılması gerekiyor. Ayrıca tabii ki göz bulgularının erken tespit edilmesi çok önemli. Biz şeker hastalarına yani diyabeti olan hastalara düzenli göz kontrolleri öneriyoruz. Herhangi bir şikayetleri olmasa dahi ki ilk dönemlerde bu şikayetler ortaya çıkmayabilir. Biz burada göz muayenesinde ilk belirtileri yakalayabiliyoruz. Tabii bu belirtileri bulduğumuz hastalarda da gerekli önlemleri alarak ve gerekli müdahaleleri yaparak hastalığın ilerlemesini önlemiş oluyoruz" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Körlüğe sebep</p>

<p>olabilen bir hastalık"</p>

<p></p>

<p>Şeker hastalığından dolayı görme kabiliyetini kaybeden çok fazla insan olduğunu, şekerin gözü etkilememesi için gerekli önlemleri aldıklarını ifade eden Prof. Dr. Bilgin, "Maalesef şeker hastalığından dolayı görmesini kaybeden çok fazla hastamız var çevremizde. Şekerine dikkat eden, takiplerini düzenli yapan, gerekli müdahaleleri gerekli zamanda yapılan hastalarda biz tabii ki buna izin vermiyoruz. Mümkün olduğu kadar şekerin gözü etkilememesi için gerekli önlemleri alıyoruz. Takipli hastalarda görme kayıpları yaşamıyoruz. Takipsiz hastalarda maalesef evet körlüğe sebep olabilen bir hastalık" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>"Gözün etkilenmesine ve</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>riskine göre bir tedavi</p>

<p>yöntemi seçiyoruz"</p>

<p></p>

<p>Şeker hastalıklarında uygulanan tedavi sürecinden bahseden Prof. Dr. Bilgin, "Tedavi yöntemleri de değişiyor. Şekeri çok yüksek olan hastalarda önce şekerin düzenlenmesi gerekiyor. Gerek insülin tedavisiyle gerek ağızdan alınan oral antidiaybetiklerle. Önce bizim anahtarımız şekerin düşük seviyelerde seyretmesi. Özellikle 3 aylık şeker gözü çok etkileyen hemoglobin A1C dediğimiz değerlerin belli aralıklarda tutulması gerekiyor. Biz tedavide bazen sadece bir göz damlası, bazen de daha ileri hastalarda lazer uygulamaları ve göz içi enjeksiyon uygulamaları yapıyoruz. Maalesef ilerlemiş olgularda bazen ameliyatlar gerekebilmekte. Hastanın durumuna göre, gözün etkilenmesine göre ve riskine göre bir tedavi yöntemi seçiyoruz" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/goz-emarelerinin-erken-tespit-edilmesi-cok-onemli</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/23-temmuz/ekran-resmi-2026-07-22-130452.png" type="image/jpeg" length="87326"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Depresyon yalnızca sonbahar ve kış aylarında görülmez’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Lütfiye Şimşek, depresyonun yalnızca sonbahar ve kış aylarında görülen bir hastalık olmadığını, yılın her döneminde ortaya çıkabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kişilerde depresyon belirtileri yaz aylarında başlarken, bazı kişilerde ise mevcut yakınmaların yaz döneminde daha da belirginleşebildiğini hatırlatan Uzm. Dr. Şimşek, "Yaz aylarında aşırı sıcaklar ve yüksek nem, fiziksel yorgunluk ve huzursuzluk hissini artırabilir. Uzayan gündüz saatleri, uyku düzenini etkileyebilir, günlük rutinlerin değişmesi, tatil döneminin getirdiği beklentiler ve sosyal baskılar ruh sağlığını etkileyebilir. Ayrıca sosyal karşılaştırmaların artması ve yalnızlık hissinin belirginleşmesi de depresif belirtileri tetikleyen etkenler arasında yer alabilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Hangi belirtilere dikkat edilmeli?</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Şimşek, "Aşağıdaki belirtiler iki haftadan uzun süredir mevcut ve günlük, iş veya sosyal yaşamınızdaki işlevselliğinizi etkiliyorsa psikiyatrik değerlendirme için bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemlidir. Sürekli çökkün veya isteksiz hissetme, daha önce keyif alınan etkinliklerden zevk alamama, uyku düzeninde belirgin değişiklikler, iştah azalması ya da artması, kilo değişiklikleri,- enerji azalması ve çabuk yorulma, dikkat ve odaklanmada güçlük, umutsuzluk veya değersizlik düşüncelerinin yoğunlaşması" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Depresyonun her yaşta ve her mevsimde görülebilen, tanı konulabilen ve etkili şekilde tedavi edilebilen bir ruh sağlığı hastalığı olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Şimşek, "Erken tanı ve uygun tedavi, belirtilerin kontrol altına alınmasına, işlevselliğin korunmasına ve hayat kalitesinin artmasına önemli katkı sağlar. Ruh sağlığı da sağlıklı birey olmanın ayrılmaz bir parçasıdır" ifadelerine yer verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/23-temmuz/depresyon-yalnizca-sonbahar-ve-kis-aylarinda-gorulmez2.jpg" type="image/jpeg" length="66115"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Dijital çağ beyni sessizce değiştiriyor! ‘]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijital teknolojiler ve yapay zekâ hayatı kolaylaştırırken, beyin sağlığı üzerindeki etkileri de giderek daha fazla önem kazanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle çocuk ve gençlerde artan ekran maruziyeti, dikkat, öğrenme ve sosyal gelişim üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabildiğini aktaran Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korumanın en etkili yolu, onlarla kaliteli zaman geçirmek.” dedi. Yapay zekânın bilinçli ve dengeli kullanılmasının yanı sıra sağlıklı yaşam alışkanlıklarının da zihinsel performans için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, anlam odaklı bir yaşam ve zihni sürekli geliştiren alışkanlıkların, beyni yaşlanmaya karşı koruyan en önemli unsurlar arasında yer aldığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Tarhan: “Makineler insanlaşıyor, insanlar makineleşiyor, zeka ucuzladı karakter pahalandı. Karekter inşasına yatırım yapanlar kazanacak.”</p>

<p>Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 22 Temmuz Beyin Günü kapsamında, dijital çağın beyin üzerindeki etkileri, yapay zekânın fırsat ve riskleri, beyin sağlığını korumak için uygulanabilecek yaşam alışkanlıkları ve çocukların dijital dünyada nasıl korunması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Dijital çağ beynimizi</p>

<p>nasıl değiştiriyor?</p>

<p></p>

<p>Akıllı telefonlar, sosyal medya ve yapay zekânın artık günlük yaşamın vazgeçilmez parçaları olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dijital ortamda saatlerce sosyal medya akışında gezinmek veya kısa videolar izlemek, beyni sürekli yeni uyaranlarla karşı karşıya bırakıyor.” dedi.</p>

<p>Bu durumun zamanla dikkatin kolay dağılmasına ve ‘beyin sisi’ olarak tanımlanan zihinsel bulanıklığa yol açabildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Beyin sisi yaşayan kişiler düşüncelerini toparlamakta, uzun süre odaklanmakta ve yeni bilgiler öğrenmekte güçlük çekebiliyor. Özellikle çocuklar ve gençlerde bu tabloya daha sık rastlanıyor. Bazı ülkeler bu nedenle çocukların sosyal medya kullanımına yaş sınırlamaları getirerek dijital maruziyeti azaltmaya yönelik adımlar atıyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Dijital bağımlılık</p>

<p>neden bu kadar güçlü?</p>

<p></p>

<p>Uzun süre rahat bir pozisyonda ekran karşısında vakit geçirmenin, beynin ödül sistemi üzerinde etkili olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Özellikle oyunlar ve sosyal medya, kısa aralıklarla ödül hissi oluşturarak kişiyi ekrana bağlı tutabiliyor.” dedi.</p>

<p>Ekran kullanımını azaltmak için yalnızca yasak koymanın yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan “Bunun yerine çocukların günlük yaşamlarına spor, oyun, sanat ve sosyal etkinlikler gibi alternatif ilgi alanları kazandırılması gerekir. Amaç sahibi olmak, günlük plan yapmak ve gerçek yaşam deneyimlerini artırmak da ekran başında geçirilen süreyi azaltan önemli etkenler arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Çocukları korumanın</p>

<p>en etkili yolu birlikte</p>

<p>zaman geçirmek!</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukları dijital dünyanın olumsuz etkilerinden korumanın en etkili yolunun, onlarla kaliteli zaman geçirmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:</p>

<p>“Birlikte oyun oynamak, yürüyüş yapmak, kitap okumak ve sohbet etmek hem aile bağlarını güçlendiriyor hem de çocuğun sosyal gelişimini destekliyor. Evde uygulanabilecek basit kurallardan biri de yemek sırasında telefon kullanılmaması. Ailece yemek yenirken tüm telefonların ortak bir noktaya bırakılması, aile içi iletişimi artıran pratik bir yöntem. Özellikle 6 yaşın altındaki çocuklar ekranla mümkün olduğunca ebeveyn eşliğinde tanıştırılmalı. Çünkü bu yaş grubundaki çocuklar ekranda gördüklerini gerçek yaşamdan ayırmakta zorlanabiliyor ve içerikleri yetişkin desteği olmadan doğru şekilde değerlendiremeyebiliyor.”</p>

<p></p>

<p>Beyin tek bir bölgeden</p>

<p>ibaret değil!</p>

<p></p>

<p>Toplumda sıkça dile getirilen ‘insan beyninin sadece yüzde 10'unu kullanıyor’ söylemine değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bu söylem bilimsel olarak doğru değil. Beyin görüntüleme çalışmaları, en basit görevlerde bile beynin birçok bölgesinin aynı anda çalıştığını gösteriyor.” dedi.</p>

<p>Önemli olanın beynin tek bir yönünü geliştirmek olmadığını; düşünme, öğrenme, duygular, sosyal ilişkiler ve yaratıcılık gibi farklı becerileri birlikte kullanabilmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Beyni canlı tutmanın en etkili yollarından biri farklı deneyimlere açık olmak. Beynin farklı bölgelerini aktif tutabilmek için günlük yaşamda küçük değişiklikler yapmak bile fayda sağlayabiliyor. Her gün aynı yolu kullanmak yerine farklı bir güzergâh seçmek, yeni hobiler edinmek veya farklı deneyimler yaşamak, merak etmek ve soru sormaktan vazgeçmemek, beynin yeni bağlantılar kurmasını destekleyen basit ama etkili alışkanlıklar arasında. Öğrenmeye devam eden ve yeni deneyimlere açık kalan kişiler bilişsel becerilerini daha uzun süre koruyabiliyor.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Duygular beyinde</p>

<p>başlıyor, kalpte</p>

<p>hissediliyor!</p>

<p></p>

<p>Toplumda duyguların kalpte oluştuğuna dair yaygın bir inanış olsa da bilimsel açıdan duyguların merkezinin beyin olduğuna işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dış dünyadan gelen ses, görüntü ve kokular önce beyin tarafından değerlendirilir, ardından bu bilgilere anlam ve duygu yüklenir. Sonrasında ise çeşitli kimyasal maddeler salgılanarak duygusal deneyim ortaya çıkar.” dedi.</p>

<p>Mutluluk, haz, bağlanma, güven ve odaklanma gibi hislerin her birinin beynin ürettiği farklı kimyasallarla ilişkili olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, bu nedenle korku, heyecan veya mutluluk anlarında göğüs bölgesinde hissedilen değişikliklerin kaynağının aslında beyin olduğunu, kalbin ise bu duyguların bedendeki yansımalarının hissedildiği organlardan biri olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>Sezgiler aslında</p>

<p>deneyimlerin ürünü!</p>

<p></p>

<p>‘İçime doğdu’, ‘öyle hissettim’ gibi ifadelerin çoğu zaman gizemli görünse de sezgilerin büyük ölçüde beynin geçmiş deneyimlerinden beslendiğini aktaran Prof. Dr. Tarhan, “Bir konuda yıllarca deneyim kazanan kişiler, farkında olmadan çok sayıda bilgiyi değerlendirerek hızlı karar verebiliyor. Bu nedenle sezgiler, çoğu zaman uzun yıllar boyunca edinilen bilgi ve deneyimlerin bilinç dışı değerlendirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Başarılı bilim insanlarının birçok keşfinin de yoğun düşünme ve gözlemin ardından gelişen bu sezgisel süreçlerle şekillendiği biliniyor.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Yapay zekâ düşünmeyi</p>

