<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gaziantep İlk Haber</title>
    <link>https://gaziantepilkhaber.com</link>
    <description>Gaziantep Haberleri Gaziantep Son Dakika</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://gaziantepilkhaber.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 06 Sep 2026 09:56:38 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Prostat büyüdükçe idrar kanalına baskı yapıyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/prostat-buyudukce-idrar-kanalina-baski-yapiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/prostat-buyudukce-idrar-kanalina-baski-yapiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, erkeklerde yaş ilerledikçe daha sık görülen iyi huylu prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan Rezum yöntemini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prostat dokusuna kontrollü şekilde su buharı uygulanarak büyümüş dokunun zaman içerisinde küçülmesinin hedeflendiği yöntemin, uygun hastalarda minimal invaziv bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebildiği belirtildi.</p>

<p>Erkeklerde yaşla birlikte görülme sıklığı artan iyi huylu prostat büyümesi, günlük yaşamı olumsuz etkileyen çeşitli idrar şikayetlerine neden olabiliyor. İdrar akışında zayıflama, idrara başlamakta güçlük, sık idrara çıkma, geceleri birkaç kez tuvalete kalkma ve mesanenin tam boşalmadığı hissi, hastaların en sık dile getirdiği şikayetler arasında yer alıyor.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, prostat büyümesinin tedavisinde kullanılan Rezum yöntemi hakkında bilgi vererek, yöntemin prostat dokusuna su buharı uygulanması esasına dayandığını söyledi.</p>

<p>Prostat büyümesinin erkeklerde yaş ilerledikçe daha sık görüldüğünü belirten Doç. Dr. Osman Barut, büyüyen prostatın idrar kanalına baskı oluşturabildiğini ifade etti.</p>

<p>Barut, “Prostat büyüdükçe idrar kanalına baskı oluşturabiliyor. Bunun sonucunda hastalarımızda idrar akımında zayıflama, idrar yapmaya başlamakta zorlanma, sık idrara çıkma, gece birkaç kez tuvalete kalkma ve mesanenin tam boşalmadığı hissi gibi şikayetler ortaya çıkabiliyor” dedi.</p>

<p>Bu tür şikayetlerin erkekler tarafından çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülebildiğine dikkat çeken Barut, özellikle yaşam kalitesini etkileyen belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p>“Rezum ile prostat dokusuna</p>

<p>kontrollü şekilde su buharı</p>

<p>uyguluyoruz”</p>

<p></p>

<p>Rezum tedavisinin çalışma prensibini anlatan Doç. Dr. Osman Barut, işlemin idrar kanalından özel bir cihazla girilerek gerçekleştirildiğini söyledi.</p>

<p>Barut, “Rezum yönteminde idrar kanalından özel bir cihazla girerek prostatın büyümüş bölgelerine kontrollü şekilde su buharı uyguluyoruz. Su buharının taşıdığı ısı enerjisi prostat dokusunda kontrollü bir etki oluşturuyor. Tedavi edilen doku zaman içerisinde vücudun doğal iyileşme süreciyle küçülüyor. Böylece prostatın idrar kanalına yaptığı baskının azaltılmasını hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Tedavinin prostatın anatomik yapısına göre planlandığını belirten Barut, her hastanın prostat büyümesinin aynı özellikleri taşımadığını söyledi.</p>

<p></p>

<p>Her prostat</p>

<p>büyümesi aynı şekilde</p>

<p>değerlendirilmemeli</p>

<p></p>

<p>Tedavi öncesinde prostatın boyutunun ve büyümenin hangi bölgelerde olduğunun ayrıntılı şekilde değerlendirilmesinin önemine işaret eden Barut, özellikle prostatın orta lobunun bulunup bulunmadığı ve idrar kanalına yaptığı baskının tedavi planında dikkate alındığını kaydetti.</p>

<p>Barut, “Her hastanın prostatı aynı şekilde büyümüyor. Bu nedenle işlem öncesinde prostatın boyutunu ve büyümenin hangi bölgelerde olduğunu değerlendiriyoruz. Özellikle prostatın orta lobunun bulunup bulunmadığı ve idrar kanalına yaptığı baskı tedavi planlamasında önem taşıyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Rezum’de prostat dokusunu</p>

<p>kesip çıkarmıyoruz”</p>

<p></p>

<p>Rezum yönteminin klasik prostat ameliyatlarından farklı özelliklere sahip olduğunu belirten Barut, uygulamada prostat dokusunun kesilerek çıkarılmadığını söyledi.</p>

<p>Barut, “Rezum uygulamasında prostatı kesip çıkarmıyoruz. İdrar kanalına baskı oluşturan prostat dokusunu hedefliyoruz. Su buharıyla bu bölgelerde kontrollü bir tedavi etkisi oluşturuyoruz. Daha sonra vücut bu dokuyu zaman içerisinde ortadan kaldırıyor ve prostatın küçülmesiyle birlikte idrar kanalındaki basıncın azalmasını amaçlıyoruz” dedi.</p>

<p>Minimal invaziv yöntemlerin uygun hastalarda önemli avantajlar sağlayabildiğini ifade eden Barut, ancak Rezum tedavisinin her prostat büyümesi bulunan hastaya uygulanamayacağının altını çizdi.</p>

<p></p>

<p>Tedavinin etkisi zaman</p>

<p>içerisinde ortaya çıkıyor</p>

<p></p>

<p>Rezum tedavisinin etkisinin işlem sonrasında hemen ortaya çıkmadığını belirten Barut, hastaların belirli bir iyileşme sürecinden geçmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Klasik bazı prostat ameliyatlarında büyümüş dokunun işlem sırasında çıkarılması nedeniyle idrar akımındaki rahatlamanın daha erken görülebildiğini aktaran Barut, Rezum’de ise tedavi edilen dokunun zaman içerisinde küçülmesinin beklendiğini ifade etti.</p>

<p>Barut, “Klasik bazı prostat ameliyatlarında büyümüş prostat dokusu işlem sırasında çıkarıldığı için idrar akımındaki rahatlama daha erken dönemde görülebiliyor. Rezum’de ise tedavi edilen prostat dokusunun zaman içerisinde küçülmesini bekliyoruz. Bu nedenle hastalarımıza sabırlı olmaları gerektiğini anlatıyoruz. İlk dönemde idrar sıklığında, yanmada veya idrar yapma şikayetlerinde geçici artışlar olabilir. Takip sürecinde bu şikayetlerin azalmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Her hastaya Rezum</p>

<p>uygulanmıyor”</p>

<p></p>

<p>Tedavide hasta seçiminin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Osman Barut, prostatın boyutu ve anatomisinin yanı sıra hastanın şikayetlerinin derecesi, mesane fonksiyonları, daha önce uygulanan tedaviler, genel sağlık durumu ve beklentilerinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Barut, “Prostatın boyutu, anatomisi, hastanın şikayetlerinin derecesi, mesane fonksiyonları ve daha önce aldığı tedaviler bizim için önemli. Hastanın genel sağlık durumu ve beklentilerini de değerlendiriyoruz. Tüm bu değerlendirmeler sonucunda hastaya uygun tedavi yöntemini belirliyoruz” dedi.</p>

<p>Prostat büyümesinde tek bir tedavi seçeneğinin bulunmadığını vurgulayan Barut, bazı hastalarda ilaç tedavisinin yeterli olabileceğini, bazı hastalarda ise endoskopik veya lazer cerrahilerinin gündeme gelebileceğini söyledi.</p>

<p>Barut, uygun hastalarda Rezum yönteminin de minimal invaziv bir alternatif olarak değerlendirilebileceğini belirterek, “Burada amaç hastaya tek bir tedaviyi uygulamak değil, hasta için en doğru yöntemi seçmek” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Cinsel fonksiyonların korunması</p>

<p>da tedavi planında önemli</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prostat tedavisinde yalnızca idrar şikayetlerinin giderilmesinin değil, hastaların yaşam kalitesinin korunmasının da önemli olduğunu belirten Barut, cinsel fonksiyonların korunmasının birçok hasta açısından önemli bir beklenti olduğunu dile getirdi.</p>

<p>Barut, “Prostat tedavisi planlarken hastalarımızın beklentilerini ayrıntılı olarak değerlendiriyoruz. Özellikle cinsel fonksiyonların korunması birçok hasta açısından önemli. Rezum gibi minimal invaziv yöntemleri değerlendirirken de bu konuları hastalarımızla konuşuyoruz” dedi.</p>

<p></p>

<p>“İdrar şikayetlerini</p>

<p>yaşlanmanın doğal sonucu</p>

<p>olarak görmeyin”</p>

<p></p>

<p>Erkeklerin idrarla ilgili sorunları yalnızca yaşlanmaya bağlamaması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Barut, özellikle belirginleşen ve yaşam kalitesini etkileyen şikayetlerin mutlaka araştırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gece sık sık idrara kalkma, idrar yaparken uzun süre bekleme, idrar akımının giderek zayıflaması ve mesanenin tam boşalmadığı hissinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Barut, bu şikayetlerin prostat büyümesinin yanı sıra farklı ürolojik hastalıklarla da ilişkili olabileceğini söyledi.</p>

<p>Barut, “Gece sık sık idrara kalkmak, idrar yaparken uzun süre beklemek, idrar akımının giderek zayıflaması veya mesanenin tam boşalmadığı hissi kişinin hayatının normal bir parçası olarak kabul edilmemeli. Bu şikayetlerin altında prostat büyümesi bulunabileceği gibi farklı ürolojik hastalıklar da olabilir. Bu nedenle özellikle yaşam kalitesini etkileyen idrar şikayetleri olan erkeklerin üroloji uzmanına başvurmasını öneriyoruz” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Tedavi hastaya göre belirleniyor</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Osman Barut, prostat büyümesi bulunan hastalarda ayrıntılı değerlendirme sonrasında ilaç tedavisinden cerrahi yöntemlere kadar farklı seçeneklerin gündeme gelebildiğini belirtti.</p>

<p>Hastanın prostat yapısı, şikayetlerinin düzeyi ve genel sağlık durumunun değerlendirilmesinin ardından en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi gerektiğini ifade eden Barut, uygun hastalarda Rezum tedavisinin de alternatif bir minimal invaziv yöntem olarak kullanılabileceğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/prostat-buyudukce-idrar-kanalina-baski-yapiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/5-eylul/prostat-buyudukce-idrar-kanalina-baski-yapiyor.jpg" type="image/jpeg" length="97437"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘İdrar yolu enfeksiyonunu hafife almayın’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/idrar-yolu-enfeksiyonunu-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/idrar-yolu-enfeksiyonunu-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hilmi Çelik, özellikle tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, doğru tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İdrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma gibi belirtilerin toplumda genellikle doğrudan enfeksiyon olarak değerlendirildiğini belirten Op. Dr. Hilmi Çelik, benzer şikayetlerin farklı ürolojik problemlerde de görülebileceğini ifade etti.</p>

<p>Çelik, "İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma veya idrar renginde ve kokusunda değişiklik gibi şikayetler görüldüğünde kişinin kendi kendine antibiyotik kullanması doğru değildir. Öncelikle şikayetin nedeninin belirlenmesi gerekir" dedi.</p>

<p></p>

<p>Enfeksiyon neden tekrarlıyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Bazı kişilerin yıl içerisinde birden fazla kez idrar yolu enfeksiyonu geçirebildiğini belirten Çelik, tekrarlayan enfeksiyonlarda altta yatan nedenlerin araştırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Böbrek ve mesanede taş bulunması, idrarın mesanede tam olarak boşaltılamaması, bazı prostat problemleri, idrar yollarındaki yapısal sorunlar ve hijyen alışkanlıkları tekrarlayan şikayetlerin nedenleri arasında yer alabiliyor.</p>

<p>Özellikle erkeklerde tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonlarının daha ayrıntılı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Çelik, "Tekrarlayan enfeksiyonlarda yalnızca mevcut şikayeti gidermek değil, enfeksiyonun neden tekrar ettiğini ortaya koymak gerekir" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Su tüketimi ve tuvalet alışkanlığı önemli</p>

<p></p>

<p>Üroloji Uzmanı Op. Dr. Hilmi Çelik, günlük yaşamda yeterli sıvı tüketilmesinin ve idrarın uzun süre tutulmamasının üriner sistem sağlığı açısından önemli olduğunu belirterek, kişilerin kendi sağlık durumlarına uygun şekilde yeterli su tüketmeleri gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Çelik ayrıca doktor önerisi olmadan antibiyotik kullanılmaması gerektiğini vurgulayarak, yanlış veya gereksiz antibiyotik kullanımının tedaviyi zorlaştırabileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Bel ağrısı ve ateş varsa dikkat</p>

<p></p>

<p>İdrar yolu şikayetlerine ateş, titreme, böğür veya bel bölgesinde ağrı, bulantı-kusma ya da idrarda kan görülmesinin eşlik etmesi durumunda mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Dr. Çelik, enfeksiyonların böbreklere ilerleyebileceği konusunda uyardı.</p>

<p>Dr. Çelik, "Ürolojik şikayetler utanılacak veya ertelenecek sorunlar değildir. Özellikle tekrarlayan enfeksiyonlarda altta yatan nedenin erken ortaya çıkarılması, hem tedavinin başarısı hem de böbrek sağlığının korunması açısından önemlidir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/idrar-yolu-enfeksiyonunu-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/5-eylul/idrar-yolu-enfeksiyonunu-hafife-almayin.jpg" type="image/jpeg" length="62897"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[GAZİANTEP FK 4. HAFTADA GÖZTEPE’YLE KARŞILAŞACAK]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/gaziantep-fk-4-haftada-goztepeyle-karsilasacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/gaziantep-fk-4-haftada-goztepeyle-karsilasacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trendyol Süper Lig’de 4. hafta heyecanı yarın oynanacak Başakşehir-Galatasaray karşılaşmasıyla başlayacak. Haftanın kapanış maçlarından birinde Gaziantep FK, deplasmanda Göztepe ile karşı karşıya gelecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Trendyol Süper Lig’de yeni haftanın heyecanı başlıyor. Ligde 3. haftanın geride kalmasının ardından gözler 4. hafta karşılaşmalarına çevrildi. Birbirinden önemli mücadelelere sahne olacak haftada, zirve yarışının yanı sıra alt ve orta sıralardaki takımların mücadelesi de dikkat çekecek.</p>

<p>haftanın açılış karşılaşmasında lider Galatasaray, deplasmanda Başakşehir ile karşılaşacak. Haftanın en fazla merak edilen mücadelelerinden biri ise Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında Kadıköy’de oynanacak derbi olacak.</p>

<p>Gaziantep FK ise haftayı deplasmanda geçirecek. Kırmızı-siyahlı ekip, 7 Eylül Pazartesi günü saat 20.00’de Göztepe’ye konuk olacak.</p>

<p></p>

<p>Gaziantep FK, Göztepe</p>

<p>deplasmanında</p>

<p></p>

<p>Ligin 4. haftasında Gaziantep FK açısından kritik bir mücadele oynanacak. Kırmızı-siyahlılar, deplasmanda Göztepe karşısında puan veya puanlar arayacak.</p>

<p>Gaziantep FK, geride kalan 3 haftada aldığı sonuçların ardından Göztepe karşılaşmasına odaklanırken, deplasmandan iyi bir sonuçla dönerek ligdeki konumunu güçlendirmeyi hedefleyecek.</p>

<p>Özellikle sezonun ilerleyen haftalarında üst sıralara yaklaşmak isteyen Gaziantep temsilcisi açısından Göztepe deplasmanı önemli bir sınav olacak. Teknik heyet ve futbolcular, karşılaşmadan alınacak puanların sezonun devamındaki hedefler açısından önem taşıdığının bilinciyle hazırlıklarını sürdürecek.</p>