<p>kolaylaştırıyor, ancak insanın</p>

<p>yerini alamıyor!</p>

<p></p>

<p>Yapay zekânın, birçok bilgiye saniyeler içinde ulaşmayı sağlayarak hayatı kolaylaştırdığını, ancak her konuda hazır bilgiye ulaşmanın uzun vadede beynin düşünme ve problem çözme becerilerini daha az kullanmasına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eskiden insanların hesap yapmak için zihinsel işlem yapması gerekirken bugün aynı işlemler saniyeler içinde dijital araçlarla gerçekleştirilebiliyor. Benzer şekilde yapay zekâ da birçok bilişsel yükü üstlenmeye başladı.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Bununla birlikte insan beynini diğer sistemlerden ayıran en önemli özelliğin empati kurabilmesi, sosyal ilişkiler geliştirebilmesi ve bilinç sahibi olması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Yapay zekâ verilen komutları işleyebilir ancak insanların niyetini, duygularını ve yaşam deneyimlerini insan gibi anlayamaz. Yapay zekâ sağlık, eğitim ve bilim başta olmak üzere birçok alanda önemli katkılar sağlayacak. Ancak etik kuralların oluşturulmaması durumunda yanlış yönlendirme, bilgi kirliliği ve manipülasyon gibi ciddi riskler de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Özellikle gençlerin yapay zekâ ile kurdukları ilişkinin sağlıklı sınırlar içinde kalması büyük önem taşıyor. Gerçek sosyal ilişkilerin yerini tamamen dijital iletişimin alması; yalnızlık, bağımlılık ve gerçeklik algısında bozulma gibi sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle yapay zekâ karar verici değil, insanların işini kolaylaştıran bir yardımcı olarak kullanılmalı. Makineler insanlaşıyor, insanlar makineleşiyor, zeka ucuzladı karakter pahalandı. Karekter inşasına yatırım yapanlar kazanacak.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/22-temmuz/dijital-cag-beyni-sessizce-degistiriyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="54344"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Omurga cerrahisindeki başarımız gururlandırıyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi, omurga cerrahisi alanındaki hizmet kapasitesini genişletmeye devam ediyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde ileri düzey omurga deformitelerine yönelik cerrahi tedavilerin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, trafik kazasının ardından ağır omurga deformiteleri gelişen 13 yaşındaki bir hasta, üç aşamalı zorlu ameliyat sürecinin ardından sağlığına kavuştu.</p>

<p></p>

<p>Trafik Kazası Sonrası</p>

<p>Zorlu Mücadele</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Küçük yaşta geçirdiği trafik kazası nedeniyle ciddi omurga sorunları yaşayan hastanın yapılan tetkiklerinde; omurga tümörü, omurga kırıkları, kırığa bağlı kamburluk, ileri derecede S tipi skolyoz ve omuriliği gerginleştiren bant dokusu tespit edildi. Aynı anda birden fazla ciddi rahatsızlığın bulunması nedeniyle hasta için kapsamlı bir cerrahi planlama yapıldı.</p>

<p></p>

<p>Üç Ayrı Operasyonla</p>

<p>Sağlığına Kavuştu</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Hasan Türkoğlu tarafından yürütülen tedavi sürecinde hasta, üç aşamalı cerrahi müdahaleden geçti.</p>

<p>İlk operasyonda omurgadaki tümör başarıyla çıkarıldı. İkinci ameliyatta omurga kanalındaki kemik çıkıntıları temizlenerek sinir dokusu üzerindeki baskı giderildi. Son operasyonda ise kırığa bağlı gelişen kamburluk ile ileri derecedeki S tipi skolyoz düzeltilirken, omuriliği geren bant dokusu da serbestleştirildi.</p>

<p>Başarıyla tamamlanan operasyonların ardından hastanın omurga yapısında belirgin düzelme sağlandığı, sağlık durumunun iyi olduğu ve tedavi sürecinin planlı şekilde devam ettiği öğrenildi.</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir</p>

<p>Hastanesi'nde İleri Düzey</p>

<p>Omurga Cerrahisi Hizmeti</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği'nde omurga cerrahisi alanındaki hizmet yelpazesinin genişletilmesiyle birlikte, ileri düzey omurga deformitelerine yönelik cerrahi tedaviler de başarıyla uygulanmaya başlandı. Böylece özellikli omurga cerrahisi gerektiren hastalar, Gaziantep Şehir Hastanesi bünyesinde de ileri tanı ve tedavi hizmetlerinden yararlanabiliyor.</p>

<p>Modern teknolojik altyapısı ve deneyimli cerrahi ekibiyle hizmet veren Gaziantep Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği; omurga tümörleri, skolyoz, kifoz ve diğer kompleks omurga deformitelerinin tedavisinde bölge halkına nitelikli ve kapsamlı sağlık hizmeti sunmayı sürdürüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/22-temmuz/omurga-cerrahisindeki-basarimiz-gururlandiriyor4.jpeg" type="image/jpeg" length="32591"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sağlıklı yaşam, kolon kanseri riskini azaltıyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolon kanseri uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak bilinse de son yıllarda genç erişkinlerde görülen vakalardaki artış, tıp dünyasının en önemli gündemlerinden biri haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel çalışmalar, özellikle 50 yaşın altındaki bireylerde görülen erken başlangıçlı kolorektal kanser vakalarının birçok ülkede yükseliş eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, genç yaşta kolon kanserinin artık istisnai bir tablo olmaktan çıktığını belirterek, "Eskiden kolon kanseri denildiğinde akla daha çok 60 yaş üzeri bireyler gelirdi. Ancak bugün 30'lu ve 40'lı yaşlarda tanı alan hasta sayısında belirgin bir artış görüyoruz. Yaşın genç olması, hastalığın göz ardı edilmesine neden olmamalı." dedi.</p>

<p></p>

<p>Belirtiler hafife alınmamalı</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Mesut Gül, özellikle uzun süre devam eden bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklerin dikkate alınması gerektiğini ifade ederek şu uyarılarda bulundu: "Geçmeyen kabızlık veya ishal, dışkıda kan görülmesi, nedeni açıklanamayan kansızlık, sürekli karın ağrısı, kilo kaybı ve uzun süren şişkinlik gibi belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Genç yaşta görüldüğü için bu şikâyetlerin hemoroid ya da beslenme kaynaklı olduğu düşünülerek ihmal edilmesi, tanının gecikmesine yol açabilir."</p>

<p></p>

<p>Kesin nedeni bilinmiyor</p>

<p></p>

<p>Erken yaşta kolon kanserindeki artışın tek bir nedene bağlanamadığını belirten Doç. Dr. Mesut Gül, beslenme alışkanlıkları, obezite, hareketsiz yaşam, işlenmiş gıda tüketimi, bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler ve genetik yatkınlık gibi birçok faktörün birlikte rol oynayabileceğinin düşünüldüğünü söyledi. Araştırmalar devam etse de kesin neden henüz net olarak ortaya konulmuş değil.</p>

<p></p>

<p>Erken tanı hayat kurtarıyor</p>

<p></p>

<p>Kolon kanserinin büyük oranda poliplerden geliştiğini hatırlatan Doç. Dr. Mesut Gül, tarama programlarının önemine dikkat çekerek şunları söyledi: "Kolonoskopi yalnızca kanseri teşhis eden bir yöntem değildir. Kanserleşme potansiyeli taşıyan poliplerin aynı işlem sırasında çıkarılabilmesi sayesinde hastalık oluşmadan da önlenebilir. Ailesinde kolon kanseri öyküsü bulunan bireylerin risk durumuna göre daha erken yaşlarda tarama yaptırmaları büyük önem taşıyor."</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı yaşam riski azaltabilir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Mesut Gül, kolon kanserini tamamen önlemenin mümkün olmasa da riskin azaltılabileceğini belirterek şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal kiloyu korumak, liften zengin beslenmek, sebze ve meyve tüketimini artırmak, işlenmiş et tüketimini sınırlamak, sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçınmak kolon sağlığını korumaya yardımcı olur. En önemlisi ise vücudun verdiği sinyalleri ciddiye almak ve şikâyetler devam ediyorsa vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmaktır."</p>

<p>Doç. Dr. Mesut Gül, kolon kanserinin artık yalnızca ileri yaş hastalığı olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, genç bireylerde de farkındalığın artırılmasının erken tanı ve başarılı tedavi açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/22-temmuz/saglikli-yasam-kolon-kanseri-riskini-azaltiyor1.png" type="image/jpeg" length="47527"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Beyin sinyalleri yaklaşık 100 yıldır kaydediliyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elon Musk'ın Neuralink projesiyle yeniden gündeme gelen beyin-bilgisayar arayüzleri akıllardaki soruları tazeledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Neuralink'in aslında yeni bir teknoloji icat etmediğini ifade eden Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi. Teknolojinin temel amacının felç, ALS ve omurilik yaralanması gibi nedenlerle hareket edemeyen hastaların düşünceleriyle cihazları kontrol edebilmesini sağlamak olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, çiple yabancı dil öğrenmenin ya da insan beynini uzaktan kontrol etmenin bugünkü bilimsel bilgilerle mümkün olmadığına dikkat çekti. Yapay zekânın insan beynini kopyalayamayacağını da dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, bu alandaki yanlış algılara karşı bilimsel gerçeklere değindi.</p>

<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Neuralink projesiyle birlikte akıllara gelen sorular hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Elon Musk'ın Neuralink projesiyle birlikte beyin-bilgisayar arayüzlerinin yeniden dünyanın gündemine oturduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Sosyal medyada sanki bu teknoloji ilk kez Neuralink ile ortaya çıkmış gibi bir algı oluştu. Oysa beyin ile bilgisayar arasında iletişim kurma fikri onlarca yıldır bilim insanlarının üzerinde çalıştığı bir alan.” dedi.</p>

<p>Beynin, düşündüğümüz, hareket ettiğimiz, hissettiğimiz ya da karar verdiğimiz her an elektriksel sinyaller ürettiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, “Bu sinyaller 1920'li yıllardan beri EEG yöntemiyle kaydedilebiliyor. Ancak uzun yıllar boyunca bu karmaşık elektriksel aktivitenin içinden belirli bir hareketi veya niyeti temsil eden sinyalleri ayırt etmek mümkün değildi. 1970'li ve 1980'li yıllarda yapılan çalışmalarla birlikte, beynin belirli bölgelerindeki bazı sinir hücrelerinin belirli hareketlerle ilişkili olduğu ortaya kondu. Örneğin sağa bakma, sola bakma ya da kolu kaldırma isteği oluştuğunda beynin belirli bölgelerinde tekrar eden elektriksel desenler oluştuğu gösterildi. Böylece ilk kez ‘niyet’ ile ‘hareket’ arasındaki bağlantı bilimsel olarak çözümlenmeye başlandı.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzü, felçli</p>

<p>hastaların düşünceleriyle cihazları</p>

<p>kontrol etmesini amaçlıyor!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzünün, beynin ürettiği elektriksel sinyallerin bilgisayar tarafından analiz edilerek bir cihaza komut vermesini sağlayan sistem olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu teknoloji özellikle, ALS hastaları, omurilik felci geçiren kişiler ile ‘locked-in sendromu’ gibi ağır felç tabloları yaşayan hastalar için geliştiriliyor.” dedi.</p>

<p>Amacın, kişinin hareket edemese bile yalnızca düşüncesini kullanarak dış dünyayla iletişim kurabilmesini sağlamak olduğunu aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Örneğin hasta kolunu hareket ettiremese bile ‘bardağa uzanma’ niyeti beyninde oluşur. Bilgisayar bu sinyali tanır ve bir robot kolu hareket ettirerek bardağı hastanın ağzına götürebilir. Burada hareketi yapan robot olsa da komutu veren yine hastanın kendi beynidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Neuralink, beyin-bilgisayar</p>

<p>arayüzü teknolojisini</p>

<p>daha ileri taşıdı!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzü teknolojisi hayvan deneylerinin 1970'li ve 1980'li yıllarda başladığını, 1990'lı yıllarda ise felçli hastalarda klinik uygulamalar yapılmaya başlandığını hatırlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “2004 yılında felçli bir hastanın yalnızca düşüncesiyle robot kol kullanarak bardaktan su içebilmesi bu alandaki önemli kilometre taşlarından biri oldu.” dedi.</p>

<p>Yaklaşık 20 yıl önce araştırmacıların, beyin sinyalleriyle bilgisayar fare imlecini hareket ettirmeyi başardığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu yöntem daha sonra geliştirilerek insanların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar ekranında yazı yazmaları ve e-posta göndermeleri mümkün hale geldi. Neuralink'in yaptığı en önemli katkı, tamamen yeni bir teknoloji geliştirmekten çok mevcut sistemi daha gelişmiş ve günlük kullanıma uygun hale getirmek oldu.</p>

<p>Eski sistemlerde beynin üzerine yerleştirilen elektrotlar kalın kablolarla dışarıdaki bilgisayarlara bağlanıyordu. Bu nedenle çalışmalar çoğunlukla laboratuvar ortamında yapılabiliyordu. Neuralink ise bu sistemi üç önemli noktada geliştirdi. Beyindeki veriler artık dışarıya kablo yerine kablosuz olarak aktarılabiliyor. Daha önce kullanılan sert elektrotlar yerine saç telinden bile ince ve esnek elektrotlar kullanılıyor. Bu yapı beynin doğal hareketlerine daha kolay uyum sağlıyor. Eski sistemlerde yüzlerce sinyal kaydedilebilirken, Neuralink binin üzerinde elektrottan aynı anda veri toplayabiliyor. Böylece beynin elektriksel faaliyetleri daha ayrıntılı analiz edilebiliyor. Bunlara ek olarak çipin yerleştirilmesi de özel geliştirilen cerrahi bir robot tarafından yüksek hassasiyetle gerçekleştiriliyor.”</p>

<p></p>

<p>Öğrenme, çiple aktarılabilecek</p>

<p>kadar basit bir süreç değil!</p>

<p></p>

<p>Toplumda en çok merak edilen konulardan birinin de ‘Bir gün beynimize çip takılarak yabancı dil öğrenebilecek miyiz?’ sorusu olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bugünkü bilimsel bilgiler bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Çünkü beynimiz bir bilgisayar gibi tek merkezden çalışan bir sistem değil.” dedi.</p>

<p>Bu konuyu örneklendiren Prof. Dr. Tarlacı, “Bir gülü düşündüğümüzde, rengi beynin görme merkezlerinde, kokusu farklı bölgelerde, dokusu başka alanlarda, o güle ilişkin anılar ise hafızadan sorumlu bölgelerde işlenir. Yani tek bir düşünce bile beynin çok sayıda bölgesinin aynı anda çalışmasını gerektirir. Öğrenme de benzer şekilde beynin tamamına yayılan, geçmiş deneyimler, duygular ve yeni bilgilerle sürekli değişen dinamik bir süreçtir. Bu nedenle bugün sahip olduğumuz teknolojiyle bir bilgiyi doğrudan çiple beyne yüklemek mümkün görünmemektedir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>İnsan beynini tamamen</p>

<p>kopyalamak günümüz</p>

<p>teknolojisinin çok ötesinde!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzleri konuşulurken yapay zekânın da sıkça gündeme geldiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, bu iki kavram birbirinden farklı olduğunu söyledi.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Tarlacı, “Günümüzde ChatGPT, Gemini veya benzeri sistemler çoğunlukla büyük dil modelleri olarak çalışır. Çok büyük miktarda veriyi analiz ederek dil kalıplarını öğrenir ve buna uygun yanıt üretir. Ancak bunların insan beyni gibi bilinçleri, öznel deneyimleri ya da duyguları yoktur. Bilgisayarlar beynin yalnızca belirli hesaplama özelliklerini taklit edebilir. İnsan beyninin karmaşık çalışma biçimini bütünüyle kopyalamaları ise günümüz teknolojisinin çok ötesindedir.” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Beyin çiplerinin amacı zihin</p>

<p>kontrolü değil, felçli hastalara</p>

<p>bağımsızlık kazandırmak!</p>

<p></p>

<p>Beyin-bilgisayar arayüzlerinin temel amacının insanların düşüncelerini kontrol etmek ya da beyne bilgi yüklemek olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Asıl hedef felç, ALS, omurilik yaralanması veya benzeri nedenlerle hareket edemeyen kişilerin günlük yaşamlarını daha bağımsız sürdürebilmelerini sağlamaktır.” dedi.</p>

<p>Gelecekte bu teknoloji sayesinde hastaların yalnızca düşünceleriyle bilgisayar kullanabilmesi, yazı yazabilmesi, tekerlekli sandalyesini kontrol edebilmesi veya robotik yardımcı cihazları yönetebilmesinin mümkün olabileceğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Ancak ‘çiple yabancı dil öğrenmek’, ‘insanların düşüncelerini değiştirmek’ ya da ‘beyni uzaktan kontrol etmek’ gibi iddialar bugünkü bilimsel bilgilerle desteklenmiyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/beyin-sinyalleri-yaklasik-100-yildir-kaydediliyor.jpg" type="image/jpeg" length="94857"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hacamat uygulaması hekim kontrolü ve steril ortamda yapılmalı’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) uygulamaları arasında yer alan hacamat, son yıllardan destekleyici tedavi yöntemi olarak ilgi görüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak uzmanlar, işlemin bilinçsizce yaptırılmasının sağlık açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Erhan Özfidan, hacamatın yalnızca uygun hastalarda, hekim değerlendirmesi sonrasında ve steril şartlarda uygulanması gerektiğini belirtti. Dr. Erhan Özfidan, "Hacamat, cilt üzerine yerleştirilen özel kupalarla vakum oluşturulduktan sonra yüzeysel cilt çizikleri aracılığıyla kontrollü şekilde uygulanan bir GETAT yöntemidir. Her hastaya uygun değildir ve mutlaka hekim muayenesi sonrasında planlanmalıdır." dedi.</p>

<p>Dr. Özfidan, hacamatın özellikle bazı kas-iskelet sistemi ağrıları, kronik ağrı yakınmaları ve uygun görülen bazı durumlarda destekleyici amaçla uygulanabildiğini, ancak tek başına tedavi yöntemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Modern tıbbi tedavilerin yerine geçmediğini, gerektiğinde diğer tedavi yöntemleriyle birlikte planlandığını vurguladı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Steril şartlar büyük önem taşıyor</p>

<p></p>

<p>Hacamat uygulamasında hijyen kurallarının vazgeçilmez olduğunu belirten Dr. Erhan Özfidan, tek kullanımlık malzemelerle ve steril ortamda gerçekleştirilmeyen işlemlerin enfeksiyon ve kanama gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Dr. Özfidan, "Kan sulandırıcı ilaç kullananlar, kanama bozukluğu bulunanlar, ileri derecede kansızlığı olanlar, aktif enfeksiyonu bulunanlar ve hekim tarafından uygun görülmeyen kişilerde hacamat uygulanmamalıdır. İşlem öncesinde hastanın sağlık durumu ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Hekim kontrolü ihmal edilmemeli</p>

<p></p>

<p>Hacamatın Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen kurallar çerçevesinde uygulanması gerektiğini belirten Dr. Erhan Özfidan, hastaların sağlıklarını riske atmamak adına yetkisiz kişiler tarafından yapılan uygulamalardan uzak durmaları gerektiğini söyledi. Dr. Özfidan, "Hacamat doğru endikasyonda, doğru hastaya ve uygun şartlarda uygulandığında destekleyici bir yöntem olabilir. Ancak en önemli nokta, işlemin mutlaka hekim kontrolünde ve bilimsel yaklaşım doğrultusunda gerçekleştirilmesidir" şekilde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/hacamat-uygulamasi-hekim-kontrolu-ve-steril-ortamda-yapilmali.jpg" type="image/jpeg" length="89011"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Menopoz, omurganızı sizden önce yaşlandırıyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Menopoz sürecinin yalnızca hormonal değişikliklerle sınırlı olmadığını; kemik, kas ve omurga sağlığını da etkileyebildiğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, doğru planlanmış egzersizlerin ve güçlü sırt kaslarının omurga sağlığının korunmasında önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Menopoz sonrası dönemde bazı kadınlarda zaman içinde boy kaybı, omuzların öne doğru düşmesi ve postür değişiklikleri görülebileceğini belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, bu değişikliklerin yalnızca yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Özcan, "Menopozla birlikte kemik kaybı hızlanabilir. Ancak sorun yalnızca kemik mineral yoğunluğundaki azalma değildir. Yaşla birlikte omurlar arasındaki disklerde sıvı azalması, dejeneratif değişiklikler gelişmesi, omurga çevresindeki kasların ve özellikle sırt ekstansörlerinin zayıflaması, postürün bozulması ve bazen belirti vermeden gelişebilen küçük omurga çökme kırıkları da boy ve duruş değişikliklerine yol açabilir. Özellikle kısa sürede gelişen veya ölçümlerle doğrulanan belirgin boy kayıpları, osteoporoz ve sessiz omurga kırıkları açısından değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Aynadaki postür değişiklikleri</p>

<p>göz ardı edilmemeli"</p>

<p></p>

<p>Günlük yaşam sırasında fark edilen bazı değişikliklerin omurga sağlığı açısından uyarıcı olabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Özcan, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>"Duvara yaslanıldığında başın duvara rahatça temas etmemesi, omuzların öne doğru düşmesi, sırt bölgesindeki eğriliğin artması, uzun süre ayakta kalındığında sırt ağrısı oluşması veya kişinin eskiye göre daha çabuk yorulması değerlendirilmesi gereken bulgulardır. Eski kıyafetlerin boyunun değişmiş gibi hissedilmesi, üst raflara uzanmakta zorlanma veya günlük hareketlerde belirginleşen kısıtlılıklar da postür ve omurga fonksiyonlarındaki değişikliklere işaret edebilir. Bu bulgular tek başına osteoporoz ya da omurga kırığı tanısı koydurmaz; ancak ayrıntılı bir kas-iskelet sistemi değerlendirmesi yapılmasını gerektirebilir."</p>

<p></p>

<p>"Sadece dik durmak yetmez"</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı yaştaki kadınların kemik yoğunluğu, kas kuvveti, denge yeteneği ve omurga fonksiyonlarının birbirinden oldukça farklı olabileceğini belirten Özcan, fiziksel hareketsizliğin önemli ve değiştirilebilir bir risk faktörü olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>"Yetersiz fiziksel aktivite, direnç egzersizlerinin yapılmaması ve sırt kaslarının yeterince çalıştırılmaması, kas kuvvetindeki azalmayı hızlandırabilir ve postürün bozulmasına katkıda bulunabilir. Ancak bu değişiklikleri yalnızca hareketsizliğe bağlamak doğru değildir. Yaş, genetik yatkınlık, östrojen düzeylerindeki azalma, beslenme, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı, bazı ilaçlar ve kronik hastalıklar da kemik ve omurga sağlığını etkileyebilir. Bu nedenle yalnızca dik durmaya çalışmak yeterli değildir; dik durmayı sağlayan kasların güvenli ve düzenli biçimde güçlendirilmesi gerekir."</p>

<p></p>

<p>"Kişiye özel egzersiz</p>

<p>planı omurgayı korur"</p>

<p></p>

<p>Menopoz döneminde erken değerlendirme ve kişiye özel egzersiz programlarının önemine dikkat çeken Özcan, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>"Postür analizi, omurga hareketliliğinin değerlendirilmesi, kas kuvvet testleri ve denge ölçümleriyle mevcut sorunlar erken dönemde belirlenebilir. Kişinin yaşı, kemik sağlığı, eşlik eden hastalıkları ve fiziksel kapasitesi dikkate alınarak hazırlanacak egzersiz programlarında direnç egzersizlerine, sırt ekstansör kaslarını güçlendiren çalışmalara, denge eğitimine ve ağırlık taşıyan güvenli aktivitelere yer verilmelidir. Uygun hastalarda pilates ve diğer tedavi edici egzersiz yöntemlerinden de yararlanılabilir."</p>