<p></p>

<p>Haftanın maçında</p>

<p>gözler Kadıköy’de</p>

<p></p>

<p>Süper Lig’de 4. haftanın en dikkat çeken karşılaşmalarından biri Fenerbahçe ile Beşiktaş arasında oynanacak.</p>

<p>Kadıköy’de futbolseverlerin büyük ilgi göstermesi beklenen derbide iki takım da sahadan galibiyetle ayrılarak önemli bir avantaj elde etmek isteyecek. Şampiyonluk yarışındaki takımların performansı açısından da büyük önem taşıyan mücadele, haftanın sonucunu en çok merak edilen karşılaşmalarından biri olacak.</p>

<p></p>

<p>Lider Galatasaray,</p>

<p>Başakşehir deplasmanında</p>

<p></p>

<p>Haftanın açılış maçında ise lider Galatasaray, Başakşehir karşısında 3 puan mücadelesi verecek.</p>

<p>Sezona iyi bir başlangıç yapan sarı-kırmızılı ekip, liderlik koltuğunu korumak isterken Başakşehir ise kendi sahasında güçlü rakibine karşı puan arayacak.</p>

<p>Bu mücadeleden çıkacak sonuç, zirve yarışındaki dengeler açısından da önem taşıyacak.</p>

<p></p>

<p>Süper Lig’de 4. haftanın programı:</p>

<p></p>

<p>Yarın</p>

<p>20.00 Başakşehir - Galatasaray</p>

<p></p>

<p>5 Eylül Cumartesi</p>

<p>17.00 Erzurumspor FK - Konyaspor</p>

<p>20.00 Fenerbahçe - Beşiktaş</p>

<p></p>

<p>6 Eylül Pazar</p>

<p>17.00 Kasımpaşa - Amed Sportif Faaliyetler</p>

<p>17.00 Çorum FK - Eyüpspor</p>

<p>20.00 Kocaelispor - Samsunspor</p>

<p>20.00 Trabzonspor - Gençlerbirliği</p>

<p></p>

<p>7 Eylül Pazartesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>20.00 Göztepe - Gaziantep FK</p>

<p>20.00 Çaykur Rizespor - Corendon Alanyaspor</p>

<p></p>

<p>Gaziantep FK’nın hedefi</p>

<p>puanla dönmek</p>

<p></p>

<p>Süper Lig’de 4. haftanın son gününde sahaya çıkacak olan Gaziantep FK, Göztepe deplasmanında zorlu bir mücadele verecek. Kırmızı-siyahlılar, karşılaşmadan istediği sonuçla ayrılarak ligdeki yoluna moralli devam etmek ve sezon hedefleri doğrultusunda önemli bir adım atmak istiyor.</p>

<p>Gaziantep FK açısından Göztepe karşılaşması, yalnızca 3 puan mücadelesi değil, aynı zamanda takımın yeni dönemdeki performansını ortaya koyması açısından da önemli bir karşılaşma olacak. Kırmızı-siyahlıların deplasmanda göstereceği performans, haftanın Gaziantep FK açısından en önemli gündem maddesi olacak.  </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/gaziantep-fk-4-haftada-goztepeyle-karsilasacak</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/4-eylul/gaziantep-fk-4-haftada-goztepeyle-karsilasacak3.jpg" type="image/jpeg" length="99145"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Göğüs ağrısı önemsenmeli’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/gogus-agrisi-onemsenmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/gogus-agrisi-onemsenmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Kaplan, halk arasında "sanal anjiyo" olarak bilinen BT koroner anjiyografinin, kalp damarlarının ayrıntılı şekilde görüntülenmesine imkan sağlayan önemli bir tanı yöntemi olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve damar hastalıklarında erken tanının önemine dikkat çeken Doç. Dr. Mehmet Kaplan, BT koroner anjiyografinin özellikle koroner arter hastalığı şüphesi bulunan uygun hastalarda hekimlere önemli bilgiler sunduğunu ifade etti.</p>

<p></p>

<p>"Sanal anjiyo girişimsel</p>

<p>bir işlem değil"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>BT koroner anjiyografinin klasik koroner anjiyografiden farklı bir yöntem olduğunu belirten Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Sanal anjiyo olarak da bilinen BT koroner anjiyografi, bilgisayarlı tomografi cihazı ile kalp damarlarının görüntülenmesini sağlayan bir yöntemdir. İşlem sırasında damar yoluyla kontrast madde verilerek koroner damarlar ayrıntılı biçimde görüntülenir. Elde edilen görüntüler sayesinde damarlarda daralma, kireçlenme veya plak oluşumu gibi durumlar değerlendirilebilir" dedi.</p>

<p>Klasik anjiyografide kateter aracılığıyla kalp damarlarına ulaşılırken BT anjiyografinin bu anlamda daha az girişimsel bir yöntem olduğunu kaydeden Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "BT koroner anjiyografi, uygun hastalarda teşhis açıdan önemli bilgiler sağlayabilir. Ancak her hastaya uygulanabilecek bir yöntem değildir. Hastanın klinik durumu, kalp ritmi, böbrek fonksiyonları ve diğer risk faktörleri değerlendirilerek hekim tarafından karar verilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kalp damar hastalıklarının erken dönemde tespit edilmesinin tedavi başarısı açısından önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Mehmet Kaplan, özellikle göğüs ağrısı, nefes darlığı ve eforla ortaya çıkan şikayetlerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Mehmet Kaplan, "Kalp damar hastalıkları bazı hastalarda uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Bu nedenle özellikle risk faktörleri bulunan kişilerin düzenli kardiyoloji kontrollerini yaptırması önem taşıyor. Göğüs ağrısı veya kalp hastalığını düşündüren başka şikayetler ortaya çıktığında ise vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor" şeklinde konuştu.</p>

<p>BT koroner anjiyografi öncesinde hastanın değerlendirmesinin yapıldığını belirten Doç. Dr. Mehmet Kaplan, işlem sırasında damar yolundan kontrast madde verildiğini ve ardından tomografi görüntülerinin alındığını aktardı.</p>

<p>Doç. Dr. Mehmet Kaplan, elde edilen görüntülerin özel yazılımlar aracılığıyla ayrıntılı olarak incelendiğini belirterek, "Bu yöntem sayesinde koroner damarların anatomik yapısı ve damar duvarındaki değişiklikler hakkında önemli bilgiler elde edilebiliyor. Ancak görüntüleme sonucunun hastanın şikayetleri ve diğer klinik birlikte değerlendirilmesi gerekiyor" diye konuştu.</p>

<p>Doç. Dr. Mehmet Kaplan, kalp hastalıklarından korunmada düzenli hekim kontrolünün yanı sıra sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durma ve tansiyon, kolesterol ile kan şekeri gibi risk faktörlerinin kontrol altında tutulmasının önemine de dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/gogus-agrisi-onemsenmeli</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/4-eylul/gogus-agrisi-onemsenmeli.jpg" type="image/jpeg" length="61922"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sanal gerçeklik ortamında kontrolün güvenli ellerde’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/sanal-gerceklik-ortaminda-kontrolun-guvenli-ellerde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/sanal-gerceklik-ortaminda-kontrolun-guvenli-ellerde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, sanal gerçeklik terapisinin, korku ve kaygı yaşayan kişilerin korktukları durumlarla güvenli bir ortamda yüzleşmelerine olanak sağladığını söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle yükseklik, uçuş ve kapalı alan korkularında kullanılan yöntemin, kişiye kontrollü bir maruz kalma deneyimi sunduğunu kaydeden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Sanal gerçeklik ortamında kontrolün güvenli ellerde olması, danışanın bu sürece çok daha rahat yaklaşmasına yardımcı olur.” dedi. Kişinin korku yaratan uyaranlarla tekrar tekrar karşılaşarak, bu duygunun zamanla yatışabildiğini deneyimlediğini vurgulayan Beyaz, böylece korku ve kaçınma döngüsünün kırılması ve kalıcı bir başa çıkma becerisi kazanılmasının hedeflendiğini ifade etti.</p>

<p>Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, çeşitli korku ve kaygı durumlarında sanal gerçeklik terapisinin nasıl kullanıldığı ve nasıl fayda sağladığı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Sanal gerçeklik terapisi</p>

<p>sorunlara güvenli ve pratik</p>

<p>bir ortamda maruz</p>

<p>kalmayı sağlıyor!</p>

<p></p>

<p>Sanal gerçeklik terapisinin bilişsel davranışçı psikoterapilerde kullanılan geleneksel maruz bırakma çalışmalarına ilaveten, kişinin durumuna, şikayetine ve korkup kaçındığı gündelik hayattaki sorunlarına odaklandığını ifade eden Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu sorunlara güvenli, pratik ve kolay uygulanabilir bir ortamda maruz kalmayı sağlayarak çözüme ulaştıran yenilikçi bir yaklaşımdır.” dedi.</p>

<p>Özellikle depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları, bağımlılıklar ile kapalı alan, uçuş fobisi ve yükseklik korkusu gibi özgül fobilerde geniş bir kullanım yelpazesine sahip olduğunu aktaran Beyaz, uygulamaya başlamadan önce kısa bir hazırlık, bilgilendirme ve alıştırma süreci yürütüldüğü bilgisini verdi.</p>

<p></p>

<p>Bedenin reaksiyon</p>

<p>vermesi terapi sürecinde</p>

<p>faydalanılan bir unsur!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Yükseklik korkusu çalışırken bedenin verdiği reaksiyonların nasıl yatıştırılabileceğine değinen Beyaz, şunları söyledi:</p>

<p>“Bu durum kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Çalışma esnasında bedenin reaksiyon vermesi terapi sürecinde faydalanılan bir unsurdur. Korku ve kaygı anında beden tepki verir ve kişi bu bedensel hisler yüzünden kaçınmaya yönelir. Sanal gerçekliğin sunduğu güvenli alanda danışanın bu bedensel tepkilerle kalması sağlanarak adım adım yatışması hedeflenir. Süreçte kullanılan biofeedback cihazları sayesinde kalp atım hızı ve ritmi anbean takip edilir, danışanın durumuna göre kontrollü bir ilerleme sağlanır.”</p>

<p></p>

<p>Kişi uyaranlara maruz</p>

<p>kaldıkça duygu</p>

<p>kendiliğinden yatışır!</p>

<p></p>

<p>Kapalı ve dar alanlarda ortaya çıkan panik duygusuyla başa çıkmada, kişinin korktuğu durumla güvenli bir ortamda yüzleşmesinin önem taşıdığına dikkat çeken Beyaz, “Sanal gerçeklik ortamında kontrolün güvenli ellerde olması, danışanın bu sürece çok daha rahat yaklaşmasına yardımcı olur.” dedi.</p>

<p>Günlük yaşamda panik duygusu tetiklendiğinde kişinin kontrolü kaybettiğini düşünerek kaçındığını ifade eden Beyaz, “Bu korkunun pekişmesine neden olur. Sanal ortamın kontrollü ve ayarlanabilir olduğunu bilmek, panik hissi gelse bile danışanın daha sakin kalabilmesini sağlar. Kişi bu uyaranlara tekrar tekrar ve güvenle maruz kaldıkça duygunun kendiliğinden yatıştığını deneyimleyerek kalıcı bir başa çıkma becerisi kazanır.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Sanal gerçekliğin güvenli</p>

<p>ortamında kişi gerçekten</p>

<p>tehlikede olmadığı</p>

<p>deneyimleyebilir!</p>

<p></p>

<p>Sanal gerçeklik terapisinin uçuş korkusunda nasıl kullanılabildiği hakkında bilgi veren Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tehlike algısı, zihne gelen istemsiz düşüncelerin gerçek kabul edilmesi ve kaçınma davranışı sergilenmesiyle beslenir. Sanal gerçekliğin güvenli ortamında kişinin gerçekten tehlikede olmadığı deneyimletilebilir. Böylece beynin görsel işitsel alanları ile mantık yürüten merkezleri arasındaki çatışma adım adım yapılan maruz bırakma çalışmalarıyla dengelenir ve zihindeki tehlike algısı ortadan kalkar.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/sanal-gerceklik-ortaminda-kontrolun-guvenli-ellerde</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/4-eylul/sanal-gerceklik-ortaminda-kontrolun-guvenli-ellerde.jpg" type="image/jpeg" length="18960"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Obezite tedavisinde zaman kaybetmemek önemli’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmemek-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmemek-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde popülerleşen zayıflama iğneleri obezite tedavisini yeniden gündeme taşırken, uzmanlar her hastanın metabolik yapısının, obezite derecesinin ve eşlik eden hastalıklarının farklı olduğuna dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rafail Ibayev, obezitenin kronik ve çok faktörlü bir hastalık olduğunu belirterek, “Tedavide önemli olan popüler olan yöntemi seçmek değil, hastanın ihtiyaç duyduğu doğru tedaviyi zamanında belirlemek. Özellikle morbid obezite ve eşlik eden hastalıkların bulunduğu durumlarda uygun tedavinin gecikmesi, zamanın sağlık aleyhine işlemesine neden olabiliyor” dedi.</p>

<p>Obezite ve kilo kontrolü, bilgi kirliliğinin en yoğun yaşandığı alanlardan biri. Sosyal medyada karşılaşılan şok diyetler, mucizevi olduğu iddia edilen çaylar ve bilimsel dayanağı olmayan alternatif uygulamalar nedeniyle hastaların aylar hatta yıllar kaybedebildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rafail Ibayev, son dönemde popülerleşen zayıflama iğnelerinin de hastanın genel sağlık tablosundan bağımsız şekilde tek ve kalıcı çözüm olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her hastanın metabolik hızının, genetik altyapısının ve obezite derecesinin birbirinden farklı olduğunu vurgulayan Op. Dr. Ibayev, “Başkasına iyi geldiği iddia edilen bir yöntemin her hastada aynı sonucu vermesini beklemek doğru değil. Özellikle morbid obezite tablosunda hastanın ihtiyaç duyduğu tedaviyi belirlemek için mutlaka tıbbi değerlendirmeye başvurulması büyük önem taşıyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Obezite yalnızca</p>

<p>fazla kalori alımıyla</p>

<p>açıklanamaz</p>

<p></p>

<p>Obezitenin kronik ve çok faktörlü bir hastalık olduğunun altını çizen Op. Dr. Ibayev, tedavi planlanırken yalnızca kilo miktarına değil, obezitenin altında yatan nedenlere de bakılması gerektiğini söyledi. İnsülin direnci, tiroid fonksiyon bozuklukları veya yeme davranışı bozuklukları gibi faktörlerin yeterince değerlendirilmemesinin tanıyı geciktirebildiğini ve tekrarlayan kilo alma başarısızlıklarına zemin hazırlayabildiğini belirten Op. Dr. Ibayev, “Altta yatan metabolik sorunların tespit edilmemesi durumunda eksik ve sonuçsuz çabalarla aylar kaybedilebiliyor. Kapsamlı bir endokrinolojik değerlendirme, kan tablosu analizi ve psikolojik değerlendirmelerin yapılması, doğrudan nedene yönelik ve en kalıcı sonuç verecek cerrahi protokolünün belirlenmesini sağlar” dedi.</p>