<p></p>

<p>"Doğru egzersiz düşme</p>

<p>riskini azaltabilir"</p>

<p></p>

<p>Egzersizin osteoporoz tedavisinin alternatifi değil, önemli bir parçası olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Didem Sezgin Özcan, "Doğru planlanmış egzersiz; kas kuvvetinin, postürün, dengenin ve günlük yaşam fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlar. Düşme riskini azaltabilir ve kemik sağlığını destekleyebilir. Bununla birlikte osteoporozu veya yüksek kırık riski bulunan hastalarda gerekli ilaç tedavileri ihmal edilmemelidir. Kişinin risk faktörlerine göre kemik mineral yoğunluğu ölçümü ve omurga kırığı değerlendirmesi planlanmalıdır. Düzenli egzersiz, yeterli kas kuvveti ve erken değerlendirmeyle menopoz sonrası dönemde omurga fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 18:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/menopoz-omurganizi-sizden-once-yaslandiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="26447"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Gizli kalp hastalığı, tek bir hastalık değil’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Merdivenleri eskisine göre daha yavaş çıkmak, günün sonunda daha çabuk yorulmak ya da kısa süreli kalp çarpıntıları yaşamak çoğu zaman önemsenmeyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kişiler günlük yaşam temposunu farkında olmadan düşürüyor; daha az yürüyor, asansörü daha sık kullanıyor veya yorucu işlerden kaçınmaya başlıyor. Böylece vücudun verdiği küçük sinyaller günlük hayatın içinde göz ardı edilerek alışılmış hale gelebiliyor. Oysa kalp hastalıklarının her zaman şiddetli göğüs ağrısı ya da belirgin nefes darlığı ile ortaya çıkmadığının bilinmesi gerekiyor. Kimi zaman kişi kendisini tamamen sağlıklı hissederken, kalp ve damarlarındaki sorunlar sessizce ilerleyebiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Burak Onan, belirti vermeden ilerleyebilen kalp hastalıkları ve dikkat edilmesi gereken işaretler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Halk arasında kullanılan “gizli kalp hastalığı” ifadesi, tıpta tek bir hastalığın adı değildir. Bu tanım; belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyen veya verdiği küçük işaretler fark edilmediği için geç tanı alan kalp ve damar hastalıklarını ifade etmektedir. Kalbi besleyen damarlardaki daralmalar, bazı kalp kapak hastalıkları, ritim bozuklukları ve kalpten çıkan ana damardaki genişlemeler uzun süre sessiz seyredebilmektedir. Bazı kişilerde kalp hastalıkları, rutin muayene sırasında duyulan bir kalp sesiyle, tansiyon kontrolü sırasında, ameliyat öncesi yapılan değerlendirmelerde veya başka bir nedenle gerçekleştirilen görüntüleme tetkiklerinde tesadüfen saptanabilmektedir. Bu nedenle kişinin belirgin bir yakınmasının olmaması, kalbiyle ilgili herhangi bir sorun bulunmadığı anlamına gelmemektedir.</p>

<p></p>

<p>Kalp bazen küçük</p>

<p>değişikliklerle</p>

<p>sinyal veriyor</p>

<p></p>

<p>Kalp hastalıkları belirti verdiğinde bile bu işaretler her zaman kolay fark edilmeyebilir. Daha önce rahatlıkla yapılan bir yürüyüşte çabuk yorulmak, merdiven çıkarken kısa süreli nefes darlığı yaşamak, göğüste baskı veya huzursuzluk hissi, zaman zaman ortaya çıkan çarpıntılar, baş dönmesi ya da efor kapasitesinde azalma göz ardı edilebilmektedir. Bu değişiklikler çoğu zaman yaşa, yoğun çalışma temposuna, uykusuzluğa veya strese bağlanabilmektedir. Önemli olan tek bir yorgunluk anı değil, kişinin kendi normal yaşam düzenine göre ortaya çıkan değişimdir. Aynı mesafeyi yürümekte zorlanmak, günlük işleri daha sık mola vererek yapmak ya da daha önce sorun yaratmayan hareketlerden kaçınmaya başlamak, vücudun verdiği önemli uyarılar arasında yer alabilir. Bu belirtiler her zaman kalp hastalığı anlamına gelmese de, tekrarlamaları veya giderek belirginleşmeleri halinde mutlaka değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Her kalp hastalığı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p> farklı belirtilerle</p>

<p>ortaya ÇIkabiliyor</p>

<p></p>

<p>Kalbi besleyen damarlardaki daralmalar bazı kişilerde göğüs ağrısı yerine yalnızca efor sırasında çabuk yorulma şeklinde kendini gösterebilir. Kalp kapak hastalıkları nefes darlığı veya günlük aktivitelerde yavaşlama ile ortaya çıkabilirken, ritim bozuklukları aralıklı çarpıntılarla kendini belli edebilir. Kalpten çıkan ana damardaki genişlemeler ise çoğu zaman başka nedenlerle yapılan görüntülemelerde tesadüfen saptanabilmektedir. Bu nedenle kalp hastalıklarını düşündüren tek ve değişmez bir belirti yoktur. Kişinin risk faktörleriyle birlikte günlük yaşamındaki değişikliklerin de dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>Bu risk faktörleri varsa</p>

<p>daha dikkatli olun</p>

<p></p>

<p>Ailesinde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunanlar, yüksek tansiyon, diyabet veya yüksek kolesterol sorunu yaşayanlar, sigara kullananlar ve hareketsiz bir yaşam sürenler kalp ve damar hastalıkları açısından daha yüksek risk taşımaktadır. Fazla kilo, ilerleyen yaş ve uzun süredir kontrol altında olmayan kronik sağlık sorunları da riski artırabilmektedir. Daha önce kalp hastalığı tanısı almış, kalp kapağında sorun olduğu söylenmiş, stent uygulanmış veya kalp ameliyatı geçirmiş kişilerin kendilerini iyi hissetseler bile önerilen kontrollerini aksatmaması büyük önem taşımaktadır. Çünkü bazı kalp hastalıklarında tedavi zamanı yalnızca şikâyetlere göre değil, kalbin yapısında ve çalışma düzeninde meydana gelen değişikliklere göre belirlenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kalp kontrolleri kişiye</p>

<p>özel planlanmalı</p>

<p></p>

<p>Kalp değerlendirmesi, herkese aynı şekilde uygulanan standart bir tetkik paketi olarak düşünülmemelidir. Kontroller; kişinin yaşı, şikâyetleri, aile öyküsü ve risk faktörleri dikkate alınarak planlanmalıdır. İlk değerlendirmede muayene, tansiyon ölçümü ve gerekli kan testleri yol gösterici olabilir. Gerektiğinde EKG ile kalbin ritmi, ekokardiyografi ile kalbin yapısı ve kapakları incelenebilir. Bulgular doğrultusunda efor testi, ritim holteri veya ileri görüntüleme yöntemleri de planlanabilmektedir. Herhangi bir şikâyeti olmayan herkese tüm testlerin yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Asıl amaç, riskleri doğru belirlemek ve kişiye gerçekten gerekli olan incelemeleri doğru zamanda uygulamaktır. Böylece hem gereksiz tetkiklerden kaçınılabilir hem de önemli bir bulgunun gözden kaçma riski azaltılabilir.</p>

<p></p>

<p>Kendinizi iyi hissetseniz</p>

<p>bile kalp kontrollerinizi</p>

<p>ertelemeyin</p>

<p></p>

<p>Kalp hastalıklarında erken dönemde fark edilen değişiklikler, gerekli önlemlerin alınmasına ve tedavinin zamanında planlanmasına yardımcı olabilmektedir. Özellikle risk faktörü bulunan kişilerin hekimleri tarafından önerilen kontrol aralıklarına uyması büyük önem taşımaktadır. Yeni başlayan veya giderek artan nefes darlığı, efor sırasında ortaya çıkan göğüs rahatsızlığı, çarpıntı, bayılma ya da ayaklarda şişlik gibi belirtiler varsa değerlendirme ertelenmemelidir. Ani ve şiddetli göğüs ağrısı, aniden gelişen nefes darlığı, bayılma veya soğuk terlemeyle birlikte görülen belirgin rahatsızlık hissi ise acil tıbbi değerlendirme gerektirebilir. Kalbin verdiği işaretleri fark etmek için yalnızca ağrıya değil, günlük yaşamda ortaya çıkan küçük ancak kalıcı değişikliklere de dikkat edilmelidir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/gizli-kalp-hastaligi-tek-bir-hastalik-degil2.jpg" type="image/jpeg" length="45252"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yanlış oturma pozisyonu bel bölgesine binen yükü artırabilir’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatili için uzun yola çıkan milyonlarca kişi, trafik güvenliği kadar omurga sağlığına da dikkat etmeli.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Saatlerce aynı pozisyonda araç kullanmanın veya yolculuk etmenin bel ve boyun bölgesinde fark edilmeden gelişen sorunlara yol açabileceğini belirten Medical Point Gaziantep Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, alınacak basit önlemlerle ağrı ve sakatlanma riskinin önemli ölçüde azaltılabileceğini söyledi.</p>

<p>Uzun süre hareketsiz kalmanın omurgaya binen yükü artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, özellikle 3-4 saati aşan yolculuklarda bel çevresindeki kasların yorulduğunu, omurlar arasındaki diskler üzerindeki basıncın arttığını ve bunun yolculuk sonrasında bel ağrısı, kas spazmı ya da mevcut bel rahatsızlıklarının alevlenmesiyle sonuçlanabileceğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>Ağrı hemen başlamayabilir</p>

<p></p>

<p>Bel sorunlarının her zaman yolculuk sırasında ortaya çıkmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, "Pek çok kişi tatil yerine ulaştıktan bir ya da iki gün sonra belinde tutukluk, hareket kısıtlılığı veya ağrı hissetmeye başlıyor. Bunun nedeni, uzun süre aynı pozisyonda kalmaya bağlı olarak kasların ve bağ dokularının zorlanmasıdır. Özellikle bel fıtığı öyküsü bulunanlar, masa başı çalışanlar ve ileri yaş grubundaki kişiler daha dikkatli olmalıdır." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Sadece sürücüler değil</p>

<p>yolcular da risk altında</p>

<p></p>

<p>Riskin yalnızca direksiyon başındaki sürücüler için geçerli olmadığını belirten Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, uzun süre arka koltukta ya da ön yolcu koltuğunda hareketsiz oturmanın da benzer sorunlara neden olabileceğini söyledi. "Yolculuk boyunca yanlış oturma pozisyonu, cüzdanın arka cepte taşınması, koltuğun gereğinden fazla geriye yatırılması veya uzun süre bacak bacak üstüne atılması bel bölgesine binen yükü artırabilir. Bu durum zamanla kas dengesini bozarak ağrıya zemin hazırlayabilir."</p>

<p></p>

<p>Her iki saatte bir mola verin</p>

<p></p>

<p>Uzun yolculuklarda düzenli molaların büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, şu önerilerde bulundu:</p>

<p>Her 2 saatte bir en az 10-15 dakika araçtan inerek yürüyüş yapın.</p>

<p>Belinizi destekleyen uygun oturma pozisyonunu tercih edin.</p>

<p>Direksiyon veya koltuk mesafesini diz ve kalça eklemlerini zorlamayacak şekilde ayarlayın.</p>

<p>Yolculuk boyunca yeterli miktarda su tüketin.</p>

<p>Mola sırasında bel, kalça ve arka bacak kaslarını esneten basit egzersizler yapın.</p>

<p>Tatil yerine ulaştığınızda ağır valizleri ani hareketlerle kaldırmaktan kaçının.</p>