<p></p>

<p>Yo-yo diyet döngüsü bir</p>

<p>uyarı işareti olabilir</p>

<p></p>

<p>Obezite cerrahisinde vücut kitle indeksi (VKİ) ve eşlik eden hastalıkların tedavi aciliyetini belirleyen en temel unsurlar olduğunu belirten Op. Dr. Ibayev, VKİ 35 ve üzerinde olan, beraberinde tip 2 diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi hastalıkları bulunan kişilerde “biraz daha bekleyelim” yaklaşımının doğru olmadığını söyledi. Zaman ilerledikçe obezitenin organlar üzerindeki yıkıcı etkisinin arta bileceğini, kalp-damar sisteminin yıpranabileceğini ifade eden Op. Dr. Ibayev, “Bekleyerek ve sonuçsuz yo-yo diyet döngülerine girerek geçirilen her ay, uygulanacak metabolik cerrahinin organları onarma ve diyabeti remisyona sokma şansını doğrudan ve olumsuz yönde etkilenebilir” dedi. Ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan, kontrol altına alınamayan diyabeti olan, karaciğer yağlanması veya obeziteye bağlı ciddi eklem dejenerasyonları yaşayan hastalarda zamanın çok daha kritik olduğunu belirten Op. Dr. Ibayev, bu risk faktörlerine sahip kişilerde yaşları genç olsa dahi iç organ yağlanması ve metabolik sendromun hızla ilerleyebildiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>VKİ 40'ın üzerindeyse sonuç</p>

<p>vermeyen yöntemlerde ısrar</p>

<p>zaman kaybettirebilir</p>

<p></p>

<p>Diyet ve egzersiz programlarının sağlıklı yaşamın temelini oluşturduğunu belirten Op. Dr. Ibayev, ancak morbid obezite (VKİ&gt; 40) tablosunda, uzman kontrolünde yapılmasına rağmen defalarca başarısızlıkla sonuçlanan rejim denemelerinde uzun süre ısrar etmenin ciddi bir zaman kaybına dönüşebildiğini vurguladı. Yıllar süren ve sonuç vermeyen diyet-egzersiz döngülerinin ardından cerrahiye geçilmesinin uluslararası kılavuzlarca önerildiğini belirten Op. Dr. Ibayev, başarı şansı düşük ara yöntemlerle kaybedilen sürecin, hastanın obezite cerrahisi ile daha erken kavuşabileceği sağlıklı yaşam potansiyelini azaltabileceğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Tedavide tek tip çözüm yok</p>

<p></p>

<p>Bariatrik ameliyatlarının kişiye özgü ve multidisipliner yürütülmesi gereken bir süreç olduğunu belirten Op. Dr. Ibayev, cerrahi kararı verildiğinde de her hastaya aynı yöntemin uygulanmasının doğru olmadığını söyledi. Doğru tanı konulmadan ve hastanın anatomik yapısına uygun cerrahi yöntem seçilmeden planlanan süreçlerin hastalarda hem fizyolojik hem de psikolojik yıpranmaya neden olabileceğini ifade eden Op. Dr. Ibayev, tüp mide ve gastrik bypass gibi yöntemler arasındaki seçimin hastanın tıbbi geçmişi, yeme alışkanlıkları ve yandaş hastalıkları dikkate alınarak yapılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Cerrahi de tek başına çözüm değil</p>

<p></p>

<p>Obezite cerrahisinin “sihirli bir değnek” değil, güçlü bir araç olduğunu belirten Op. Dr. Ibayev, ameliyat sonrasında kalıcı başarı için hastanın yaşam tarzının ve takip sürecinin de tedavinin bir parçası olması gerektiğini söyledi. Tekrar kilo alımı yaşandığında mide anatomisinin güncel durumu, beslenme alışkanlıkları, vitamin-mineral değerleri ve psikolojik adaptasyonun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ibayev, “Tedavi ve takip şeması bu bulgular ışığında güncellenmeli, gerekiyorsa diyetisyen ve psikolog eşliğinde davranışsal terapiler veya revizyon cerrahisi ihtimalleri değerlendirilerek kişiye özel yeni bir yol haritası çizilmelidir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmemek-onemli</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/obezite-tedavisinde-zaman-kaybetmemek-onemli.jpg" type="image/jpeg" length="54482"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kasık fıtığı prematüre bebeklerde daha sık görülüyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/kasik-fitigi-premature-bebeklerde-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/kasik-fitigi-premature-bebeklerde-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklarda yaygın olarak görülen kasık fıtığına, prematüre veya düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelen bebeklerde daha sık rastlanıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>arın içerisindeki bağırsak veya diğer dokuların kasık kanalından dışarı doğru ilerlemesiyle oluşan kasık fıtığına zamanında müdahale edilmemesi; bağırsak, yumurtalık veya testis dokusunda ciddi hasara neden olabiliyor.</p>

<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Serdar Şiyve, bebeklerde ve çocuklarda görülen kasık fıtığının belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p></p>

<p>Ağlama ve ıkınma sırasında</p>

<p>şişlik belirginleşebilir</p>

<p></p>

<p>Kasık fıtığında şişliğin genellikle bebek ağladığında veya ıkındığında belirginleştiğini ifade eden Dr. Serdar Şiyve, “Erkek çocuklarda şişlik testis torbasına kadar uzanabilir. Kız çocuklarında ise fıtık kesesinin içerisinde bağırsakların yanı sıra yumurtalık da bulunabilir.</p>

<p>Şişlik; çocuk ağladığında, öksürdüğünde, hareket ettiğinde veya ıkındığında daha belirgin hâle gelebilir. Çocuk sakinleştiğinde ya da uyuduğunda ise küçülebilir veya tamamen kaybolabilir” dedi.</p>

<p>Kasık fıtığının her yaştaki çocukta görülebileceğini belirten Dr. Şiyve, hastalığın erkek çocuklarda, prematürelerde ve düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelen bebeklerde daha sık görüldüğünü söyledi.</p>

<p></p>

<p>Kasık fıtığı kendiliğinden iyileşmez</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukluk çağında görülen kasık fıtıklarının kendiliğinden iyileşmediğini vurgulayan Dr. Şiyve, tanının çoğunlukla çocuk cerrahisi uzmanı tarafından yapılan muayene sonucunda konulduğunu belirtti.</p>

<p>Fıtık tespit edildiğinde bağırsak, yumurtalık veya diğer dokuların fıtık kesesi içerisinde sıkışmasını önlemek amacıyla cerrahi tedavi planlanır. Ameliyatın zamanı; çocuğun yaşı, genel sağlık durumu ve fıtığın özellikleri değerlendirilerek belirlenir.</p>

<p>Çocukluk çağı kasık fıtıklarında belirli bir yaşa veya aya kadar beklenmesi önerilmez. Tanı kesinleştirildikten sonra uygun zamanda gerçekleştirilen cerrahi tedaviyle ciddi komplikasyonların önüne geçilebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/kasik-fitigi-premature-bebeklerde-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/kasik-fitigi-premature-bebeklerde-daha-sik-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" length="27913"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yeni tehdit ekranın ardında!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/yeni-tehdit-ekranin-ardinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/yeni-tehdit-ekranin-ardinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği (İMDAT) ile Acıbadem Üniversitesi Suç ve Şiddetle Mücadele Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (ASUMA) 2024 yılında hazırladığı “Siber Şiddet ve Çocuk” çalışması, dijital dünyanın çocuklar açısından taşıdığı riskleri ortaya koyarken, 2025 ve 2026’da yayımlanan yeni araştırmalar tehlikenin boyutunun giderek büyüdüğünü gösteriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İMDAT ve ASUMA’nın hazırladığı çalışmada; siber zorbalık, çevrimiçi cinsel istismar ve sömürü, grooming (çocuğun güvenini kazanarak cinsel istismara hazırlanması ve yönlendirilmesi), dijital ayak izi (Çocukların internette paylaştıkları veya çeşitli dijital platformlarda bıraktıkları bilgi ve içeriklerin oluşturduğu kalıcı iz) ve çocukların dijital güvenliği ele alınıyor.</p>

<p>Çocukların dijital dünyadaki varlığı artık istisna değil, günlük hayatın ayrılmaz bir parçası. TÜİK’in 2024 Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması’na göre 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 66,1’i sosyal medya kullanıyor. Bu oran 11-15 yaş grubunda yüzde 79’a çıkıyor. Çocukların yüzde 76,1’i cep telefonu veya akıllı telefon kullanırken, sosyal medya kullanan çocukların yüzde 97,9’u platformları düzenli olarak kullanıyor. UNICEF’in Haziran 2025’te yayımladığı “Childhood in a Digital World” raporu da internetin çocukların yaşamında artık bir “lüks” olmaktan çıkıp oyun, eğitim, arkadaşlık ve beceri geliştirme açısından temel bir araç haline geldiğini vurguluyor. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı ve ASUMA Direktörü Prof. Dr. Oğuz Polat, “Çocukların dijital ortamdan tamamen uzaklaştırılması yerine, bu ortamda karşılaşabilecekleri risklere karşı güçlendirilmesi kritik önem taşıyor. Çocukların hayatındaki şiddet dijitalleşti; çocuklar artık ekran başında da tehdit altında” şeklinde konuşuyor.</p>

<p>2024 yılında İMDAT ve ASUMA iş birliğiyle hazırlanan “Siber Şiddet ve Çocuk” çalışmasının, çocukların dijital dünyada karşılaştığı şiddetin farklı boyutlarını görünür hale getirmeyi amaçladığını belirten Prof. Dr. Oğuz Polat, “Çocukların yaşamında dijital dünya artık ayrı bir alan değil. Çocuk okulda ve evde olduğu kadar artık dijital dünyada da yaşıyor. Bu nedenle çocuğa yönelik şiddetin dijitalleşmesini çocuk koruma sisteminin dışında değerlendiremeyiz. Siber zorbalık, tehdit, şantaj, grooming ya da çocuğun görüntülerinin izinsiz kullanılması, fiziksel ortamda gerçekleşmese de çocuk açısından gerçek bir şiddettir” diyor.</p>

<p>Prof. Dr. Oğuz Polat’ın başkanlığında, uzman psikologlar, çocuk hakları uzmanları, hukukçular ve bilişim uzmanlarının iş birliğiyle hazırlanan “Siber Şiddet ve Çocuk” çalışması, çocukların dijital ortamda yalnızca siber zorbalıkla değil, cinsel istismar ve sömürü, teşhircilik, röntgencilik, pornografik içeriklere maruz bırakılma ve grooming gibi çok farklı tehditlerle karşılaşabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p></p>

<p>Siber Zorbalık</p>

<p>Depresyona Yol Açabilir</p>

<p></p>

<p>Siber zorbalığın, çocukların ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkisinden söz eden Prof. Dr. Oğuz Polat, “Diyarbakır’da 13-18 yaş arasındaki 1.985 lise öğrencisi inceledik. Araştırmada öğrencilerin siber zorbalık, siber mağduriyet ve depresyon düzeyleri değerlendirildi. Çalışma kapsamında, siber zorbalık ve siber mağduriyet ile depresyon belirtileri arasında anlamlı pozitif ilişkiler bulunduğunu ortaya koyduk. Bu bulgular, ergen ruh sağlığında dijital saldırganlığın giderek daha önemli bir risk alanı olduğunu ve erken önleme çalışmalarının gerekliliğini gösterdi. Yeni araştırmalarla birlikte çocukların ruh sağlığı üzerindeki etkilerini daha net görüyoruz. 1.985 lise öğrencisinin değerlendirildiği 2025 tarihli araştırmamızda siber zorbalık ve siber mağduriyet ile depresyon arasında anlamlı ilişkiler bulunması son derece önemli. Siber zorbalığı ‘çocukların kendi aralarındaki bir internet şakası’ olarak görmek artık mümkün değil. Bunun çocuk üzerinde psikolojik ve sosyal sonuçları var” şeklinde konuşuyor.</p>

<p>Araştırmanın önemli bir başka sonucu da dijital saldırganlığın çocukların psikolojik durumundan bağımsız düşünülemeyeceğini göstermesi. Siber zorbalığa maruz kalan çocuk; kaygı, üzüntü, yalnızlık, özgüven kaybı ve okul başarısında düşüş gibi sorunlarla karşılaşabileceği gibi, bazı durumlarda depresif belirtiler de yaşayabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Çocuğa “Telefonu bırak”</p>

<p>Demek Çözüm Değil</p>

<p></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi’nin 44 ülke ve bölgede yaklaşık 28 bin ergenin verilerini değerlendirdiği araştırma da sorunun küresel boyutunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre okul çağındaki ergenlerin yaklaşık yüzde 15’i siber zorbalığa maruz kalıyor, yüzde 12’si ise başkalarına siber zorbalık yaptığını bildiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, siber zorbalığın giderek arttığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Türkiye’de ise TÜİK’in güncel verileri çocukların dijital ortamlardaki varlığının ne kadar genişlediğini gösteriyor. 11-15 yaş grubunda sosyal medya kullanımının yüzde 79’a ulaşması, çocukların önemli bir bölümünün günün kayda değer bir kısmını dijital platformlarda geçirdiğini ortaya koyuyor. Sosyal medya kullanan çocukların yüzde 49,5’i hafta sonlarında sosyal medyada yaklaşık iki saat veya daha fazla zaman geçiriyor.</p>

<p>Ailelerin yaklaşımının da değişmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Oğuz Polat, “Çocuğa ‘telefonu bırak’ demek, sorunu çözmüyor. Çünkü çocuğun sosyal hayatı, arkadaşlıkları, eğitimi ve kendini ifade etme biçimleri de dijitalleşmiş durumda. Bizim yapmamız gereken çocuğu dijital dünyadan koparmak değil, dijital dünyada güvenli davranabilen bir çocuk yetiştirmek. Bunun yolu da yasaklamaktan önce eğitimden, iletişimden ve güven ilişkisinden geçiyor” şeklinde konuşuyor.</p>

<p>UNICEF’in 2025 tarihli “Childhood in a Digital World” raporu da çocukların dijital becerilerinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekiyor. Rapora göre sosyal medya, video oyunları ve video izleme gibi çevrimiçi faaliyetler çocukların dijital becerilerinin gelişimine katkı sağlayabiliyor. Ancak çocukların çevrimiçi fırsatlardan yararlanırken aynı zamanda riskleri yönetebilmesi için dijital becerilerinin güçlendirilmesi gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Yapay Zeka Kötü</p>

<p>Amaçlı Kullanılabiliyor</p>

<p></p>

<p>Çocukların dijital güvenliği açısından 2024 raporundan bu yana ortaya çıkan en önemli yeni risklerden biri ise yapay zeka destekli sahte görüntüler ve videolar. UNICEF’in Haziran 2026 tarihli değerlendirmesine göre 11 ülkede yapılan araştırmalardan elde edilen tahminler, yalnızca bir yıl içinde en az 1,2 milyon çocuğun görüntüsünün yapay zeka kullanılarak sahte cinsel içerikli görüntü veya videolara dönüştürülmüş olabileceğini gösteriyor. UNICEF, çocukların yapay zeka kaynaklı bu zararlara karşı acilen korunması gerektiğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Prof. Dr. Oğuz Polat, yapay zekanın çocuklara yönelik dijital istismar açısından yeni bir dönemi beraberinde getirdiğini söylüyor: “Yapay zeka, çocuklara yönelik siber şiddetin boyutunu değiştirebilecek bir teknoloji. Çocuğun gerçek bir görüntüsünün izinsiz paylaşılmasının ötesine geçiyoruz; yapay zeka kullanılarak çocuğun hiç bulunmadığı bir ortamda bile sahte görüntüler üretilebiliyor. Bu içerikler çocuğun mahremiyetini, itibarını ve psikolojik bütünlüğünü tehdit ediyor. Önümüzdeki dönemde çocuk koruma politikalarının yapay zeka kaynaklı bu yeni risklere göre yeniden şekillendirilmesi gerekiyor”…</p>

<p>UNICEF’in 2026 verileri, yapay zeka konusunda çocukların ve ailelerin dijital okuryazarlığının artırılmasının aciliyetini de ortaya koyuyor. UNICEF’e göre yapay zeka hızla yaygınlaşırken, çocukların cinsel istismarı ve sömürüsünde nasıl kullanıldığına ilişkin bilgiler ve araştırmalar aynı hızda ilerlemiyor.</p>

<p></p>

<p>Aileler, Çocukların</p>

<p>Mahremiyetini Korumalı</p>

<p></p>

<p>Siber şiddetle mücadelede bir başka kritik başlık ise çocukların dijital ayak izi. Ebeveynlerin çocuklarının fotoğraflarını, okul bilgilerini, konumlarını, günlük yaşamlarını veya özel anlarını sosyal medyada paylaşması, iyi niyetli olsa dahi çocuğun gelecekteki mahremiyeti açısından risk yaratabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle ailelerin çocukları adına paylaşım yaparken “Bu görüntüyü çocuğum yetişkin olduğunda da görmek ister mi?” sorusunu sorması öneriliyor. Çocukların özel görüntülerinin paylaşılmaması, konum bilgilerinin gizlenmesi, hesapların gizlilik ayarlarının kontrol edilmesi, güçlü şifreler ve iki aşamalı doğrulama kullanılması dijital güvenliğin temel adımları arasında bulunuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Oğuz Polat, “Çocukların dijital ayak izini biz yetişkinler oluşturuyoruz. Bugün masum görünen bir fotoğraf veya bilgi, yıllar sonra çocuğun karşısına çıkabilir. Çocuğun mahremiyet hakkı, ebeveynin paylaşma hakkından önce gelmelidir. Çocuk adına karar verirken onun gelecekteki hayatını da düşünmek zorundayız” şeklinde uyarıda bulunuyor…</p>

<p></p>

<p>Yardım İstemekten Çekinmeyen</p>

<p>Çocuklar Yetiştirmek Önemli</p>

<p></p>

<p>İMDAT ve ASUMA’nın 2024 çalışması ile 2025-2026 döneminde yayımlanan yeni araştırmalar birlikte değerlendirildiğinde, çocukların dijital güvenliğinin yalnızca teknoloji kullanımına ilişkin bir konu olmadığı görülüyor. Siber zorbalık, çocuk ruh sağlığı, cinsel istismar, mahremiyet, yapay zeka ve çocuk hakları birbirinden ayrı başlıklar olarak değil, bütüncül bir çocuk koruma politikası içinde ele alınmalı.</p>

<p>Ailelerin çocuklarıyla yargılayıcı olmayan bir iletişim kurması, çocukların başlarına gelen dijital olayları anlatabilecekleri güvenli bir ortam oluşturması, öğretmenlerin siber zorbalık belirtilerini tanıması ve okullarda dijital vatandaşlık eğitimlerinin güçlendirilmesi gerekiyor. Çocukların dijital dünyada korunmasının bütün toplumun sorumluluğu olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Polat, “Çocuğu korumanın en önemli şartı, çocuğun bize ulaşabileceğini bilmesini sağlamaktır. Çocuk bir tehdit, şantaj, cinsel içerikli mesaj veya siber zorbalıkla karşılaştığında ‘Bunu neden yaptın?’ sorusuyla değil, ‘Bunu benimle paylaştığın için doğru yaptın’ cümlesiyle karşılaşmalı. Çocukların dijital dünyadaki güvenliği aileden okula, sağlık sisteminden hukuka ve teknoloji şirketlerine kadar herkesin ortak sorumluluğudur. Çocukların internetten uzaklaştırılması değil; dijital haklarını bilen, mahremiyetini koruyabilen, siber şiddeti tanıyabilen ve karşılaştığı durumda yardım isteyebilen bireyler olarak güçlendirilmesi gerekiyor” diyerek ailelere 5 “altın öneri”de bulunuyor:</p>

<p>Yasaklamak yerine konuşun: Çocuğun dijital dünyasını yargılamadan dinleyin.</p>

<p>Mahremiyetini koruyun: Fotoğraf, konum, okul ve özel bilgilerini izinsiz paylaşmayın.</p>

<p>Siber zorbalığı ciddiye alın: Tehdit, şantaj veya zorbalık karşısında çocuğu suçlamayın; destek olun.</p>

<p>Dijital güvenliği güçlendirin: Gizlilik ayarlarını kontrol edin, güçlü şifre ve iki aşamalı doğrulama kullanın.</p>

<p>Yardım istemesini teşvik edin: “Ne olursa olsun bana anlatabilirsin” mesajını verin.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/yeni-tehdit-ekranin-ardinda</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/yeni-tehdit-ekranin-ardinda.jpg" type="image/jpeg" length="53451"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Alzheimer hastaları için sağlıklı ve düzenli yaşam şart’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/alzheimer-hastalari-icin-saglikli-ve-duzenli-yasam-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/alzheimer-hastalari-icin-saglikli-ve-duzenli-yasam-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her yıl eylül ayında Alzheimer hastalığına dikkat çekmek, toplumda farkındalık oluşturmak ve erken tanının önemine vurgu yapmak amacıyla çeşitli çalışmalar gerçekleştiriliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanları Doç. Dr. Remzi Yiğiter, Dr. Öğr. Üyesi Hakan Bozkurt ve Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, Alzheimer hastalığı ve demans konusunda vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Alzheimer hastalığının özellikle ileri yaşlarda daha sık görülen, kişinin bilişsel işlevlerini ve günlük yaşam aktivitelerini zaman içerisinde etkileyen ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten uzmanlar, unutkanlığın her zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>“Unutkanlık günlük yaşamı</p>

<p>etkilemeye başladığında</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>hekime başvurulmalı”</p>

<p></p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Remzi Yiğiter, Alzheimer hastalığında erken tanının hastalığın yönetimi açısından büyük önem taşıdığını ifade ederek, “Yaş ilerledikçe bazı unutkanlıkların görülmesi mümkün olmakla birlikte, kişinin günlük yaşamını, işlerini ve sosyal ilişkilerini etkilemeye başlayan unutkanlıkların mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Özellikle yakın geçmişte yaşanan olayları hatırlamakta zorlanma, aynı soruları tekrarlama, daha önce kolaylıkla yapılan işleri yerine getirmede güçlük yaşama, kelime bulma sorunları ve yön bulmada zorlanma gibi belirtiler dikkate alınmalıdır” dedi.</p>

<p>Doç. Dr. Remzi Yiğiter, erken dönemde yapılacak nörolojik değerlendirmelerin hastanın mevcut durumunun ortaya konulmasına ve uygun takip planının oluşturulmasına katkı sağladığını belirtti.</p>

<p></p>

<p>“Beyin sağlığını korumak için</p>

<p>yaşam tarzı da önemli”</p>

<p></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Hakan Bozkurt ise Alzheimer riskinin değerlendirilmesinde yalnızca yaş ve genetik özelliklerin değil, yaşam tarzı ve damar sağlığıyla ilişkili birçok faktörün de dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Hakan Bozkurt, “Düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku, sosyal ve zihinsel açıdan aktif bir yaşam, tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi kronik hastalıkların kontrol altında tutulması beyin sağlığı açısından önemlidir. Bu nedenle Alzheimer’dan korunma ve bilişsel sağlığın desteklenmesi konusunda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının erken yaşlardan itibaren benimsenmesi gerekir” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“Hasta ve yakınlarının birlikte</p>

<p>desteklenmesi gerekiyor”</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri de Alzheimer sürecinin yalnızca hastayı değil, ailesini ve bakım verenleri de yakından ilgilendirdiğine dikkat çekti.</p>

<p>Alzheimer tanısı alan kişilerin düzenli hekim takibinin yanı sıra aile desteğine de ihtiyaç duyduğunu belirten Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, “Hastanın yaşadığı bilişsel değişikliklerin doğru anlaşılması, güvenli bir yaşam ortamının oluşturulması ve günlük yaşamda mümkün olduğunca bağımsızlığının desteklenmesi önemlidir. Bakım verenlerin de bu süreçte yalnız bırakılmaması ve hastalık hakkında doğru bilgiye ulaşması gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p>Demans hastalarında düzenli bilişsel egzersizlerin de önerildiğini ifade eden Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, bu uygulamalardaki temel amacın hastalığı “durdurmak” değil; mevcut bilişsel kapasiteyi mümkün olduğunca korumak, günlük işlevselliği desteklemek ve yaşam kalitesini artırmak olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, “Bilişsel egzersizlerin içeriği ve uygulanma şekli hastanın mevcut durumu ve ihtiyaçları doğrultusunda planlanmalıdır. Bu konuda neler yapılması gerektiği hasta ve yakınları ile görüşülerek ve yakın koordinasyon içerisinde belirlenmelidir” dedi.</p>

<p>Uzmanlar, Alzheimer hastalığında erken dönemde fark edilen belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, özellikle kişinin kendisi veya yakınları tarafından fark edilen kalıcı ve ilerleyici bilişsel değişikliklerde nöroloji uzmanına başvurulmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanları Doç. Dr. Remzi Yiğiter, Dr. Öğr. Üyesi Hakan Bozkurt ve Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, Dünya Alzheimer Ayı kapsamında toplumda farkındalığın artırılmasının, hastalığın belirtilerinin erken fark edilmesinin ve doğru sağlık hizmetine zamanında başvurulmasının önemini bir kez daha hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/alzheimer-hastalari-icin-saglikli-ve-duzenli-yasam-sart</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/alzheimer-hastalari-icin-saglikli-ve-duzenli-yasam-sart.jpg" type="image/jpeg" length="52992"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Her bel daralması ameliyat gerektirmiyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/her-bel-daralmasi-ameliyat-gerektirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/her-bel-daralmasi-ameliyat-gerektirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yürürken ağrılarınızın artması, merdiven veya yokuş çıkarken kalçanızda ve baldırlarınızda hissettiğiniz kramplar yalnızca yaşlılık belirtisi olmayabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Daha önce rahatlıkla kat ettiğiniz mesafeyi artık dinlenerek tamamlıyor, yürüdükçe öne eğilme ihtiyacı hissediyor ve oturduğunuzda rahatlıyorsanız, bel daralması sorunu ile karşı karşıya olabilirsiniz. Omurilik kanalı ile sinirlerin geçtiği boşlukların daralması sonucu gelişen hastalık; ağrı, uyuşma, karıncalanma ve zamanla kas gücü kaybına yol açabiliyor. Erken değerlendirme ve ameliyatsız tedaviler ise hastalığın ilerleme sürecini yavaşlatarak kişinin yürüme kapasitesinin ve yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı olabiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, bel daralmasının yaşlılığın doğal bir sonucu olarak görülüp ihmal edilmemesi gerektiğini belirterek, “Belirtiler başladığında hastanın yürüme kapasitesi ve günlük yaşam kalitesi bozulmaya başlar. Özellikle şiddetli ağrı ve ilerleyici kas gücü kaybı dikkat edilmesi gereken en önemli bulgulardır. Erken değerlendirme ve süreci yavaşlatan ameliyatsız tedaviler hastaya zaman kazandırabilir ve yaşam kalitesini yükseltebilir” diyor. Prof. Dr. Necdet Sağlam, bel daralmasının belirtilerini ve tedavi yöntemlerini anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Yürüdükçe artıyor,</p>

<p>dinlenince azalıyor</p>

<p></p>

<p>Bel daralması, bel bölgesindeki omurilik kanalının ve buradan çıkan sinirlerin geçtiği boşlukların daralması anlamına geliyor. Sinirler ve onları besleyen damarlar baskı altında kaldığında kalçalarda ve bacaklarda kramp tarzında ağrı, yanma, uyuşma ve karıncalanma gelişebiliyor. Şikayetlerin en tipik özelliğini ise yürümekle artması, dinlenmek veya öne doğru eğilmekle hafiflemesi oluşturuyor. Uyuşma yakınmaları geceleri daha belirgin hale gelebiliyor.</p>

<p>Hastaların ilk fark ettikleri belirtilerden birinin dik durmakta zorlanmak olduğunu ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Sağlam, “Hasta, daha önce rahatlıkla yürüdüğü mesafeyi artık ağrı nedeniyle dinlenerek tamamlamak zorunda kaldığını fark eder. Yürürken zamanla öne doğru eğilir, yokuş çıkmakta zorlanır; baldırlarında kramp, yanma ve uyuşma hisseder. Oturduğunda veya öne doğru eğildiğinde ise belirgin bir rahatlama yaşar” diye konuşuyor.</p>

<p></p>

<p>60 yaş üzerindeki her 3</p>

<p>kişiden birinde görülüyor</p>

<p></p>

<p>Omurgadaki disklerin ve eklemlerin yaşlanıp yapılarının bozulmasıyla gelişen bel daralması, en sık orta ve ileri yaşlarda görülüyor. Altmış yaşın üzerindeki her üç kişiden birinde anatomik olarak bel daralması bulunmasına rağmen, bu kişilerin yalnızca küçük bir bölümünde klinik belirtiler ortaya çıkıyor. Dolayısıyla görüntülemede daralma saptanması her zaman tedavi gerektiği anlamına gelmiyor; hastanın şikayetleri ve muayene bulguları da birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Bel daralması çoğunlukla yavaş ilerliyor. Omurlar arasındaki disklerde başlayan bozulmaya zaman içinde eklemlerdeki değişiklikler, kemik çıkıntıları ve bağlarda kalınlaşma eşlik ediyor. Bunların sonucunda kanal daralarak sinirler üzerinde baskı oluşturuyor. Hastalık nadiren doğuştan gelişirken; bel fıtığı, bel kayması, tümörler ve omurga kırıkları da sonradan gelişen bel daralmasına neden olabiliyor. Genetik yatkınlık, mekanik ve çevresel etkenlerin yanı sıra fazla kilo da omurgaya binen yükü artırarak süreci hızlandırabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Ağrıdan kaçarken</p>

<p>hareketsiz kalmayın!</p>

<p></p>

<p>Uzun süre ayakta durmak ve yürümek ağrıyı artırdığı için hastalar zamanla hareket etmekten kaçınabiliyor. Ancak ağrı yaşamamak amacıyla tamamen hareketsiz bir yaşam sürmek, kasları ve eklemleri daha da güçsüzleştirerek klinik tablonun ağırlaşmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Necdet Sağlam, bu durumun bir kısır döngü oluşturduğuna dikkat çekerek, “Ağrıdan kaçınmak için hareketsiz bir yaşam modeline bürünmek doğru değildir. Hareketsizlik kemik, kas ve eklemlerdeki yaşlanma ve bozulmayı artırabilir. Bunun yerine ağrıyı artıracak zorlayıcı hareketlerden kaçınılmalı, kişinin hareket kapasitesini korumaya yönelik tedaviler sürdürülmelidir” diyor.</p>

<p></p>

<p>Bu belirtilerde zaman</p>

<p>kaybetmeyin!</p>

<p></p>

<p>Bel daralması her zaman ciddi bir klinik tabloya yol açmasa da daralmanın şiddetine göre belirtiler ağırlaşabiliyor. Tedavinin gecikmesi ağrıların sıklaşmasına, uyuşma ve kas güçsüzlüğünün artmasına neden olabiliyor. İlerlemiş hastalıkta idrar ve büyük abdest kontrolünde bozulma, hatta kısmi felç gelişebiliyor.</p>

<p>Bel kanalının nadiren ani ve tam olarak daralması ise şiddetli ağrı ve felçle seyreden, acil ameliyat gerektiren bir tabloya yol açabiliyor. Bu nedenle kontrol edilemeyen şiddetli ağrı, ilerleyici kas gücü kaybı ile idrar veya büyük abdest kontrolünde bozulma geliştiğinde zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor.</p>