<p>Ağrı varsa ihmal etmeyin</p>

<p>Yolculuk sonrasında birkaç gün içinde geçmeyen bel ağrısı, bacağa yayılan uyuşma, karıncalanma veya kuvvet kaybı gibi şikâyetlerin dikkate alınması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, "Bu belirtiler basit bir kas yorgunluğunun ötesinde, altta yatan bir omurga probleminin işareti olabilir. Erken dönemde yapılacak fizik tedavi ve rehabilitasyon değerlendirmesi sayesinde hem ağrının kronikleşmesi önlenebilir hem de kişinin günlük yaşamına daha kısa sürede dönmesi sağlanabilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yaz tatilinin keyfinin sağlık sorunlarıyla gölgelenmemesi için yolculuk planı kadar omurga sağlığının da planlanması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Özer Erzurumluoğlu, "Küçük önlemlerle uzun yolculukların vücutta oluşturduğu yükü azaltmak mümkündür. Hareket etmeyi ihmal etmeyin; omurganız da tatilden sağlıklı dönsün." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/yanlis-oturma-pozisyonu-bel-bolgesine-binen-yuku-artirabilir2.jpg" type="image/jpeg" length="38494"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Egzersiz, omurga romatizmasında önemli bir rol oynuyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, erken tanı ve kişiye özel planlanan bütüncül tedavi yaklaşımının hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Koca, "Özellikle genç erkeklerde görülen ve sabah saatlerinde belirginleşen bel ağrısı ile tutukluk, halk arasında ‘omurga romatizması' olarak bilinen ankilozan spondilitin en önemli erken belirtileri arasında yer alıyor" dedi.</p>

<p>Ankilozan spondilitin omurgayı ve leğen kemiği eklemlerini etkileyen kronik iltihaplı bir romatizmal hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Koca, hastalığın genellikle 20-40 yaş arasında başladığını ve erkeklerde daha sık görüldüğünü belirtti. Sabahları yarım saatten uzun süren tutukluk, dinlenmekle artan ancak hareket ettikçe azalan bel ağrısı, gece uykudan uyandıran ağrılar ve zamanla gelişen hareket kısıtlılığının hastalık açısından en önemli uyarı işaretleri olduğunu vurgulayan Koca, bu yakınmaların uzun süre devam etmesi halinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bel ağrısının çoğu zaman kas zorlanması veya bel fıtığıyla karıştırılabildiğini dile getiren Prof. Dr. Koca, tanıda yaşanan gecikmenin omurgada kalıcı hareket kısıtlılığına, duruş bozukluklarına ve günlük yaşam aktivitelerinde belirgin azalmaya yol açabileceğini söyledi. Erken dönemde başlanan tedavinin ise ağrının kontrol altına alınmasının yanı sıra omurga hareketliliğinin korunmasına ve hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasına önemli katkı sağladığını kaydetti.</p>

<p>Tedavinin yalnızca ilaç kullanımından ibaret olmadığını belirten Prof. Dr. Koca, düzenli egzersiz, fizik tedavi ve rehabilitasyonun yanı sıra hastaya özel planlanan bütüncül tedavi yaklaşımının da önemli olduğunu söyledi. Manuel terapi, akupunktur, nöralterapi ve ozon tedavisi gibi tamamlayıcı uygulamaların kişiye özel tedavi planına entegre edilebildiğini ifade eden Koca, yaşam tarzı düzenlemelerinin de tedavinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu belirtti.</p>

<p>Beslenmenin de tedavi sürecinde önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Prof. Dr. Koca, rafine şeker ve yüksek oranda işlenmiş gıdalardan uzak durulmasının, doğal ve dengeli beslenmenin benimsenmesinin, sebze, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme düzeninin tercih edilmesinin genel sağlık ve inflamasyonun kontrolü açısından önem taşıdığını söyledi. Bağırsak sağlığını destekleyen beslenme alışkanlıklarının, ideal kilonun korunmasının, sigaranın bırakılmasının, düzenli uykunun ve stres yönetiminin bütüncül tedavi yaklaşımının önemli bileşenleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Koca, "Sabah bel ağrısı ve tutukluğu çoğu zaman önemsenmiyor. Oysa özellikle genç erkeklerde görülen, üç aydan uzun süren, dinlenmekle artan ve hareket ettikçe azalan bel ağrısı ankilozan spondilit açısından önemli bir uyarıdır. Erken tanı ve kişiye özel planlanan bütüncül tedavi sayesinde hastalar hem omurga hareketlerini koruyabilir hem de aktif ve kaliteli bir yaşam sürdürebilir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyor</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/21-temmuz/egzersiz-omurga-romatizmasinda-onemli-bir-rol-oynuyorq.jpg" type="image/jpeg" length="31525"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘12 santimlik kısalık ve deformeyi başarıyla düzelttik’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep'in İslahiye ilçesinde sağ ayağında doğuştan kısalık ve deformite olan 65 yaşındaki hasta, ilçe devlet hastanesinde yapılan başarılı operasyonla sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ameliyat sonucunda bacağında bulanan 12 santimlik kısalık ve deformite düzeltilen hasta, doktorlar ve hemşirelere teşekkür etti.</p>

<p>Gaziantep'in İslahiye ilçesinde yaşayan ve doğuştan bacak kısalığı ve deformitesi bulunan 3 çocuk annesi 65 yaşındaki Sultan Kazak, 10 yaşında olduğu ameliyata rağmen sağlığına kavuşamadı. Yıllar boyunca pek çok hastaneye giden ve bacak kısalığı ile deformiteye bir türlü çözüm bulamayan Sultan Kazak, son olarak İslahiye Devlet Hastanesi'ne başvurdu. Hastanede, Ortopedi Uzmanı Op. Dr. Celalettin Ölke tarafından muayene edilen Kazak'ın bacak uzatma ve deformite ameliyatı olmasına karar verildi.</p>

<p></p>

<p>Başarılı operasyonla yıllar</p>

<p>sonra sağlığına kavuştu</p>

<p></p>

<p>İslahiye Devlet Hastanesi'nde Op. Dr. Celalettin Ölke, anestezi doktoru Birsen Limon, hemşireler Sibel Tunç, Mehmet Emin Kaya, Erkan Kurtoğlu ve Ayşe Ateş ille tekniker Fatoş Çakmak'ın katılımıyla 9 Temmuz tarihinde başarılı bir ameliyat yapıldı. Ameliyat sonucunda bacakta bulanan 12 santimlik kısalık ve deformite düzeltildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Doktorlar, hemşireler</p>

<p>ve hastane çalışanlarına</p>

<p>teşekkür etti</p>

<p></p>

<p>Operasyonun ardından yıllar sonrası sağlığına kavuşan ve daha rahat yürümeye başlayan Sultan Kazak, doktorlar, hemşireler ve hastane çalışanlarına teşekkür etti. İha</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/20-temmuz/12-santimlik-kisalik-ve-deformeyi-basariyla-duzelttik2.jpg" type="image/jpeg" length="47562"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Motor becerilerde gerilik ve tekrarlayıcı davranışlar normal değil’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/motor-becerilerde-gerilik-ve-tekrarlayici-davranislar-normal-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/motor-becerilerde-gerilik-ve-tekrarlayici-davranislar-normal-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, nörogelişimsel bozuklukların, çocukların bilişsel, sosyal, dil, motor ve davranışsal gelişimini etkileyen gelişimsel durumlar arasında yer aldığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Motor becerilerde gerilik, günlük yaşamda işlevsellikte azalma ve tekrarlayıcı davranışların bu bozuklukların ortak belirtileri olduğuna dikkat çeken Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Kısıtlı ve yoğun ilgi alanları, yeniliklere karşı direnç, tekrarlayıcı davranışlar ve takıntılı özellikler de bu grubun ortak belirtileri arasında yer alır.” dedi. Otizm Spektrum Bozukluğunun ise bu grubun en sık görülen tablolarından biri olarak öne çıktığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kilit, erken tanı ve uygun desteğin, çocukların gelişim sürecinde önemli rol oynadığını vurguladı.</p>

<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, nörogelişimsel bozuklukların türleri, ortak belirtileri ve özellikle otizmde görülen dikkat çekici fiziksel ve davranışsal belirtiler hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Nörogelişimsel bozukluklar</p>

<p>çocukların gelişiminin</p>

<p>birçok alanını etkiliyor!</p>

<p></p>

<p>Nörogelişimsel bozuklukların, çocukluk döneminde başlayan ve bireyin bilişsel, sosyal, dil, motor ve davranışsal gelişimini etkileyen bir grup gelişimsel durum olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Neriman Kilit, “Tıbbi literatürde, özellikle DSM-5 tanı kriterlerine göre bu bozukluklar altı ana başlık altında incelenir.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Kilit bu bozuklukları şöyle açıkladı:</p>

<p>“Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Özgül Öğrenme Güçlüğü (disleksi, disgrafi gibi), Dil ve İletişim Bozuklukları, Anlıksal (Zekâ) Yetersizlikleri ile Motor Bozukluklar (tik bozuklukları ve Tourette Sendromu gibi) olarak sıralanır.”</p>

<p></p>

<p>Motor becerilerde gerilik ve</p>

<p>tekrarlayıcı davranışlar,</p>

<p>nörogelişimsel bozuklukların</p>

<p>ortak belirtileri!</p>

<p></p>

<p>Her bir nörogelişimsel bozukluğun kendine özgü belirtileri bulunsa da, bu hastalık grubunda bazı ortak özelliklerin dikkat çektiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Kilit, şunları söyledi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Çocuklarda el yazısı yazma, düğme ilikleme gibi hem ince motor becerilerde hem de denge kurma, yürüme, koşma gibi kaba motor becerilerde gelişimsel gerilikler veya koordinasyon sorunları görülebilir. Bunun yanında günlük yaşam becerilerinde ve işlevsellikte sınırlılıklar yaşanabilir. Kısıtlı ve yoğun ilgi alanları, yeniliklere karşı direnç, tekrarlayıcı davranışlar ve takıntılı özellikler de bu grubun ortak belirtileri arasında yer alır.”</p>

<p></p>

<p>Otizmde parmak ucunda</p>

<p>yürüme, en dikkat çekici</p>

<p>fiziksel belirtilerden biri!</p>

<p></p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu'nda hem davranışsal hem de fiziksel belirtilerin birlikte değerlendirilebileceğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “En sık karşılaşılan fiziksel bulgulardan biri parmak ucunda yürümedir ve bu durum kaba motor gelişim farklılıklarının önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilir.” dedi.</p>

<p>Davranışsal bulgulara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Kilit, “El çırpma, sallanma gibi aynı hareketlerin sürekli tekrarlanması, belirli konulara yönelik yoğun ve sınırlı ilgi alanları geliştirilmesi, günlük rutinlere aşırı bağlılık ve bu rutinlerin bozulmasına karşı belirgin tepki verilmesi öne çıkan özelliklerdir. Ayrıca bazı çocuklarda ince motor becerilerin akranlarına göre daha yavaş geliştiği ve günlük yaşam becerilerinde destek gereksiniminin ortaya çıkabildiği gözlemlenebilir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/motor-becerilerde-gerilik-ve-tekrarlayici-davranislar-normal-degil</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/20-temmuz/motor-becerilerde-gerilik-ve-tekrarlayici-davranislar-normal-degil22.jpg" type="image/jpeg" length="72170"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hurma; içerdiği lifler, vitaminler ve minerallerle harika bir alternatif!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/hurma-icerdigi-lifler-vitaminler-ve-minerallerle-harika-bir-alternatif</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/hurma-icerdigi-lifler-vitaminler-ve-minerallerle-harika-bir-alternatif" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[21 Temmuz Abur Cubur Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Muhsin Konuk, son yıllarda tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklar yerine hurmayı tercih etmeye başladığını belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bunun temel nedeninin hurmanın doğal enerji sağlaması, lif bakımından zengin olması ve yapay katkı maddeleri içermemesi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Konuk, "Hurma, rafine şekere karşı güçlü bir alternatif ancak porsiyon kontrolü şart. Hurma tek başına mucizevi bir besin olarak görülmemeli ancak sağlıklı beslenmenin değerli bir parçasıdır." dedi.</p>

<p>Hurmanın gebeliğin son dönemlerinde de dikkat çekici etkileri bulunduğunu, bilimsel araştırmaların doğum sürecini destekleyebileceğine işaret ettiğini kaydeden Konuk, “Özellikle gebeliğin son haftalarında hamile kadınlar için kullanımı önerilir.” diye konuştu.</p>

<p>Moleküler Biyoloji ve Genetik (İngilizce) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhsin Konuk, 21 Temmuz Abur Cubur Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Hurma temiz içerikli</p>