<p></p>

<p>Tanıda hastanın şikayetleri</p>

<p>yol gösteriyor</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bel daralmasının tanısında öncelikle hastanın duruşu, şikayetlerinin ne zaman artıp azaldığı ve nörolojik muayene bulguları değerlendiriliyor. Kesin tanıda MR incelemesinden yararlanılıyor. Hastanın durumuna göre dinamik görüntüleme yöntemleri ve elektromiyografik incelemeler de uygulanabiliyor.</p>

<p>İleri yaşlarda görüntülemede bel daralmasına sık rastlansa da tedavi kararı yalnızca MR sonucuna göre verilmiyor. Anatomik daralmanın hastanın yürüme kapasitesini ne ölçüde etkilediği, ağrının şiddeti, kas gücü kaybı ve günlük yaşam bağımsızlığındaki azalma tedavinin planlanmasında önem taşıyor.</p>

<p></p>

<p>Öncelik ameliyatsız</p>

<p>tedavilerde</p>

<p></p>

<p>Tedavide ağrının ve sinir kaynaklı şikayetlerin azaltılması, hastanın yürüme kapasitesi ile günlük yaşam bağımsızlığının korunması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi amaçlanıyor. İlk aşamada ilaç tedavisi, fizik tedavi ve kişiye özel egzersizlerden yararlanılıyor. Uygun hastalarda sinir kökü blokajlarıyla da ağrı kontrol altına alınabiliyor.</p>

<p>Her bel daralması tanısı alan hastanın ameliyat olması gerekmediğini vurgulayan Prof. Dr. Necdet Sağlam, “Hastanın şikayetleri kontrol edilebiliyor ve ilerleyici bir nörolojik kayıp bulunmuyorsa öncelikle ameliyatsız yöntemlerle takip ediyoruz. Ancak stabilite bozukluğundan kaynaklanan mekanik ağrılar ile ilerleyici sinir ve kas güçsüzlüğü ameliyat gerektirebilir” diyor.</p>

<p></p>

<p>Ameliyat yürüme kapasitesini</p>

<p>geri kazandırabiliyor</p>

<p></p>

<p>Kontrol altına alınamayan ağrı, ilerleyici nörolojik kayıp ve günlük yaşam bağımsızlığında belirgin azalma geliştiğinde ameliyat seçeneği gündeme geliyor. Ameliyatın temel amacı, sinirlerin üzerindeki baskıyı kaldırarak ağrıyı azaltmak ve hastanın yürüme kapasitesini yeniden kazanmasını sağlamak oluyor.</p>

<p>Operasyonda daralan bölgedeki kemik ve yumuşak dokular çıkarılarak sinirler üzerindeki baskı ortadan kaldırılıyor. Omurgada kayma veya stabilite bozukluğu varsa bazı hastalarda vida kullanılarak füzyon ameliyatı da yapılabiliyor. Bu karar, hastanın durumuna ve altta yatan soruna göre kişiye özel olarak veriliyor. Prof. Dr. Necdet Sağlam, “Bel daralmasını yalnızca yaşlılığın doğal bir sonucu olarak görüp ağrı ve yürüme güçlüğünü ihmal etmeyin. Her hasta için ameliyat gerekmez; ancak kontrol edilemeyen ağrı, kas gücü kaybı ve günlük yaşam bağımsızlığının bozulduğu durumlarda ameliyat kurtarıcı bir yöntem olabilir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/her-bel-daralmasi-ameliyat-gerektirmiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/her-bel-daralmasi-ameliyat-gerektirmiyor.jpg" type="image/jpeg" length="50943"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Bakım yükü kadınları tüketiyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/bakim-yuku-kadinlari-tuketiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/bakim-yuku-kadinlari-tuketiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Alzheimer gibi uzun süreli bakım gerektiren hastalıklarda yükün çoğu zaman kadınların omuzlarında kaldığını belirten Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, bakım verenlerin, fiziksel yorgunluğun yanı sıra suçluluk, öfke, çaresizlik ve sessiz yas duygusuyla da mücadele ettiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle hastalığın ilerleyen dönemlerinde 7/24 tetikte olmanın, bakım verenin ruhsal dayanıklılığını zorladığın a dikkat çeken Prof. Dr. Tarlacı, “Alzheimer, kanser gibi net bir savaş değil, aksine her gün biraz daha toprak kaybettiren sessiz bir istiladır.” dedi. Aile bireylerinin bakım sorumluluğunu paylaşması, bakım verene düzenli molalar vermesi ve gerektiğinde profesyonel destek sağlaması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, gerçek desteğin, ‘kendine iyi bak’ demek değil, bakım verene kendine bakabileceği alanı açmak anlamına geldiğini vurguladı.</p>

<p>Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Alzheimer Farkındalık Ayı kapsamında, özellikle Alzheimer hastalarına bakım veren kadınların yaşadığı fiziksel ve duygusal tükenmişlik, suçluluk ve öfke duyguları ile bakım yükünün aile içinde paylaşılması ve bakım verene psikolojik destek sağlanmasının önemi hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Bakım yükünün ezici</p>

<p>çoğunluğu kadınların o</p>

<p>muzlarında!</p>

<p></p>

<p>Türkiye'de bakım yükünün ezici çoğunluğunun maalesef kadınların, kız evlatların, gelinlerin omuzlarında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Erkekler ‘iş güç sahibi’ olarak görülürken, kadınlardan doğuştan gelen bir fedakârlık beklenir. Bu, sadece bireysel bir adaletsizlik değil; aynı zamanda toplumsal bir kördüğümdür.” dedi.</p>

<p>Tüm bu duygusal yükün üzerine bir de ‘kadınsın, sabretmeli, fedakâr olmalısın’ baskısı eklendiğinde, tükenmişliğin kaçınılmaz hale geldiğini aktaran Prof. Dr. Tarlacı, “Çünkü kadın, hem kendi suçluluğuyla hem de toplumun dayattığı ‘mükemmel bakım veren’ rolüyle boğuşur. Oysa bir erkek kardeş ya da eş, bu yükün sadece küçük bir kısmını üstlense, kadının omuzlarındaki dağ bir tepeye dönüşebilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Kadınlar, hasta bakımının</p>

<p>yükünü tek başına taşımak</p>

<p>zorunda değil!</p>

<p></p>

<p>Ülkemizde hasta bakımının, bir kadın meselesi olmaktan çıkarılması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, “Bir insanın sevdiğine bakması, cinsiyetinden bağımsız, insani bir sorumluluktur. Kadınlar, bu yükü tek başına taşımak zorunda değil. Yardım istemek, paylaşmak, hatta hak talep etmek kadınların en doğal hakkı.” dedi.</p>

<p>Kadınların bu yükü üstlenmesinin sadece toplumsal baskıdan değil, aynı zamanda içlerinden gelen o güçlü doğal anaçlık içgüdüsünden de kaynaklandığına değinen Prof. Dr. Tarlacı, “Bir anne gibi şefkatle, bir kız evlat gibi sorumlulukla, bir eş gibi sadakatle sarılıyorlar. Bu, onların en büyük gücü ama aynı zamanda en kırılgan yanı; çünkü bu duygu o kadar derin ki, sınır koymayı zorlaştırıyor, ‘Daha ne kadar dayanabilirim?’ sorusunu sordurtmuyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Anaçlık, bir tuzağa dönüşebilir!</p>

<p></p>

<p>“Bakım veren kadınların bu yükü üstlenmesinde kuşkusuz o içten gelen anaçlık duygusu çok büyük rol oynar.” diyen Prof. Dr. Sultan Tarlacı, bir annenin çocuğuna duyduğu koşulsuz şefkat gibi, bir kadının anne babasına da aynı koruyucu kollarla sarılabildiğini aktardı.</p>

<p>Ancak bu kutsal duygunun, bir yandan da kadının ‘ben dayanırım, ben bırakamam’ diyerek sınırlarını zorlamasına ve kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmesine neden olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, şunları söyledi:</p>

<p>“İşte bu noktada anaçlık, bir erdem olmaktan çıkıp bir tuzağa dönüşebilir. Bu yüzden kadınların, o içlerindeki ‘her şeyi yapabilirim’ sesini dinlerken, bir yandan da ‘Ne kadar yapabilirim?’ sorusunu sormayı öğrenmeleri gerekir.</p>

<p>Bakım veren kadınlar, içlerindeki anaçlık duygusu nedeniyle profesyonel destek almayı çoğu zaman bir ‘ihanet’ veya ‘yetersizlik’ olarak görürler. ‘Ben anneme/babama bakamıyor muyum?’ diye düşünürler. Oysa profesyonel destek almak, kadının anaçlığını reddetmesi değil, onu daha uzun süre sürdürebilmesi için atılan en akıllıca adımdır. Bir uzmandan yardım almak, ‘ben tükeniyorum, yardıma ihtiyacım var’ demenin cesaretidir; bu, fedakârlıktan vazgeçmek değil, fedakârlığı sürdürülebilir kılmaktır.”</p>

<p></p>

<p>Bakım verenin yorgunluğu</p>

<p>hafife alınmamalı!</p>

<p></p>

<p>Özellikle Alzheimer hastalarına bakım verenlerde tükenmişliğin çok yaygın olduğuna dikkat çeken  Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Alzheimer, kanser gibi net bir savaş değil, aksine her gün biraz daha toprak kaybettiren sessiz bir istiladır.” dedi.</p>

<p>Bakım verenin, sevdiği insanın anılarının, becerilerinin ve sonunda kimliğinin yok oluşuna gözleri açık bir şekilde tanıklık ederken, bir yandan da o kişinin tüm fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Tarlacı, “Bu yük, hastalığın orta evresinde –kişilik değişikliklerinin, gece dolaşmalarının, ajitasyon ve idrar kaçırmanın başladığı dönemde– doruk noktasına ulaşır. Artık hasta etrafındakilerle mantıklı bir bağ kuramaz, bakım veren ise hiç ara vermeden 7/24 tetikte, adeta bir ‘nöbetçi’ gibi yaşamaya başlar. Bakım verenin bu dönemdeki yorgunluğu ‘işte bu kadar’ diye geçiştirilmemeli. Ona ‘Bugün nasılsın?’ diye sorarken gözlerinin içine bakarak sorun, çünkü aldığınız cevap çoğu zaman ‘iyiyim’ yalanı olacaktır; sizin gözlerinizdeki gerçek merak, o yalanın arkasını görmenize yardım eder.” önerisinde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Bakım verenin duygularını</p>

<p>onaylamak, çözüm önermekten</p>

<p>çok daha değerli!</p>

<p></p>

<p>Bakım verenin fiziksel yorgunluğunun buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarlacı, “Asıl kütle, duyguların karanlık ve ağır sularında gizlidir. Suçluluk; ‘keşke daha sabırlı olsaydım’, öfke; ‘Neden sürekli aynı şeyi soruyor?’, çaresizlik; ‘hiçbir şey düzelmiyor’ ve sürekli tetikte olma hali; ‘Acaba şimdi ne yapacak?’. Bu duygular, bakım verenin hasta olduğunun değil; emeğinin, bağlılığının ve sevgisinin doğal ve kaçınılmaz sonuçlarıdır.” dedi.</p>

<p>En önemli ayrımın hastaya değil, hastalığa kızılması olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarlacı, “Kişi bu ayrımı zihnine kazıdığı an, omuzlarındaki suçluluk yükü hafiflemeye başlar. Bakım veren bir başkasına öfkesini, yorgunluğunu anlattığında ‘ama o senin annen/baban’ denmemeli. Bu cümle, onun zaten derinlerde hissettiği suçluluğu daha da alevlendirir. Bunun yerine ‘bu çok zor olmalı, haklısın’ diyerek duygularını onaylamak, çözüm önermekten çok daha değerlidir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Bir mola, bakım verenin</p>

<p>dayanıklılığını yeniden</p>

<p>toplaması için altın değerinde!</p>

<p></p>

<p>Hastanın sürekli aynı şeyi sorması, gece uyanması veya kişilik değişikliklerinin, bakım verenin ruhuna adeta üç ayrı cepheden saldırdığını dile getiren Prof. Dr. Tarlacı, “Aynı soruyu kırkıncı kez cevaplamak, bakım verenin sözlerinin hiçbir işe yaramadığını hissettirir ve öz-değerini sessizce tırmalar. Gece uyanmaları ise dinlenme penceresini tamamen kapatır; kronik uyku yoksunluğu, depresyonun en sadık dostudur ve bir süre sonra en basit kararları bile almayı imkânsız kılar. En yıkıcı olanı ise kişilik değişiklikleridir. Sevilen o tatlı, anlayışlı insanın yerinde, tanınmayan, bazen şüpheyle hatta düşmanlıkla bakan bir ‘yabancı’ belirir. Bu, adeta her gün küçük küçük bir yas tutmak gibidir.” dedi.</p>

<p>Bakım vereni bu yükün altında ezilirken izlemek yerine ‘bugün sen hastayla ilgilenme, ben alayım’ diyerek birkaç saatlik de olsa bir mola vermesini sağlamanın önemine değinen Prof. Dr. Tarlacı, “O mola, onun dayanıklılığını yeniden toplaması için altın değerindedir. Ayrıca, bakım verenin yaşadığı bu ‘sessiz yas’ı ciddiye alın; onunla hastanın eski günlerine dair güzel anılar konuşun, çünkü bu konuşmalar, bugünün acısına karşı küçük bir sığınak olur.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Öfke hastaya yöneltilmemeli,</p>

<p>ama bastırılmaya da çalışılmamalı!</p>

<p></p>

<p>Bakım verenin hastaya duyduğu öfke veya zaman zaman sabrını kaybetmesinin, insan olmanın en doğal parçaları olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu kesinlikle ‘kötü bir bakım veren’ olmakla eşdeğer değildir.” dedi.</p>

<p>Tam aksine, bu duyguların, ne kadar yoğun bir emek verildiği ve ne kadar tükenildiğinin haykırışı olduğuna işaret eden Prof. Dr. Tarlacı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu anlarda yapılması gereken en önemli şey, odadan çıkmaktır. Hasta güvenli bir yere bırakılmalı, yüze soğuk su çarpılmalı, derin nefes alınmalı ve ‘bu hastalık, bu an, bu öfke, ben değilim’ diye tekrarlanmalı. Öfke asla hastaya yöneltilmemeli, ama bastırılmaya çalışılmamalı da. O öfke, güvenilen birine, bir arkadaşa veya bir destek grubuna kelimelere dökülmeli.</p>

<p>Bakım veren size ‘ona bağırdım, çok pişmanım’ dediğinde, onu yargılamayın. Ona ‘zor bir andı, geçti, sen hala iyi bir evlatsın/eşsin senin de sorunların, devam eden hayatın var’ deyin. Onun kendini affetmesine yardımcı olun; çünkü o zaten kendini en ağır şekilde yargılamıştır. Sizin anlayışınız, onun yarasına merhem olur.”</p>

<p></p>

<p>Profesyonel destek bir lüks</p>

<p>değil, bir cankurtaran halatıdır!</p>

<p></p>

<p>Bakım verenin kendisinde uyku bozukluğu, sürekli kaygı, sosyal hayattan uzaklaşma veya hiçbir şeyden keyif alamama gibi belirtilerin, psikolojik sağlığın kırmızı alarm zilleri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Eğer bu belirtiler 2 haftadan uzun sürüyorsa, sabahları yataktan kalkmak için hiçbir neden bulunamıyorsa, eskiden keyif alınan hiçbir şey artık iyi gelmiyorsa ve sürekli bir ‘çökme’ hissi yaşanıyorsa, profesyonel destek bir lüks değil, bir cankurtaran halatıdır.” dedi.</p>

<p>‘Keşke olmasaydı’ veya ‘ben bu hayatı kaldıramıyorum’ gibi düşüncelerin baş göstermesi durumunda vakit kaybetmeden bir psikiyatrist veya psikologdan randevu alınmasını öneren Prof. Dr. Tarlacı, “Bu, teslim olunduğu değil; bilakis savaşmak için güç toplamaya gidildiği anlamına gelir.</p>

<p>Bakım verenin psikolojik desteğe ihtiyacı olduğu fark edildiğinde, ‘sen psikoloğa git’ demek yerine, onunla birlikte bir randevu alınabilir veya ilk randevuya onunla gitmek teklif edilebilir. O, bu adımı atmaktan çekiniyor olabilir; bir yakınının yanında durması, o kapıdan girmesini çok daha kolaylaştırır. Ayrıca, bu durum bir ‘başarısızlık’ gibi değil, doğal bir süreç olarak kabul edilmeli.”</p>

<p></p>

<p>Gerçek destek, bakım verene</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>kendine bakması için alan açmaktır!</p>

<p></p>

<p>‘Sen de kendine bakmalısın’ demenin kolay olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “En hayati ve zor soru, ‘Peki bunu gerçek hayatta mümkün kılmak için ailelerin nasıl bir destek sistemi oluşturması gerekir?’ sorusu.” dedi.</p>

<p>Bunu gerçek kılmak için ailenin sadece sözde değil, eylemde bir sistem kurmasının şart olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarlacı sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Vardiya sistemi: Bakımı ‘tek kişilik bir kahramanlık gösterisine’ dönüştürmeyin. Haftanın belirli günlerini diğer kardeşler veya yakınlar üstlensin; uzaktakiler ise maddi olarak profesyonel bir gece bakıcısına destek olabilir.</p>

<p>Kutsal mola günü: Haftada en az bir tam günü, profesyonel bir sağlık çalışanı veya gündüz bakım merkezi devralsın. O gün kesinlikle bakım verenindir; o gün yatabilir, dışarı çıkabilir veya hiçbir şey yapmayabilir. Bu mola, onun uzun yoldaki benzin istasyonudur.</p>

<p>Düzenli aile toplantıları: Aile içinde ayda bir kez, sadece hastanın değil, bakım verenin ruh halinin de konuşulduğu bir toplantı yapın. Herkesin katılımını zorunlu kılın ve masaya ‘Bu ay seni en çok ne yordu?’ sorusunu koyun.</p>

<p>Siz, bakım verene ‘kendine iyi bak’ demekle yetinmeyin; ona zaman hediye edin. ‘Cumartesi sabah ben geliyorum, sen kahvaltıya çık’ gibi net bir teklifle gelin. Veya ‘bu ayın gece bakım ücretini ben karşılıyorum’ deyin. Unutmayın, bakım veren sizden yardım istemekte zorlanır; çünkü o, her şeyi kendi başarmaya şartlanmıştır. Sizin yapacağınız en büyük iyilik, sormadan ve bekletmeden devreye girmektir. Oksijen maskesini önce kendine takması gerektiğini ona hatırlatmak değil; maskeyi takması için ona alan açmak, işte gerçek destek budur.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/bakim-yuku-kadinlari-tuketiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/emanete-sahip-cikmak-boynumuzun-borcu.jpg" type="image/jpeg" length="55398"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuzun başarısızlığının nedeni göz tembelliği olabilir!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/cocugunuzun-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/cocugunuzun-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni eğitim-öğretim yılı başlarken çocukların fiziksel ve zihinsel hazırlıkları kadar göz sağlığı da büyük önem taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, okul öncesi dönemde yapılacak detaylı bir göz muayenesinin çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal gelişimini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.</p>

<p></p>

<p>“Tahtayı Göremeyen Çocuk Odaklanamaz”</p>

<p></p>

<p>Birçok ebeveynin çocuklardaki ders isteksizliğini veya odaklanma sorununu yanlış değerlendirdiğini belirten Op. Dr. Mehmet Bülent Doğu, şu uyarılarda bulunuyor: "Sınıfta tahtayı net göremeyen, okurken satır kaçıran ya da baş ağrısı çeken bir çocuğun derse odaklanması beklenemez. Okul çağındaki çocuklarda sıkça rastladığımız miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurları ile göz tembelliği (ambliyopi) zamanında fark edilmezse; çocuğun özgüvenini zedeler ve öğrenme sürecini olumsuz etkiler. Çoğu zaman 'öğrenme güçlüğü' sanılan durumların arkasından tedavi edilebilir bir göz kusuru çıkmaktadır."</p>

<p></p>

<p>Bu Belirtilere Dikkat!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Op. Dr. Doğu, ebeveynlerin çocuklarında gözlemlemesi gereken kritik işaretleri şöyle sıralıyor:</p>

<p>-Televizyonu çok yakından izleme veya kitapları yüze yakın tutma</p>

<p>-Gözleri sık sık ovalama, kısarak bakma veya tek gözü kapatma</p>

<p>-Baş ağrısı, göz yorgunluğu ve çabuk yorulma</p>

<p>-Sık sık düşme veya nesnelere çarpma gibi denge sorunları</p>

<p></p>

<p>İlk Muayene İçin Okul</p>

<p>Çağını Beklemeyin</p>

<p></p>

<p>Göz sağlığı takibinin doğumdan itibaren başlaması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Doğu; ilk 6 ay içinde yapılan muayenenin doğumsal katarakt ve glokom gibi kritik hastalıkların erken teşhisi için vital önem taşıdığını ifade ediyor. 2-3 yaş kontrolünün ardından, 5-6 yaş yani okul öncesi dönemin mutlaka değerlendirilmesi gereken en kritik eşik olduğunun altını çiziyor.</p>

<p>Kapsamlı bir çocuk göz muayenesinde görme keskinliği, şaşılık, renk körlüğü ve gerekli hallerde göz içi basıncı ölçümlerinin titizlikle yapıldığını belirten Op. Dr. Doğu, erken teşhis edilen göz tembelliğinin uygun gözlük kullanımı veya kapama tedavileriyle tamamen kontrol altına alınabildiğini hatırlatıyor. Sağlıklı bir gelecek ve kesintisiz bir okul başarısı için tüm ebeveynleri, ziller çalmadan önce çocuklarını uzman bir göz hekimine götürmeye davet ediyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/cocugunuzun-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/cocugunuzun-basarisizliginin-nedeni-goz-tembelligi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="71675"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘On binlerce lösemili çocuğa hayat veriliyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/on-binlerce-losemili-cocuga-hayat-veriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/on-binlerce-losemili-cocuga-hayat-veriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’nin en güvenilir ve itibar endeksinde en üstteki kuruluşlar arasında yer alan LÖSEV’in gururu bir kez daha taçlandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü Başmüfettişlerince detaylı denetlenen LÖSEV hakkındaki sonuç raporunda: Vakfın 2024 yılı faaliyetlerinin vakıf senedinde belirlenen amaç ve hedeflerle uyumlu olarak yürütüldüğü; elde edilen gelirlerin kan ve onkoloji hastaları ile lösemili çocuklar başta olmak üzere hasta ve hasta yakınlarının sağlık, eğitim ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik faaliyetlerde kullanıldığı, yönetim ve idame giderlerinin toplam giderler içerisinde oldukça düşük bir orana sahip olmasının, vakfın kaynaklarını ağırlıklı olarak amaca yönelik faaliyetlere tahsis ettiğini gösterdiği, Vakfın şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde faaliyetlerini yürüttüğü, sağlık, eğitim ve sosyal destek alanlarında ulusal ve uluslararası iş birlikleri geliştirerek toplumsal faydayı artırdığı, MASAK tarafından hazırlanan rehber kapsamında yapılan değerlendirmede hastalara ve ailelerine ayni ve nakdî yardımlar, tedavi desteği, taze et temini, rehabilitasyon ve moral etkinlikleri açısından LÖSEV Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın “RİSKSİZ” olarak değerlendirildiği ve rehbere aykırı herhangi bir unsura rastlanmadığı sonucuna varıldı.</p>

<p>Konuya dair LÖSEV tarafından yapılan açıklamada, “LÖSEV’e bağışlanan her kuruşu ve lokmayı emanetimiz sayarak lösemili çocuklarımız ile kanser hastalarımıza ulaştırıyoruz. Herkesten farklı olarak on binlerce lösemili çocuk ve kanser hastamızı tamamen parasız tedavi ediyoruz. Biz on binlerce lösemili çocuğumuza hayat veriyoruz. Ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, ilke ve devrimlerinin ışığında hiç durmadan, yorulmadan çalışacağımıza ve lösemi ile kanserin tedavi "başarısını %100’e çıkarmak için çabalayacağımıza söz veriyoruz.” Denildi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cennet gibi bir yaşam</p>

<p>alanı sunuluyor</p>

<p></p>

<p>LÖSEv tarafından yapılan açıklamada, “Tüm baskı ve engellere rağmen yılmadan, yorulmadan mücadele ettik ve Lösemili Çocuklardaki tedavi başarımızı %20’lerden %94’e yükselttik. Hedefimiz %100’dür. ANKARA LÖSEV DOĞAL YAŞAM KÖYÜ Hastanemizde tedavi gören hastalarımızın tedavi aralarında TAMAMEN ÜCRETSİZ misafir oldukları otel ve apart ev hizmeti verilen cennet gibi bir yaşam alanı sunuluyor.” İfadelerine yer verildi.</p>

<p></p>

<p>İşte LÖSEV tarafından verilen hizmetler:</p>

<p>Lösante Yetişkin Ve Çocuk Hastanesi: Lösemili ve Kanserli Çocukların pijamasından 6 öğün yemeklerine, kan ve trombositlerinden yurt dışı akıllı ilaçlarına kadar TAMAMEN PARASIZ, %94 başarı ile tedavi oldukları olağanüstü bir eserdir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/on-binlerce-losemili-cocuga-hayat-veriliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/on-binlerce-losemili-cocuga-hayat-veriliyor.jpg" type="image/jpeg" length="78963"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Prostat büyümesiyle prostat kanseri genellikle karıştırılıyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/prostat-buyumesiyle-prostat-kanseri-genellikle-karistiriliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/prostat-buyumesiyle-prostat-kanseri-genellikle-karistiriliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erkeklerde yaş ilerledikçe ortaya çıkan gece idrara kalkma, sık idrara çıkma, idrar akımında zayıflama gibi şikayetler çoğu zaman yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu belirtiler iyi huylu prostat büyümesinden kaynaklanabileceği gibi, erken evrede hiçbir bulgu vermeden ilerleyen prostat kanserinin erken dönemdeki işaretlerinden biri de olabiliyor. Bu nedenle özellikle 50 yaş sonrasında yaşa ve kişisel risklere uygun düzenli kontroller, prostat hastalıklarının erken fark edilmesi ve tedavi seçeneklerinin zamanında değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Turhan Çaşkurlu, “1-31 Eylül Prostat Farkındalık Ayı” nedeniyle prostat hastalıklarında risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Prostat, mesanenin hemen altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen bir bezdir. Yaşla birlikte prostatın idrar kanalına yakın bölümünde dokuların büyümesi, iyi huylu prostat büyümesine neden olabilir. Bu durum özellikle sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrar akımında zayıflama ve mesaneyi tam boşaltamama gibi şikayetlere yol açabilir. Prostat kanseri ise prostatın farklı bölgelerinde gelişebilen anormal hücre çoğalmasıdır. En önemli farklardan biri, prostat kanserinin erken evrede çoğu zaman herhangi bir belirti vermemesidir.</p>

<p></p>

<p>PSA yüksekliği tek başına</p>

<p>kanser anlamına gelmez</p>

<p></p>

<p>PSA değerinin yüksek çıkması her zaman prostat kanseri olduğu anlamına gelmez. İyi huylu prostat büyümesi ve prostat enfeksiyonları gibi durumlarda da PSA yükselebilir. Bu nedenle tanı yalnızca bir kan testi üzerinden konulmaz; hastanın yaşı, risk faktörleri, muayene bulguları, PSA düzeyi ve gerektiğinde görüntüleme ve biyopsi sonuçları birlikte değerlendirilir.</p>

<p></p>

<p>Bu belirtiler varsa</p>

<p>doktora başvurulmalı</p>

<p></p>

<p>İdrarda veya menide kan görülmesi, idrar yaparken zorlanma, idrar akımının zayıflaması, özellikle geceleri sık idrara çıkma, ani idrar yapma ihtiyacı ve mesanenin tam boşalmadığı hissi mutlaka değerlendirilmelidir. İleri evrede ise açıklanamayan kemik ağrıları, kilo kaybı ve sürekli yorgunluk gibi sorunlar görülebilir. Ancak prostat kanserinin erken dönemde belirti vermeyebileceği de unutulmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>Şikayet olmaması kontrol</p>

<p>gerektirmediği anlamına gelmez</p>

<p></p>

<p>Prostat kanseri erken evrede sessiz ilerleyebildiği için herhangi bir şikâyetin bulunmaması kontrol gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Genel olarak ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunmayan erkeklerde 50 yaşından itibaren düzenli değerlendirme önerilir. Birinci derece akrabasında erken yaşta prostat kanseri tanısı bulunanlarda kontrollerin 45 yaşından, ailede birden fazla erken yaşta tanı öyküsü olanlarda ise 40 yaşından itibaren başlaması gündeme gelebilir. Kişisel risklere göre takip aralığı ve uygulanacak tetkikler hekim tarafından belirlenmelidir.</p>

<p></p>

<p>Erkekler kontrollerini</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>neden erteliyor?</p>

<p></p>

<p>Prostat şikayetlerinin yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görülmesi, kötü bir sonuç alma korkusu, muayeneye ilişkin çekinceler ve “şikayetim yoksa sağlıklıyım” düşüncesi erkeklerin doktora başvurmasını geciktirmektedir. Oysa prostat kanseri erken dönemde sessiz seyredebildiğinden, belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Yaşa ve risk grubuna uygun zamanda yapılacak kontroller, hastalığın erken yakalanması ve tedavi başarısının artırılması açısından kritik önem taşır.</p>

<p></p>

<p>65 yaş üstü erkeklerde</p>

<p>prostat kanseri riski artar</p>

<p></p>

<p>Prostat kanserinde en önemli risk faktörlerinden biri yaştır ve görülme sıklığı özellikle 65 yaş sonrasında artar. Ailede prostat kanseri öyküsü bulunması ve bazı genetik yatkınlıklar da riski artırabilir. Bu nedenle ailesinde prostat kanseri bulunan erkeklerin kontrollerini daha erken yaşta başlatmaları önem taşır.</p>

<p></p>

<p>Yaşam ve beslenme</p>

<p>düzeninizdeki değişiklikler</p>

<p>prostat sağlığınızı da korur</p>

<p></p>

<p>Beslenme ve yaşam tarzı prostat sağlığı açısından da önemlidir. Kırmızı et ve işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi, fazla kilo ve hareketsizlik olumsuz etkilerle ilişkilendirilirken; sebze ağırlıklı beslenme, domates ve balık tüketimi ile düzenli fiziksel aktivite sağlıklı yaşamın önemli parçalarıdır. Sigara kullanımı da prostat kanseri açısından olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilmektedir.</p>