<p>doğal bir enerji kaynağı</p>

<p></p>

<p>Tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklardan uzaklaşarak hurma gibi doğal besinlere yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Tüketicilerin ultra işlenmiş atıştırmalıklar yerine hurmaya yönelmesinin temel nedeni; hurmanın kan şekerini aniden yükseltmeden doğal ve uzun süreli enerji sağlaması, lif açısından zengin olması ve kanser ile obezite gibi hastalıkları tetikleyen yapay katkı maddelerinden tamamen arınmış ‘temiz içerikli’ bir gıda olmasıdır.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Hurma besleyici bir</p>

<p>meyvedir ancak mucizevi</p>

<p>bir besin değildir</p>

<p></p>

<p>Hurmanın son yıllarda "süper gıda" olarak anıldığını ancak bu kavramın doğru değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Dr. Konuk, “Hurma, zengin lif, vitamin, mineral ve antioksidan profiliyle oldukça besleyici bir meyvedir. Kan şekerini hızla yükseltebilen yüksek fruktoz ve glukoz içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmelidir. Sağlıklı bir beslenmede değerli bir tamamlayıcıdır ancak tek başına mucizevi bir ‘süper gıda’ olarak görülmemelidir.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Hurmanın yüksek diyet lifi sayesinde sindirim sistemini desteklediğini ve uzun süre tokluk hissi sağladığını söyleyen Prof. Dr. Konuk, şöyle devam etti:</p>

<p>“Yüksek diyet lifi (özellikle pektin) içerdiği için bağırsak hareketlerini düzenler, sindirime yardımcı olur ve uzun süre tok tutarak kilo kontrolünü kolaylaştırır. Hücre yenilenmesi ve sinir sistemi için faydalı olan B6 vitamini açısından zengindir ve az miktarda A, C ve K vitaminleri ile folat (B9) içerir. Kalp ritmini ve kan basıncını dengelemeye yardımcı olan potasyum, kas ve kemik sağlığını destekleyen magnezyum, kansızlığı önlemeye ve vücuttaki oksijen taşıma kapasitesini artırmaya katkı sağlayan demir ile kemik ve diş minesinin güçlenmesinde kritik rol oynayan kalsiyum ve fosfor içerir.”</p>

<p></p>

<p>Rafine şekere alternatif</p>

<p>olabilir ancak miktarına</p>

<p>dikkat edilmeli</p>

<p></p>

<p>Hurmanın beyaz şekere göre çok daha besleyici bir alternatif olduğunu belirten Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Hurma; içerdiği lifler, vitaminler ve minerallerle rafine şekere göre besin değeri yüksek, harika bir alternatif olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, hurma yüksek oranda doğal şeker içermektedir. Hurma şeker alternatifi olarak kullanılacaksa, hamur işlerinde, keklerde ve tatlılarda püre haline getirilerek veya hurma özü/şurubu formunda beyaz şekere alternatif olarak kullanılabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Kan şekeri kontrolü açısından da önemli uyarılarda bulunan Konuk, "Günlük porsiyon kontrolü mutlaka yapılmalıdır. Yaklaşık üç orta boy hurma bir porsiyon olarak kabul edilebilir. Kan şekerinin ani yükselmesini önlemek amacıyla ceviz, badem gibi yağlı tohumlarla veya süt, yoğurt gibi protein kaynaklarıyla birlikte tüketilmesi önerilir. Bu kombinasyonlar şekerin kana karışma hızını yavaşlatmaktadır." dedi.</p>

<p></p>

<p>Sporcular için doğal</p>

<p>performans desteği</p>

<p>sağlayabilir</p>

<p></p>

<p>Hurmanın özellikle spor yapan bireyler için güçlü bir enerji kaynağı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Konuk, “İçeriğindeki yüksek lif, doğal şeker (fruktoz ve glukoz), potasyum ve magnezyum sayesinde sporcular ve aktif bireyler için mükemmel bir doğal enerji kaynağıdır. Sindirimi kolaydır, mideyi yormadan kas glikojen depolarını hızla doldurur ve gün içi enerji düşüşlerini engeller. Hurma, içerdiği karbohidratın yanında protein ve sağlıklı yağ kaynaklarıyla desteklendiğinde kas onarımını hızlandıran ve tokluk süresini uzatan kusursuz bir ara öğüne dönüşebilir. Antrenmandan 30-45 dakika önce tüketilen 1 porsiyon hurma egzersiz performansını zirveye taşımak için gereken enerjiyi sağlar.” ifadesinde de bulundu.</p>

<p></p>

<p>Doğal beslenme kronik</p>

<p>hastalık risklerini</p>

<p>azaltmaya katkı sağlayabilir</p>

<p></p>

<p>Doğal ve lif bakımından zengin besinlerin ağırlıkta olduğu beslenme modelinin birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Hurma gibi doğal ve lifli besinlerin ağırlıkta olduğu bir beslenme modeli, rafine şeker alımını azaltarak insülin direnci ve obezite gibi risklerin düşürülmesine yardımcı olur. Ayrıca kan basıncını düzenler, sindirimi iyileştirir ve zengin antioksidan yapısıyla kronik inflamasyonu baskılar.  Yüksek potasyum ve çözünür lif içeriği sayesinde kan basıncını dengelemeye ve kötü kolesterolü (LDL) düşürmeye destek olur. Doğal bir tatlandırıcı alternatifi sunarak şeker krizlerini engeller. Hurma, lif yapısı sayesinde düşük-orta glisemik indekse sahiptir. Bu sayede kan şekerinde ani dalgalanmalar yaratmadan dengeli bir enerji sağlar.” diye konuştu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanser ve Alzheimer gibi</p>

<p>nörodejeneratif hastalıkların</p>

<p>önlenmesine katkıda bulunuyor</p>

<p></p>

<p>Bağırsak sağlığı açısından da önemli katkılar sunduğunu belirten Prof. Dr. Konuk, "Yüksek posa oranı bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlık gibi sorunların önlenmesine yardımcı olur. Prebiyotik etkileri sayesinde yararlı bağırsak bakterilerinin gelişimini destekler. Midede uzun süre kalarak tokluk hissini artırır ve sağlıksız atıştırmalık tüketiminin azalmasına katkıda bulunur. Yapısındaki fenolik bileşikler ve flavonoidler gibi güçlü antioksidanlar, vücudu serbest radikallerin hasarına karşı koruyarak kanser ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların önlenmesine katkıda bulunur.” şeklinde sözlerini sürdürdü.</p>

<p></p>

<p>Hurma doğum</p>

<p>sürecini destekleyebilir</p>

<p></p>

<p>Hurmanın gebeliğin son dönemlerinde de dikkat çekici etkileri bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, bilimsel araştırmaların doğum sürecini destekleyebileceğine işaret ettiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Konuk, "Hurma, içerdiği oksitosin benzeri bileşikler ve oksitosin reseptörlerini uyarıcı etkisi sayesinde rahim kaslarını harekete geçirir. Bu doğal mekanizma rahim ağzının kolayca açılmasına, doğum eyleminin hızlanmasına ve doğum sonrası kanamaların azalmasına yardımcı olabilir." dedi.</p>

<p>Bilimsel çalışmalarda gebeliğin son haftalarında hurma tüketiminin olumlu sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Konuk, “Rahim ağzını uyararak tıbbi müdahaleye (suni sancı/oksitosin iğnesi) olan ihtiyacı azaltabilir. Doğum sırasındaki kasılmaların düzenli ve verimli geçmesine destek olur. Doğum sonrasında rahmin toparlanmasını kolaylaştırarak kanama riskini düşürebilir. Yüksek lif, vitamin ve mineral içeriğiyle doğum anında ihtiyaç duyulan enerjiyi sağlar. Hamileliğin son dönemlerinde (genellikle son birkaç hafta) hurma tüketimi bu hormonal etkiler nedeniyle uzmanlar tarafından sıklıkla önerilmektedir.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Meryem Suresi'ndeki</p>

<p>hurma vurgusu dikkat çekici</p>

<p></p>

<p>Hurmanın kutsal metinlerde de yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Muhsin Konuk, Meryem Suresi'nde Hz. Meryem'e doğum sırasında hurma yemesinin tavsiye edildiğini hatırlattı.</p>

<p>Prof. Dr. Konuk, "Meryem Suresi 25. ayette Hz. Meryem'e, 'Hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine taze, olgun hurmalar dökülsün. Ye, iç, gözün aydın olsun.' buyrulmaktadır. Hurma tüketen kadınlarda rahim ağzı olgunlaşması, tüketmeyen gruba göre daha olumlu olmuştur. Hurma meyvesi 13 hayati madde ve 5 çeşit vitamin, yağ asidi ve şeker içerir. Bu nedenle, mineraller açısından zengin olan bu meyve, enerji verici ve besleyici bir gıdaya ihtiyaç duyan hamile kadınlar için önerilir. Hurma ayrıca, rahmin hazırlanmasında ve rahim ağzının olgunlaşmasında etkili olan östrojen ve progesteron hormonlarını da etkiler. Hurma meyvesi enerji verici ve besleyici bir madde olduğundan, özellikle gebeliğin son haftalarında olmak üzere, hamilelik döneminde hamile kadınlar için kullanımı önerilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/hurma-icerdigi-lifler-vitaminler-ve-minerallerle-harika-bir-alternatif</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/20-temmuz/hurma-icerdigi-lifler-vitaminler-ve-minerallerle-harika-bir-alternatif.jpg" type="image/jpeg" length="64160"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sünnet basit bir işlem olarak görülmemeli’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/sunnet-basit-bir-islem-olarak-gorulmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/sunnet-basit-bir-islem-olarak-gorulmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Ürolojisi Uzmanı Op. Dr. Akın Karagözoğlu, sünnet için yaz aylarının tercih edilmesinin nedenlerini anlatarak ailelere önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların kapanmasıyla birlikte birçok aile çocuklarının sünnet işlemi için yaz tatilini tercih etmeye başladı. Uzmanlar ise sünnet için en uygun zamanın yalnızca mevsime göre değil, çocuğun sağlık durumu ve işlemin uygun şartlarda yapılmasına göre belirlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Ürolojisi Uzmanı Op. Dr. Akın Karagözoğlu, sünnetin çocukluk çağında en sık uygulanan cerrahi işlemlerden biri olduğunu belirterek, ailelerin doğru zamanda ve uygun şartlarda karar vermesi gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>"Sünnet için yaz</p>

<p>ayları sık tercih edilen</p>

<p>dönemlerden biridir"</p>

<p></p>

<p>Yaz tatilinin sünnet sonrası iyileşme süreci açısından bazı avantajlar sağlayabildiğini ifade eden Op. Dr. Akın Karagözoğlu, "Okulların kapalı olması, çocukların dinlenme sürecini daha rahat geçirmesi ve günlük aktivitelerin daha kolay planlanabilmesi nedeniyle yaz ayları aileler tarafından daha fazla tercih ediliyor. Ancak sünnet için belirleyici olan sadece mevsim değildir. Çocuğun genel sağlık durumu, yaşı ve işlemin uygun şartlarda yapılması büyük önem taşır" dedi.</p>

<p>Sünnetin her ne kadar sık uygulanan bir işlem olsa da cerrahi bir uygulama olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Akın Karagözoğlu, "Sünnet mutlaka steril hastane ortamında, deneyimli hekimler tarafından yapılmalıdır. Uygun olmayan şartlarda yapılan işlemler kanama, enfeksiyon ve istenmeyen sonuçlara neden olabilir" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Havuz ve deniz için iyileşme süreci beklenmeli"</p>

<p>Yaz aylarında ailelerin en çok merak ettiği konulardan birinin sünnet sonrası deniz ve havuz kullanımı olduğunu belirten Op. Dr. Karagözoğlu, "Sünnet sonrası yara bölgesinin tamamen iyileşmesi beklenmelidir. İyileşme tamamlanmadan havuz ve denize girilmesi enfeksiyon riskini artırabilir. Bu nedenle ailelerin mutlaka hekim önerilerine uyması gerekir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Sünnet öncesi</p>