<p></p>

<p>İleri evre prostat kanserinde</p>

<p>yeni nesil hormonal tedavilerle</p>

<p>başarılı sonuçlar alınabiliyor</p>

<p></p>

<p>Günümüzde prostat kanserinin tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler var. Multiparametrik MR gibi gelişmiş görüntüleme yöntemleri, şüpheli alanların daha doğru belirlenmesine ve hedefe yönelik biyopsilerin yapılmasına oldukça yardımcı olmaktadır. Tedavi gerektiren hastalarda robotik cerrahi ve sinir koruyucu cerrahi teknikler, uygun hastalarda ameliyat sonrası idrar kontrolü ve cinsel fonksiyonların korunmasına katkı sağlamaktadır. İleri evre hastalıklarda ise yeni nesil hormonal tedaviler ve diğer sistemik tedavi seçenekleriyle hastaların yaşam süresi ve yaşam kalitesinin artırılması hedeflenmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/prostat-buyumesiyle-prostat-kanseri-genellikle-karistiriliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/prostat-buyumesiyle-prostat-kanseri-genellikle-karistiriliyor.jpg" type="image/jpeg" length="27630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Her 5 kişiden 1’inde KOAH görülüyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/her-5-kisiden-1inde-koah-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/her-5-kisiden-1inde-koah-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nefes darlığı şikayeti ülkemizde giderek yaygınlaşıyor. Türkiye’de 40 yaş üzerindeki her 5 kişiden birinde görülen KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), kalıcı nefes darlığının en yaygın nedenini oluşturuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>KOAH’ın yol açtığı nefes darlığı nedeniyle fiziksel hareketlerden kaçınmak ise zamanla kasların güçsüzleşmesine ve en basit günlük işlerin bile daha zor yapılmasına neden olabiliyor.</p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Kılıç, kronik akciğer hastalarının doğru egzersiz ve nefes teknikleriyle günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebileceklerini belirterek “Pulmoner rehabilitasyon; hastaların daha rahat nefes almalarını, hareket kapasitelerini artırmalarını ve hastalıklarını daha iyi yönetmelerini sağlayan kapsamlı bir programdır. Hastaneye ve acil servise başvurma ihtiyacını dahi azaltabilir” diyor.</p>

<p>Doç. Dr. Lütfiye Kılıç, pulmoner rehabilitasyonun kimlere uygulanabildiğini ve hastalara sağladığı önemli faydaları anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Nefes darlığı yaşayanların</p>

<p>sayısı artıyor</p>

<p></p>

<p>Türkiye’de nefes darlığından yakınanların sayısı son yıllarda belirgin şekilde artıyor. Bu artışta, toplumda tütün ürünleri kullanım oranının yüzde 34,8’e ulaşmasının yanı sıra hava kirliliği ve küresel ısınmaya bağlı sıcak hava dalgaları etkili oluyor. Nüfusun yaşlanması, hareketsiz yaşam ve obezitenin yaygınlaşması da kronik nefes darlığı yaşayan hasta sayısının her geçen yıl büyümesine yol açıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kalıcı nefes darlığının en yaygın nedenini oluşturan KOAH’ın Türkiye’de 40 yaş üzerindeki her 5 kişiden birinde görüldüğünü belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Lütfiye Kılıç, “Covid gibi ağır geçirilen solunum yolu enfeksiyonlarının akciğerlerde bıraktığı hasarlar da nefes darlığını tetikleyebiliyor. Dolayısıyla günümüzde hem çevresel etkenler hem de yaşam alışkanlıkları nedeniyle daha fazla kişi bu sorunla karşı karşıya kalıyor” diyor.</p>

<p></p>

<p>Her nefes darlığı</p>

<p>akciğerlerden</p>

<p>kaynaklanmıyor</p>

<p></p>

<p>Nefes darlığının başlıca nedenlerini KOAH ve astım gibi kronik solunum yolu hastalıkları oluşturuyor. Ancak toplumdaki yaygın inanışın aksine bu şikayet yalnızca akciğer hastalıklarından kaynaklanmıyor. Akciğerlerin ardından nefes darlığına en sık kalp ve damar hastalıkları yol açıyor.</p>

<p>Kansızlık, mide ve bağırsaklarda aşırı gaz birikimine neden olan sorunlar, kronik stres ve panik atak gibi psikolojik etkenler de nefes almakta güçlüğe neden olabiliyor. Diyabet ve tiroit hastalıkları ise solunum kaslarının gücünü etkileyerek nefes darlığına zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle nefes darlığının nedeninin belirlenmesi ve tedavinin buna göre planlanması önem taşıyor.</p>

<p>Tütün ürünlerinin kullanılması, nefes darlığı açısından en zararlı yaşam alışkanlıklarının başında geliyor. Obezite ve hareketsiz yaşam da hem solunum kaslarını hem de kişinin hareket kapasitesini olumsuz etkileyerek şikayetlerin artmasına neden olabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Hastaya özel kapsamlı bir</p>

<p>program uygulanıyor</p>

<p></p>

<p>Pulmoner rehabilitasyon; uzun süreli akciğer hastalığı bulunan kişilerin daha rahat nefes almalarını ve günlük hayatlarını kolaylaştırmayı amaçlayan kapsamlı bir program olarak uygulanıyor. Doktor kontrolünde yürütülen programda egzersizler ve doğru nefes alma teknikleri bir araya getiriliyor. Hastaya kronik akciğer hastalığını daha iyi yönetebilmesi için eğitim verilirken, ihtiyaca göre beslenme ve psikolojik destek de sağlanıyor.</p>

<p>Hastaların program sayesinde nefes darlığı yaşamadan nasıl egzersiz yapabileceklerini öğrendiklerini belirten Doç. Dr. Lütfiye Kılıç, “Pulmoner rehabilitasyonda hastalar kronik akciğer hastalıklarıyla ilgili bilmeleri gerekenleri öğreniyor. Programda kazanılan bilgi ve beceriler, kişinin kendisini daha iyi hissetmesine ve hastalığını daha etkili yönetmesine yardımcı oluyor. Akciğerlerin ve kasların çalıştırılması, hastanın daha aktif olmasını ve sevdikleriyle keyif aldığı etkinliklere yeniden katılabilmesini sağlıyor” diye konuşuyor.</p>

<p></p>

<p>Her yaştaki solunum</p>

<p>hastasına uygulanabiliyor</p>

<p></p>

<p>Pulmoner rehabilitasyon, nefes darlığı nedeniyle günlük yaşamı kısıtlanan her yaştaki solunum hastasına uygulanabiliyor. Günlük işlerini yapmakta zorlanan, yaşam kalitesi azalan veya egzersiz kapasitesi kısıtlanan hastalar programdan yararlanabiliyor.</p>

<p>Program, rehabilitasyon ünitesinin imkanlarına ve hastanın ihtiyaçlarına göre hastanede yatarak, ayaktan veya evde uygulanabiliyor. KOAH başta olmak üzere astım, bronşektazi, interstisyel akciğer hastalıkları, kistik fibrozis, göğüs duvarı hastalıkları ve nöromüsküler hastalıklarda pulmoner rehabilitasyondan yararlanılabiliyor. Ayrıca obeziteyle ilişkili akciğer hastalıklarında, akciğer nakli öncesinde ve sonrasında, nefes alabilmek için ventilatör desteğine ihtiyaç duyan hastalarda da program uygulanabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Günlük işleri yapma</p>

<p>gücünü artırıyor</p>

<p></p>

<p>Kronik solunum hastalığı bulunan kişiler, nefeslerinin daralacağı endişesiyle hareket etmekten ve egzersiz yapmaktan kaçınabiliyor. Ancak hareketsizlik zamanla kasların daha da güçsüzleşmesine ve kişinin çok daha az eforla nefes darlığı yaşamasına neden oluyor. Pulmoner rehabilitasyonda hastanın durumuna uygun miktar ve türde egzersiz planlanarak bu döngünün kırılması amaçlanıyor.</p>

<p>Doğru egzersizler kalp ve kas gücünü artırırken, enerji seviyesinin yükselmesine ve oksijenin daha verimli kullanılmasına yardımcı oluyor. Böylece hastalar yürümek, merdiven çıkmak ve ev işlerini yapmak gibi günlük aktivitelerini daha rahat gerçekleştirebiliyor.</p>

<p></p>

<p>Hastane başvurularını</p>

<p>azaltabiliyor</p>

<p></p>

<p>Pulmoner rehabilitasyonun, hastanın yalnızca hareket kapasitesini geliştirmekle kalmadığını, nefes darlığı hissinin ve buna eşlik eden ölüm korkusunun azalmasına da katkı sağlayabildiğini belirten Doç. Dr. Lütfiye Kılıç şöyle konuşuyor: “Program, hastalık ataklarının sıklığını azaltarak hastaneye yatış oranlarını düşürür. Solunum yoluyla alınan ilaçların daha doğru teknikle ve etkili kullanılmasını sağlar. Kişinin kendine olan güvenini ve yaşam kalitesini yükseltir.”</p>

<p>KOAH gibi kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerin nefes darlığı nedeniyle hareketten tamamen uzaklaşmamaları gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Lütfiye Kılıç, “Doğru miktarda ve hastaya uygun türde egzersizin çok önemli faydaları vardır. Pulmoner rehabilitasyon programına katılmak, birçok hasta için kelimenin hem gerçek hem de mecazi anlamıyla hayat kurtarıcı olabilir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/her-5-kisiden-1inde-koah-goruluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/her-5-kisiden-1inde-koah-goruluyor.jpg" type="image/jpeg" length="84066"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kalp krizinde ilk dakikalar hayat kurtarıyor!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/kalp-krizinde-ilk-dakikalar-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/kalp-krizinde-ilk-dakikalar-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kalp krizinin yalnızca ileri yaşlarda görülmediğini belirten uzmanlar, gençlerde de ciddi bir tehdit oluşturduğunu söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle sigara kullanımının gençlerde kalp krizi riskini artırdığına dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Sigara en önemli nedeni, kalp krizi riskini 3-4 kat arttırıyor. İkincisi kötü kolesterol yüksekliği. Üçüncü neden tansiyon, şeker hastalığı ve genetik.” dedi. Kalp krizinde hangi damarın tıkandığının hastalığın seyrinde belirleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, ani ölüm riskine karşı hızlı müdahalenin önemine işaret etti. İlk yapılması gerekenin 112’yi aramak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Baltalı, uzman olmayan kişilerin müdahalesinin ciddi zarar verebileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, kalp krizinin belirtileri, gençlerde artan risk faktörleri, ani ölüm tehlikesi ve kriz sırasında doğru ilk müdahalenin nasıl olması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p></p>

<p>Kalp krizi erkeklerde ve</p>

<p>yaşlılarda daha sık görülüyor!</p>

<p></p>

<p>Kalp krizinin kalbi besleyen damarların aniden tıkanması ile gerçekleştiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Miyokard enfarktüsü, yani kalp krizi demek oluyor. Normal şartlar altında kalbi üç tane ana damar besliyor. Herhangi birisi tıkandığı zaman o damarın beslediği kalbin o bölgesine oksijen gitmiyor. Bir anda o bölge hiç kasılmamaya başlıyor ve bu ciddi problemleri doğurabiliyor.” dedi.</p>

<p>Kalp krizinin erkeklerde ve yaşlılarda daha sık karşılaşılan bir durum olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Baltalı, “Bunun nedeni pıhtının damarı tıkaması. Kadınlarda ise menopoz başlangıcı ile birlikte artıyor. Bu daha çok yaşlılık hastalığı olarak biliniyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Sigara, gençlerde kalp</p>

<p>krizi oranının yükselmesine</p>

<p>neden oluyor!</p>

<p></p>

<p>Son zamanlarda gençlerde yani 45 yaş altı kadınlarda ve erkeklerde kalp krizi oranının arttığını hatırlatan Prof. Dr. Baltalı, “Kalp krizinin farkındalığının artması da oranları artırdı. Eskiden olan ölümlerde kalp krizi olup olmadığı belirgin değildi. Kalp krizine neden olan risk faktörleri var. Genetik, ailesel, polijenik faktörler mevcut, sigara içmek, kolesterol gibi. Özellikle sigara içme oranı arttırdığı için gençlerde kalp krizi oranı daha yüksek görülebiliyor.” uyarısını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Ölümcül olma riski, hangi</p>

<p>damarın tıkandığına bağlı!</p>

<p></p>

<p>Kalp krizinin çok çeşitli belirtilerle ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Baltalı, “Birincisi, hiçbir belirti vermeyebiliyor. İkinci ve en sık olan belirti ise göğüs ağrısı veya sol kol ağrısıdır.” hatırlatmasını yaptı.</p>

<p>Kalp krizinde hangi damarın tıkadığı, hangi bölgenin beslenmesinin engellendiğine göre ölümcül olma riskinin arttığına vurgu yapan Prof. Dr. Baltalı, “Özellikle sağ koronerten tıkanmasına bağlı olarak karın ağrısı ve mide bulantısı olabiliyor. Ciddi bir ritim ileti kusuru oluşabiliyor. Bu ritim bozukluğu ölümcül oluyor.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Yaşam tarzı ve genetik</p>

<p>riski artırıyor!</p>

<p></p>

<p>Kalp krizinin her yaşta tehlikeli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Baltalı, “Büyük damarlardan birinin tıkanmasıyla, kalbin hangi bölgesine kan gitmiyor, oksijensiz kalıyorsa o bölgeye göre o kadar tehlikeli olabiliyor. Ama bu durumun yaşla çok fazla alakası yok. Fakat gençlerde kalp krizinin çok daha fazla oranda ani kardiyak ölüme neden olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Kalp krizi risk faktörlerinin normal, koroner arter hasta risk faktörleriyle benzer olduğunu ifade eden Prof. Dr. Baltalı, şunları söyledi:</p>

<p>“Sigara en önemli nedeni, kalp krizi riskini 3-4 kat arttırıyor. İkincisi kötü kolesterol yüksekliği. Üçüncü neden tansiyon, şeker hastalığı ve genetik. Genetikten kasıt, anne babadan direkt olarak geçen bir şey değil ama annesi ve babası 60 yaşın altında kalp krizi geçirmiş ise bu bireyler çok daha risk altında. Onun için bu kişilerin çok daha erken zamanlarda bu risk faktörlerine baktırmaları ve bunlardan kaçınmaları gerekiyor.</p>

<p>Önlem olarak, bu tür riskleri ortadan kaldırmak, sigarayı bırakmak, kolesterol ilacı kullanmak, zeytinyağı ve sebze meyve ağırlıklı sağlıklı beslenmek gerekiyor. Günlük belli oranlarda yürüyüş veya yüzme gibi egzersizlere yer zaman ayrılmalı.”</p>

<p></p>

<p>İlk müdahalenin en önemli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>adımı 112’yi aramak!</p>

<p></p>

<p>Kalp krizi geçiren kişiye ilk müdahalenin hayati öneme sahip olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mehmet Baltalı, “Yapılacak ilk şey istirahat almaktır. En önemli şey ise 112 acil ambulansı aramak ve ambulansı çağırmaktır.” dedi.</p>

<p>Kalp krizi geçiren birine müdahalenin herhangi biri tarafından yapılmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Baltalı, “Müdahaleyi alanında uzman kişiler yapmalı. Kalp krizi geçiren insan sırt üstü yatırılmalı ve hareket ettirilmemeli. Ambulansın gelmesi beklenmeli.” açıklamasını yaptı.</p>

<p></p>

<p>Uzman olmayan kişilerin</p>

<p>müdahalesi faydadan</p>

<p>çok zarar verebilir!</p>

<p></p>

<p>Kişiye mümkün olduğunca hızlı bir şekilde müdahale edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Baltalı, “Ani ölüm, yani kalbin çalışmaması, kalp krizi geçirildikten 1-2 saat sonra gerçekleşen ölümlerdir. Kişiye mümkün olduğu kadar hızlı müdahale edilmesi gerekir. Bu müdahaleyi alanında uzman kişiler yapmalıdır. İlk dikkat edilmesi gereken şey ise kişinin nefes alıp almadığını ve kalbinin atıp atmadığını kontrol etmektir. Mümkün olduğu kadar ağızın açık tutulması, nefes almayı engelleyecek mekanik şeylerin ortadan kalkması yeterlidir. Uzman kişilerce yapılmayan her müdahale faydadan çok zarar getirir.” uyarısında bulundu.</p>