<p>çocuk ürolojisi</p>

<p>değerlendirmesi önemli"</p>

<p></p>

<p>Bazı çocuklarda sünnet öncesinde mutlaka uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Akın Karagözoğlu, "Hipospadias olarak bilinen peygamber sünneti, gömük penis veya bazı doğumsal farklılıklar bulunan çocuklarda sünnet kararı dikkatle verilmelidir. Bu gibi durumlarda sünnet derisi ileride yapılacak tedaviler için önem taşıyabilir" dedi.</p>

<p>Ailelere sünnet öncesinde çocuk ürolojisi uzmanına başvurmaları çağrısında bulunan Op. Dr. Akın Karagözoğlu, "Doğru planlama, uygun cerrahi şartlar ve uzman yaklaşımı ile sünnet süreci çocuklar için daha sağlıklı ve konforlu şekilde tamamlanabilir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/sunnet-basit-bir-islem-olarak-gorulmemeli</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 14:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/18-temmuz/sunnet-basit-bir-islem-olarak-gorulmemeli2.jpg" type="image/jpeg" length="39703"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hava almayan kıyafetler tercih etmeyin!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/hava-almayan-kiyafetler-tercih-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/hava-almayan-kiyafetler-tercih-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında deniz, havuz ve açık hava aktiviteleri günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline geliyor. Ancak yapılan bazı küçük hatalar, bazı sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olarak tatil keyfini olumsuz etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şafak Yılmaz Baran, kadınlarda özellikle yaz aylarında çok sık görülen bazı sorunlara karşı basit ama etkili önlemler alınabileceğini, olası bir sorunda ise mutlaka doktora başvurmak gerektiğini belirterek “Kadınların yaz döneminde yaşadığı bazı şikayetler basit gibi görünse de yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Erken dönemde alınan önlemler ise birçok sorunun gelişmesini önleyebiliyor” diyor. Doç. Dr. Baran, yaz aylarında kadınlarda en sık görülen 4 önemli sorunu ve yaz hastalıklarından korunmada 7 altın kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Vajinal enfeksiyonlar</p>

<p></p>

<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, mantar enfeksiyonları başta olmak üzere vajinal enfeksiyonların daha sık görülmesine zemin hazırlayabiliyor. Özellikle uzun süre ıslak mayo veya bikiniyle kalmak, dar ve hava almayan kıyafetler tercih etmek risk oluşturabiliyor. Kaşıntı, yanma, kötü kokulu akıntı veya rahatsızlık hissi gibi belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden hekime başvurmak gerekiyor. Enfeksiyon riskini azaltmak için mayo ve bikinilerin yüzme sonrasında değiştirilmesi, pamuklu iç çamaşırlarının tercih edilmesi ve genital bölgenin kuru tutulması kritik önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p>İdrar yolu enfeksiyonları</p>

<p></p>

<p>Yetersiz sıvı tüketimi, uzun yolculuklar ve tuvalet ihtiyacının ertelenmesi yaz aylarında idrar yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığını artırabiliyor. Sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, kasık ağrısı ve idrarda kötü koku gibi belirtiler enfeksiyonun habercisi olabiliyor. Tedavi edilmeyen enfeksiyonlar böbreklere kadar ilerleyebildiği için belirtilerin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Gün içinde yeterli miktarda su içmek, hijyen kurallarına dikkat etmek ve idrarı uzun süre tutmamak koruyucu önlemler arasında yer alıyor.</p>

<p></p>

<p>Adet düzensizlikleri</p>

<p></p>

<p>Mevsim değişiklikleri, yoğun sıcaklar, tatil dönemindeki uyku ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi bazı kadınlarda adet düzenini etkileyebiliyor. Adet tarihinin gecikmesi ya da beklenenden erken başlaması çoğu zaman geçici nedenlere bağlı olsa da sık tekrarlayan düzensizliklerde altta yatan başka bir sağlık sorunu bulunabiliyor. Bu nedenle adet döngüsündeki belirgin değişikliklerin takip edilmesi önem taşıyor. Düzenli uyku, dengeli beslenme ve stres yönetimi hormonal dengenin korunmasına katkı sağlıyor.</p>

<p></p>

<p>Genital bölgede tahriş</p>

<p>ve cilt problemleri</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı terleme, sürtünme ve nemli ortamlar yaz aylarında genital bölgede kızarıklık, tahriş ve hassasiyete yol açabiliyor. Özellikle sentetik kumaşlar ve dar kıyafetler bu şikayetleri artırabiliyor. Kaşıntı ve tahrişin uzun sürmesi enfeksiyonlarla karıştırılabildiğinden, belirtilerin devam etmesi halinde uzman görüşü almak gerekiyor. Günlük hijyene dikkat edilmesi, terleten kıyafetlerden kaçınılması ve cildin hava almasının sağlanması şikayetlerin önlenmesine yardımcı oluyor.  </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/hava-almayan-kiyafetler-tercih-etmeyin</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/18-temmuz/hava-almayan-kiyafetler-tercih-etmeyin.jpg" type="image/jpeg" length="66811"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Aşırı sıcaklar beyin kanaması riskini artırıyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz mevsiminde etkisini artıran aşırı sıcaklar, özellikle kronik hastalığı bulunan bireyler için ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Murat Uğur, yüksek sıcaklıkların vücudu zorlayarak beyin kanaması riskini artırabileceği konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Aşırı sıcak havalarda yaşanan sıvı kaybının tansiyon dengesini olumsuz etkileyebileceğini belirten Op. Dr. Murat Uğur, özellikle hipertansiyon hastaları, ileri yaştaki bireyler ve kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini söyledi. Beyin kanamasının ani gelişebilen ve hayati tehlike oluşturabilen bir tablo olduğuna dikkat çeken Uğur, "Şiddetli ve aniden başlayan baş ağrısı, konuşma bozukluğu, yüz veya vücudun bir tarafında güçsüzlük ya da uyuşma, denge kaybı, bilinç bulanıklığı ve görme bozukluğu gibi belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Erken müdahale, hastanın yaşamını kurtarabileceği gibi kalıcı hasar riskini de azaltır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcak havalarda alınacak basit önlemlerin büyük önem taşıdığını vurgulayan Op. Dr. Murat Uğur, "Günün en sıcak saatleri olan 11.00-16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı, bol su tüketilmeli, alkol ve aşırı kafein tüketiminden kaçınılmalı, kronik hastalığı olan kişiler ilaçlarını düzenli kullanmalı ve tansiyon kontrollerini ihmal etmemelidir" diye konuştu.</p>

<p>Op. Dr. Murat Uğur, aşırı sıcakların beyin kanamasına doğrudan neden olmadığını ancak risk faktörlerini artırabileceğini belirterek, özellikle risk grubundaki kişilerin yaz aylarında sağlıklarını korumak için gerekli önlemleri almalarının hayati önem taşıdığını sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/18-temmuz/asiri-sicaklar-beyin-kanamasi-riskini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="24223"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[2,5 kiloluk dev miyom başarıyla alındı!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/25-kiloluk-dev-miyom-basariyla-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/25-kiloluk-dev-miyom-basariyla-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep'in İslahiye ilçesinde gerçekleştirilen başarılı bir ameliyat, hem hasta hem de ilçe sağlık hizmetleri açısından önemli bir başarıya imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İslahiye Devlet Hastanesi'nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Celal Nacar tarafından gerçekleştirilen operasyonda, yaklaşık 2,5 kilogram ağırlığında ve 8 aylık gebelik büyüklüğüne ulaşan dev miyom başarıyla çıkarıldı.</p>

<p>Operasyonun ardından hastanın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken, bu büyüklükteki bir kitlenin ilçe devlet hastanesinde başarıyla alınması dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>"Her Miyom Ameliyat</p>

<p>Gerektirmez"</p>

<p></p>

<p>Ameliyatı gerçekleştiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Celal Nacar, miyomların rahmin kas tabakasından gelişen iyi huylu tümörler olduğunu belirterek, "Miyomlar kanser değildir ve büyük çoğunluğu yaşam boyu iyi huylu olarak kalır. Ancak büyüklükleri, sayıları ve yerleşim yerlerine bağlı olarak bazı hastalarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle her hastayı kendi özellikleri doğrultusunda değerlendirmek gerekir." dedi.</p>

<p>Erken tanının önemine dikkat çeken Op. Dr. Nacar, "Erken tanı sayesinde hem tedavi seçenekleri artmakta hem de büyük ameliyatların önüne geçilebilmektedir. Her miyom ameliyat gerektirmez. Ancak cerrahi tedavi gerektiğinde günümüzde uygulanan modern yöntemlerle oldukça başarılı ve güvenli sonuçlar elde edilmektedir." ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Hastamızın Sağlığına</p>

<p>Kavuşması Bizleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mutlu Etti"</p>

<p></p>

<p>Yaklaşık 2,5 kilogram ağırlığındaki kitlenin başarılı bir operasyonla çıkarıldığını belirten Op. Dr. Celal Nacar, "Hastamızın ameliyatını başarılı bir şekilde tamamladık. Böyle özellikli bir ameliyatın ilçemiz devlet hastanesinde gerçekleştirilebilmesi ve hastamızın sağlığına kavuşması bizler için ayrıca büyük mutluluk kaynağı oldu." diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Düzenli Kontroller</p>

<p>Hayat Kurtarıyor</p>

<p></p>

<p>Kadınların düzenli jinekolojik kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Nacar, "Adet düzensizliği, aşırı kanama, kasık ağrısı, karında şişlik gibi şikâyetleri olan kadınlarımız zaman kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalıdır. Düzenli kontroller sayesinde birçok hastalık erken dönemde tespit edilerek daha kolay tedavi edilebilmektedir." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/25-kiloluk-dev-miyom-basariyla-alindi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/18-temmuz/25-kiloluk-dev-miyom-basariyla-alindi1.jpg" type="image/jpeg" length="13123"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Zayıflama iğneleri mucize değildir’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/zayiflama-igneleri-mucize-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/zayiflama-igneleri-mucize-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemin en çok konuşulan sağlık başlıklarından biri zayıflama iğneleri. Kimileri fazla kilolarından kurtulmak için doktora başvururken, kimileri ise sağlık kontrolünden geçmeden yakın çevresinin tavsiyeleri veya sosyal medyada gördüklerinden etkilenerek bu tedaviye yöneliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak dikkat! İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “Son zamanlarda polikliniğime başvuran hastalarımdan en sık duyduğum sorulardan biri, 'Hocam, şu meşhur zayıflama iğnelerinden ben de başlasam olur mu?' oluyor. Zayıflama iğneleri obeziteyle mücadelede elimizdeki en güçlü tedavi seçeneklerinden biri haline geldi. Ancak bu iğneler bir mucize değil; doğru hasta seçimi, yakın takip ve yaşam tarzı değişikliğiyle birlikte hekim kontrolünde uygulanması gereken ciddi bir tıbbi tedavidir" diyerek, kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel gerçeklerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Doç. Dr. Alpay Medetalibeyloğlu, tüm dünyada çığ gibi büyüyen bir salgın olan ve diyabetten kalp hastalıklarına dek çok ciddi komplikasyonlara yol açan obezite tedavisinde önemli bir seçenek sunan zayıflama iğneleri hakkında 10 kritik bilgi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Kozmetik bir ‘kısa yol’ değildir!</p>

<p></p>

<p>Bu iğneler, düğünden önce 3-5 kilo vermek isteyenler için üretilmiş kozmetik ürünler değildir. Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından kronik bir hastalık olarak kabul edilir. Bu tedaviler, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) belirli bir seviyenin üzerinde olan, obezite veya obeziteye bağlı (tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi) ek hastalıkları olan bireyler için geliştirilmiştir.</p>

<p></p>

<p>Obezitenin yıkıcı</p>

<p>komplikasyonlarını önler</p>

<p></p>

<p>Bu iğnelerin en büyük başarısı sadece tartıdaki rakamı düşürmek değildir. Kilo kaybı sağlayarak; kalp krizi riski, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve eklem rahatsızlıkları gibi obezitenin yarattığı hayati komplikasyonları ciddi anlamda geriletir. Asıl zafer, hastanın genel sağlığını geri kazanmasıdır.</p>

<p></p>

<p>Tokluk hissi yaratarak çalışır</p>

<p></p>

<p>Midenin boşalmasını yavaşlatarak ve beyindeki iştah merkezine 'tokum' sinyali göndererek etki ederler. Yani sizi aç bırakarak değil, porsiyon kontrolünü doğal bir şekilde sağlamanıza yardımcı olarak kilo verdirirler.</p>

<p></p>

<p>Kullanım süresi tamamen</p>

<p>kişiye özel planlanır</p>

<p></p>

<p>Obezite kronik bir hastalıktır ve kronik hastalıkların tedavisi uzun solukludur. Tansiyon ilacınızı tansiyonunuz düştüğünde bırakmadığınız gibi, bu iğneler de hekiminizin belirlediği süre boyunca (genellikle aylar veya yıllar) kullanılmalıdır. Kullanım süresi hastanın yanıtına, tolere edilebilirliğine ve hedeflenen kiloya göre tamamen kişiye özel planlanır.</p>

<p></p>

<p>İlacı bırakınca kilo</p>

<p>geri alınır mı?</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu “En çok merak edilen konulardan biri budur. Evet, eğer ilaç kullanırken beslenme alışkanlıklarınızı ve yaşam tarzınızı kalıcı olarak değiştirmediyseniz, ilacı bıraktığınızda iştahınız eski haline dönecek ve verdiğiniz kiloları geri alma (rebound) riskiniz çok yüksek olacaktır. Bu iğneler size yeni bir yaşam tarzı inşa etmeniz için bir fırsat penceresi sunar” diyor.</p>

<p></p>

<p>Doğru dozaj ve</p>

<p>uygulama şarttır</p>

<p></p>

<p>İlaçların dozu, vücudun alışması ve yan etkilerin azaltılması için düşük dozda başlanıp haftalar içinde kademeli olarak artırılır. Doz ayarlamasının aceleye getirilmesi ciddi yan etkilere yol açabilir.</p>

<p></p>

<p>Sık görülen yan</p>

<p>etkilere neden olur</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Medetalibeyoğlu “En sık karşılaştığımız yan etkiler sindirim sistemiyle ilgilidir. Bulantı, kusma, ishal, kabızlık veya mide krampları görülebilir. Bu yan etkiler genellikle tedaviye ilk başlandığında veya doz artırıldığında ortaya çıkar ve zamanla hafifler” diyor.</p>

<p></p>

<p>“Komşum kullanmış,</p>

<p>ben de kullanayım” mantığı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>kesinlikle tehlikelidir!</p>

<p></p>

<p>Geçmişinde pankreatit atağı geçirenler, safra kesesi taşı olanlar veya ailesinde medüller tiroid karsinomu öyküsü bulunanlar için bu ilaçlar riskli olabilir. Bu nedenle “komşum kullanmış, ben de kullanayım” mantığıyla asla başlanmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>Sağlıklı beslenme ve</p>

<p>egzersizle birlikte</p>

<p>uygulanmalıdır!</p>

<p></p>

<p>Hiçbir iğne, kötü bir diyetin veya hareketsiz bir yaşamın üstesinden tek başına gelemez. Kas kaybını önlemek için yeterli protein alımı ve direnç egzersizleri tedavinin ayrılmaz parçasıdır.</p>

<p></p>

<p>Mutlaka hekim</p>

<p>kontrolünde</p>

<p>kullanılmalıdır!</p>

<p></p>

<p>İğnelere başlama kararı, doz ayarlaması, yan etki yönetimi ve tedavi sürecinin sonlandırılmasının mutlaka uzman hekim takibinde ve düzenli kontrollerle yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Alpay Medetalibeyoğlu şöyle diyor: “Klinik deneyimlerimde, doğru hastada ve doğru tıbbi takiple bu iğnelerin hayat kurtarıcı sonuçlar verdiğini görüyorum. Ancak başarının anahtarı ilacın kendisinde değil, sizin bu sürece ne kadar uyum sağladığınızda ve tedavinizi uzman bir hekimle omuz omuza yürütmenizde saklıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/zayiflama-igneleri-mucize-degildir</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/17-temmuz/zayiflama-igneleri-mucize-degildir2.png" type="image/jpeg" length="36188"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Otizmde en güçlü tedavi eğitim!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Otizm Spektrum Bozukluğu'nun en önemli nedeninin genetik yatkınlık olduğunu belirten uzmanlar, aşıların ya da ebeveyn tutumlarının otizme neden olduğuna dair bilimsel kanıt bulunmadığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Otizmin ilk belirtilerinin yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşim ve dil gelişiminde ortaya çıktığını ifade eden Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması, iki yaşına gelindiğinde ise iki kelimelik anlamlı cümlelerin kurulamaması uzman değerlendirmesi gerektiren gelişimsel belirtiler arasında yer alır.” dedi. Erken tanı için gelişim basamaklarının dikkatle izlenmesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Luş, erken tanı ve nitelikli eğitim sayesinde birçok otizmli bireyin bağımsız yaşam becerileri kazanabileceğini vurguladı.</p>

<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, Otizm Spektrum Bozukluğu'nun nedenleri, erken belirtileri, tanı süreci, doğru tedavi yaklaşımı ve erken eğitimin bireyin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Otizmin en önemli</p>

<p>nedeni genetik yatkınlık!</p>

<p></p>

<p>Otizm Spektrum Bozukluğu’nun bireyin sosyal etkileşim ve iletişim becerilerinde farklılıklarla birlikte, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Spektrum olarak tanımlanmasının nedeni ise belirtilerin ve etkilenme düzeyinin her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabilmesidir.” Dedi.</p>

<p>Günümüzde yapılan bilimsel çalışmaların, otizmin ortaya çıkmasında en önemli etkenin genetik yatkınlık olduğunu gösterdiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Genetik faktörlerin yanı sıra bazı çevresel etkenlerin de riski artırabileceği düşünülüyor. Bunlar arasında özellikle ileri baba yaşı ve buna bağlı olarak ileri anne yaşı öne çıkıyor. Geçmişte öne sürülen ‘buzdolabı anne’ olarak bilinen, ebeveyn ilgisizliğinin otizme neden olduğu görüşü ise bilimsel olarak geçerliliğini yitirdi. Benzer şekilde aşıların ya da ilaçların otizme neden olduğuna dair iddiaları destekleyen güvenilir bilimsel kanıt bulunmuyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Otizmin ilk belirtileri</p>

<p>yaşamın ilk yıllarında</p>

<p>sosyal etkileşimde</p>

<p>ortaya çıkıyor!</p>

<p></p>

<p>Otizmin ilk belirtilerinin çoğunlukla yaşamın ilk yıllarında sosyal etkileşim alanında ortaya çıktığına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şunları söyledi:</p>

<p>“Yaklaşık 1-1,5 yaş döneminde çocuk, bakım veren kişiyle beklenen düzeyde iletişim kurmayabilir. Erken dönemde dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında; ismi söylendiğinde dönüp bakmaması, göz teması kurmaması, gülümsemeye karşılık vermemesi, bakım veren kişiyle etkileşim kurmakta isteksiz olması, yaklaşık 8-10 aylık dönemde beklenen ‘ce-ee’ gibi karşılıklı oyunlara ilgi göstermemesi bulunabilir.</p>

<p>Dil gelişimindeki gecikmeler de önemli uyarı işaretlerindendir. Bir yaş civarında anlamlı sözcüklerin başlamaması, iki yaşına gelindiğinde ise iki kelimelik anlamlı cümlelerin kurulamaması uzman değerlendirmesi gerektiren gelişimsel belirtiler arasında yer alır.”</p>

<p></p>

<p>Konuşma geç başlasa</p>

<p>da doğru eğitim ve dil</p>

<p>terapisiyle önemli</p>

<p>gelişmeler sağlanabilir!</p>

<p></p>

<p>Konuşma becerisinin otizmli bireylerde farklı düzeylerde gelişebileceğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Dil gelişiminin erken başlaması, iletişim becerilerinin ilerlemesini kolaylaştırır. İleri yaşlarda hâlâ konuşma gelişmemiş çocuklarda süreç daha zor olsa da, uygun eğitim programları ile dil ve konuşma terapisi sayesinde önemli gelişmeler sağlanabilir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, her çocuğun gelişim hızı ve potansiyeli farklı olduğundan, ailelerin erken dönemde uzman değerlendirmesine başvurarak bireysel eğitim planı oluşturmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Otizm, tek başına zihinsel</p>

<p>yetersizlik anlamına gelmez!</p>

<p></p>

<p>Otizm ile zekâ arasında doğrudan bir ilişki bulunmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Otizm temel olarak sosyal iletişim alanını etkileyen nörogelişimsel bir durumdur ve tek başına zihinsel yetersizlik anlamına gelmez.” dedi.</p>

<p>Otizmli bireylerin zekâ düzeylerinin çok farklı olabileceğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bazı bireyler üstün bilişsel becerilere sahipken, bazılarında zihinsel gelişim geriliği de tabloya eşlik edebilir. Bu nedenle her otizmli bireyin bilişsel özellikleri ayrı ayrı değerlendirilmeli.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Otizm, Down sendromunda</p>

<p>olduğu gibi belirli bir genin</p>

<p>varlığıyla teşhis edilen bir</p>

<p>hastalık değil!</p>

<p></p>

<p>Otizmin genetik temeli güçlü olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, şöyle devam etti:</p>

<p>“İkiz çalışmaları ve aynı ailede birden fazla otizmli bireyin görülebilmesi bu ilişkiyi destekliyor. Günümüzde bazı genetik tarama testleri uygulanabiliyor. Ancak önemli bir noktanın altını çizmek gerekir; genetik testler tek başına otizm tanısı koydurmaz. Otizm, Down sendromunda olduğu gibi belirli bir genin varlığıyla teşhis edilen bir hastalık değildir. Tanı hâlen çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanlarının yaptığı ayrıntılı klinik değerlendirme sonucunda konulur.”</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Otizm için bilimsel</p>

<p>olarak etkinliği kanıtlanmış</p>

<p>temel yaklaşım eğitim!</p>

<p></p>

<p>Otizmli çocukların ileride bağımsız yaşayıp yaşayamayacaklarına değinen Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu konunun tek bir cevabı yok. Bağımsız yaşam becerileri; otizmin şiddetine, bireyin bilişsel özelliklerine ve aldığı eğitimin niteliğine göre değişiklik gösterir.” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Erken tanı alan, düzenli ve nitelikli eğitim gören, hafif düzeyde otizm spektrum bozukluğu bulunan bireylerin ilerleyen yaşlarda bağımsız yaşamalarını, eğitim hayatına devam etmelerini ve çalışma yaşamına katılmalarını sağlayacak becerileri kazanmaları mümkündür. Eğitimin temel amacı da bireyin günlük yaşam, sosyal iletişim ve bağımsızlık becerilerini en üst düzeye çıkarmaktır. Otizm için bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış temel yaklaşım eğitimdir. Bu nedenle çocuğun yalnızca bir özel eğitim kurumuna devam etmesi değil, aldığı eğitimin niteliği büyük önem taşır. Çocuğun bireysel ihtiyaçlarına uygun planlanmış, bilimsel temelli ve düzenli uygulanan eğitim programları, sosyal iletişim becerilerinin gelişmesine ve yaşam kalitesinin artmasına önemli katkı sağlar.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Doğru bilgiye ulaşılması,</p>

<p>ailelerin yaşadığı belirsizlik</p>

<p>ve kaygının azalmasına</p>

<p>yardımcı olur!</p>

<p></p>

<p>Otizm şüphesi oluştuğunda ailelerin ilk yapması gerekenin, alanında deneyimli bir uzmandan doğru değerlendirme ve tanı almak olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Doğru bilgiye ulaşılması, ailelerin yaşadığı belirsizlik ve kaygının azalmasına yardımcı olur. Tanının ardından çocuğun ihtiyaçlarına uygun eğitim planının oluşturulması, gerekli terapilerin başlatılması ve aileye rehberlik edilmesi sürecin en önemli basamaklarını oluşturur. Otizm tanısı alan ergenlerde de durumun uygun şekilde açıklanması ve bireyin kendi farklılığını anlaması, psikolojik uyum açısından olumlu katkılar sağlayabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Jul 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/07/haber/temmuz/17-temmuz/otizmde-en-guclu-tedavi-egitim1.jpg" type="image/jpeg" length="53008"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