<p></p>

<p>Kalp masajı çalışan kalbi durdurabilir!</p>

<p></p>

<p>Kalp masajının bilmeyen bir kişi tarafından asla yapılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Baltalı, “Kalp masajının yanlış yapılması, kalp çalışırken kalbin durmasına neden olur. 112 ambulans çağırılmalı ve ambulansın gelmesi beklenmeli. Kalbi atan birinin kalp sesleri de duyulmayabilir. Bilmeyen birinin kalp krizi geçiren birine müdahalesi sağlıklı sonuçlanamaz. Kalp masajını doktor, acil tıp teknisyenleri, hemşireler yapabilirler. Kalp krizi geçiren hastanın soluyup solumadığını tespit edilmesi ve nabzın atıp atmadığının kontrol edilmesi gerekir.” ifadeleri kullandı.</p>

<p>Kalp krizi geçiren bir kişinin tek başına ve araç kullanıyorsa mutlaka aracını kenara çekmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Baltalı, “Kişi 112 acil servisi aramalıdır. Yatar pozisyona geçmelidir. Çok sıkıntılı ise yardım isteyebilir. Yardım eden kişinin de alanında uzman olması gerekir.” diyerek sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/kalp-krizinde-ilk-dakikalar-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/eylul/1-eylul/kalp-krizi.jpg" type="image/jpeg" length="78911"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Sabahları artan topuk ağrısına dikkat edin’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/sabahlari-artan-topuk-agrisina-dikkat-edin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/sabahlari-artan-topuk-agrisina-dikkat-edin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, sabahları yataktan kalktıktan sonra belirginleşen topuk ağrısının, plantar fasiitin önemli belirtilerinden biri olabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ayak tabanında topuk kemiğinden parmaklara kadar uzanan plantar fasyanın, ayağın yük taşıma ve basma işlevinde önemli rol oynayan güçlü bir bağ dokusu olduğunu belirten Prof. Dr. Koca, "Tekrarlayan mekanik zorlanmalar sonucunda bu dokuda mikro düzeyde hasarlanma, yıpranma, inflamatuvar değişiklikler ve ödem gelişebilir" dedi.</p>

<p>Uzun süre devam eden mekanik zorlanma ve plantar fasya üzerindeki çekme kuvvetlerinin, zaman içerisinde halk arasında "topuk dikeni" olarak bilinen kalkaneal spur oluşumuyla da ilişkili olabileceğini ifade eden Prof. Dr. İrfan Koca, "Her topuk ağrısı plantar fasiit değildir. Özellikle sabahları belirgin bel tutukluğu, eklem şişlikleri veya artrit yakınmaları varsa romatolojik hastalıklar da araştırılmalıdır. Yanma ve uyuşma gibi şikâyetlerde sinir sıkışmaları ve bel kaynaklı sorunlar. Aşil tendon problemleri, gut ve diğer ayak-topuk hastalıkları da ayırıcı tanıda değerlendirilmelidir" ifadelerine yer verdi.</p>

<p></p>

<p>Tedavide bütüncül yaklaşım önemli</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Tedavi hakkında bilgi veren Dr. Koca, "Plantar fasiitte yalnızca ağrılı bölgeye odaklanmak yerine ayağın genel yapısı ve yük dağılımı değerlendirilmelidir. Ayak arkının yeterliliği, ayak tabanındaki anormal yüklenmeler, kilo, fasiyal gerginlik ve blokajlar, yürüme-basma özellikleri ve geçirilmiş ameliyatlar tedavi planında birlikte ele alınmalıdır. Tedavi hastanın özelliklerine göre şekillendirilmelidir. Ev egzersizleri, uygun ayakkabı ve tabanlık, manuel terapi ve fasiyal gevşetme uygulamalarının yanı sıra ESWT (şok dalga tedavisi), lazer ve fasiyal hidrodiseksiyon gibi yöntemlerden yararlanılabilir. Gerekli durumlarda nöral terapi, proloterapi ve PRP gibi uygulamalar da tedavi planına dahil edilebilir. Kök hücre ve eksozom uygulamaları ise uygun hastalarda tedavi seçenekleri arasında değerlendirilebilir. Tedaviye dirençli seçilmiş vakalarda radyofrekans uygulanabilir. Steroid enjeksiyonları ise olabilecek yan etkiler ve tedaviye bağlı riskler göz önünde bulundurularak, her hasta için beklenen yarar ile ihtimal zarar arasındaki denge değerlendirilerek gündeme alınmalıdır. Şikayetlerin uzun sürdüğü, tedaviye yanıt vermeyen veya alışılmışın dışında seyreden durumlarda ise vücuttaki bazı hormon ve mineral dengesizlikleri de araştırılmalıdır. Bu amaçla D vitamini, tiroid ve paratiroid hormonları, kalsiyum ve fosfor düzeyleri başta olmak üzere gerekli kan tetkikleri yapılabilir. Gut hastalığı açısından da ürik asit düzeyi değerlendirilebilir. Plantar fasiitte amaç yalnızca ağrıyı azaltmak değil; ağrıya neden olan mekanik ve fasiyal faktörleri, gerektiğinde romatolojik, nörolojik ve metabolik nedenleri birlikte değerlendirerek kişiye özel bir tedavi planı oluşturmaktır" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/sabahlari-artan-topuk-agrisina-dikkat-edin</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/eylul/1-eylul/sabahlari-artan-topuk-agrisina-dikkat-edin.jpg" type="image/jpeg" length="36869"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Online psikolojik testler tanı koymak için yeterli değil!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İnternette ve sosyal medyada sıkça psikolojik testler ile karşılaşıldığını belirten uzmanlar, bu testlerin kişilerin ruhsal durumları hakkında merak uyandırsa da her zaman bilimsel sonuçlar vermediğini söylüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnternette ve sosyal medyada sıkça psikolojik testler ile karşılaşıldığını belirten uzmanlar, bu testlerin kişilerin ruhsal durumları hakkında merak uyandırsa da her zaman bilimsel sonuçlar vermediğini söylüyor.</p>

<p>Bir testin bilimsel kabul edilebilmesi için geçerlik, güvenirlik ve standardizasyon çalışmalarından geçmiş olması gerektiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış testler dahi tek başına tanı koyma aracı değildir. Buna karşın doğru kullanıldığında psikolojik test ve ölçekler tanı ve tedavi sürecinde önemli bir yere sahip.” dedi. Online test sonuçlarına bakarak depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, narsisizm veya DEHB gibi tanılar koymanın doğru olmadığına vurgulayan Klinik Psikolog Yasemin Yalçın ise, “Tanı klinik görüşme, kişinin belirtilerinin süresi ve yaşamına etkisi, kişisel ve aile öyküsü ile gerektiğinde farklı değerlendirme araçlarının birlikte ele alınmasıyla konulur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Psikoloji Hizmetleri Genel Koordinatörü ve Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy ile Klinik Psikolog Yasemin Yalçın, internette ve sosyal medyada yer alan psikolojik testlerin ne kadar güvenilir olduğu ve bu testlerin kişiye tanı koydurup koyduramayacağı hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Bir testin çok paylaşılması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez!</p>

<p>İnternette ve sosyal medyada karşılaşılan psikolojik testlerin önemli bir bölümünün bilimsel açıdan güvenilir olmadığını dile getiren Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Bilimsel bir psikolojik ölçek ile sosyal medyada eğlence veya merak amacıyla hazırlanan popüler testlerin birbirinden ayrılması gerekir.” dedi.</p>

<p>Psikolojik değerlendirmede kullanılan test ve ölçeklerin bilimsel kabul edilebilmesi için psikoloji kuramlarına dayanması ve üzerinde geçerlik, güvenirlik ve standardizasyon gibi istatistiksel çalışmalar yapılmış olması gerektiğini vurgulayan Demirsoy, “Bir testin çok paylaşılması ya da profesyonel görünümde olması onun bilimsel olduğu anlamına gelmez. Güvenirlik ölçme aracının tutarlı sonuçlar vermesi, geçerlilik testin ölçtüğünü iddia ettiği özelliği gerçekten ölçmesi, standardizasyon ise soruların, uygulama koşullarının, puanlama ve yorumlama süreçlerinin önceden belirlenmiş kurallara bağlı olması demektir.” diye konuştu.</p>

<p>Online test sonucu kişiye tanı koydurmaz!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnternetten yapılan bir test ile uzman tarafından gerçekleştirilen detaylı psikolojik değerlendirmenin aynı şey olmadığının altını çizen Demirsoy, “Psikolojik testler tanı koydurucu araçlar değil, uzmanın değerlendirmesine ışık tutan tarama araçları olarak çalışır.” dedi.</p>

<p>Tanı sürecinde yalnızca test sonucunun değerlendirilmediğine işaret eden Demirsoy, şunları söyledi:</p>

<p>“Kişinin belirtilerinin çeşidi, süresi ve sıklığı, yaşam koşulları, belirtilerin günlük işlevselliğe etkisi ve uzman görüşmesi sırasında gözlenen diğer kriterler de değerlendirilmeli. İnternetten yapılan test sonuçlarına bakarak kişinin kendisine depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk, borderline, narsisizm veya DEHB gibi tanılar koyması doğru değil.</p>

<p>İnternet testlerinden yola çıkarak kişinin kendisine etiket yapıştırması kaygıyı artırabilir. Bunun tersi de mümkün olabilir. Testte düşük puan alan bir kişi ‘bende bir şey yok’ düşüncesiyle gerçekten ihtiyaç duyduğu profesyonel yardımı erteleyebilir.”</p>

<p>Bilimsel testler tanı sürecine önemli katkı sağlar!</p>

<p>Geçerlik ve güvenirliği kanıtlanmış testlerin dahi tek başına tanı koyma aracı olmadığının altını çizen Demirsoy, “Buna karşın doğru kullanıldığında psikolojik test ve ölçekler tanı ve tedavi sürecinde önemli bir yere sahip.” dedi.</p>

<p>Bu araçların kişinin belirtilerinin sıklığı ve şiddeti, günlük işlevselliğe etkisi ve normatif değerlerden ne ölçüde uzaklaştığı konusunda bilgi sağladığını aktaran Demirsoy, “Testler yalnızca tedavinin başlangıcında değil, tedavi süreci boyunca da kullanılabilir. Periyodik ölçümler tedavinin işe yarayıp yaramadığını ve iyileşmenin devam edip etmediğini takip etmeye yardımcı olabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Online testler farkındalık için başlangıç noktası olabilir!</p>

<p>Bilimsel temeli bulunan online psikolojik ölçeklerin doğru kullanıldığında yararlı olabileceğini ifade eden Demirsoy, “Bu testler tanı aracı değil, tarama ve farkındalık aracı olarak değerlendirilmeli.” dedi.</p>

<p>Kişinin kendisini daha yakından gözlemlemesinin, yaşadığı sorunlar üzerine düşünmesinin ve gerektiğinde profesyonel yardım almak için ilk adımı atmasının online testler açısından faydalı olabileceğini belirten Demirsoy, ancak test sonuçlarından yola çıkarak kendine teşhis koymaktan veya kişilik etiketleri oluşturmaktan kaçınılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Test sonucu değil, kişinin yaşamındaki etkisi önemli!</p>

<p>Bir tarama ölçeğinin belirgin düzeyde bir soruna işaret etmesinin ‘kesin tanı’ anlamına gelmediğine dikkat çeken Demirsoy, bunun ‘bir uzmanla görüşmeye değer’ şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kişinin günlük yaşamında belirgin sıkıntı yaşaması, belirtilerin süreklilik göstermesi veya giderek artması ve işlevselliğinin etkilenmesi durumunda uzman görüşüne başvurulması gerektiğini yineleyen Demirsoy, “Öz bildirim ölçekleri uzman değerlendirmesi olmadan eksik veya yanıltıcı olabilir. Aynı konuda tekrar tekrar internette araştırma yapma ihtiyacı hisseden kişilerin de kendi kendine tanı koymaya çalışmak yerine profesyonel görüş alması daha doğru bir yaklaşım olur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yasemin Yalçın: “Online testler bazı ipuçları verebilir ama tanımızı söylemez!”</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Yasemin Yalçın da internette ve sosyal medyada karşılaşılan her psikolojik testin bilimsel olmadığına işaret ederek, bilimsel psikolojik ölçeklerin geçerlilik, güvenilirlik ve standardizasyon çalışmalarından geçmiş olması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Yalçın, özellikle ‘Narsist misin?’, ‘DEHB olabilir misin?’ veya ‘10 soruda kişilik tipini öğren’ gibi içeriklerin önemli bir bölümünün bilimsel kriterleri taşımayabileceğine dikkat çekti ve sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Tanı klinik görüşme, kişinin belirtilerinin süresi ve yaşamına etkisi, kişisel ve aile öyküsü ile gerektiğinde farklı değerlendirme araçlarının birlikte ele alınmasıyla konulur. Kişi yalnızca test puanına değil, günlük yaşamındaki işlevselliğine de dikkat etmeli. Uzun süren yoğun mutsuzluk veya kaygı, uyku ve iştah değişiklikleri, belirgin dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, ilişkilerde veya iş/okul yaşamında ciddi bozulma ya da kontrol edilmekte zorlanılan düşünce ve davranışların bulunması halinde test sonucundan bağımsız olarak bir uzmana başvurmak önemli.</p>

<p>Online psikolojik testler bize bazı ipuçları verebilir ancak tanımızı söylemez. Test sonucunu bir başlangıç noktası olarak görmek ve klinik değerlendirmenin yerine koymamak gerekir.”</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/29-agustos/online-psikolojik-testler-tani-koymak-icin-yeterli-degil.jpg" type="image/jpeg" length="31381"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Tedavinin günübirlik uygulanabilmesinin hastalar için önemli bir avantaj’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/tedavinin-gunubirlik-uygulanabilmesinin-hastalar-icin-onemli-bir-avantaj</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/tedavinin-gunubirlik-uygulanabilmesinin-hastalar-icin-onemli-bir-avantaj" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde uygulanan Gamma Knife tedavisinde 600. hastaya ulaşıldı. Hastane bünyesinde düzenlenen pasta kesimiyle kutlanan anlamlı kilometre taşında, ileri teknoloji ve uzman sağlık kadrosuyla bölge hastalarına sunulan tedavi hizmetlerine dikkat çekildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde uygulanan Gamma Knife tedavisinde 600. hastaya ulaşıldı. Hastane bünyesinde düzenlenen pasta kesimiyle kutlanan anlamlı kilometre taşında, ileri teknoloji ve uzman sağlık kadrosuyla bölge hastalarına sunulan tedavi hizmetlerine dikkat çekildi.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde özellikle beyin hastalıklarının tedavisinde kullanılan Gamma Knife uygulamalarında önemli bir aşama geride bırakıldı. Hastanede gerçekleştirilen tedaviler kapsamında 600. hastaya ulaşılması dolayısıyla kutlama programı düzenlendi.</p>

<p>Hastane bünyesinde gerçekleştirilen pasta kesiminde, Gamma Knife uygulamalarında emeği bulunan sağlık çalışanları bir araya geldi. 600. hastaya ulaşılması, hastanenin teknolojik altyapısı ve uzman kadrosunun ortaya koyduğu çalışmalar açısından önemli bir başarı olarak değerlendirildi.</p>

<p>“İleri teknoloji ve uzman kadromuzla sağlık hizmetlerimizi güçlendiriyoruz”</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Başhekimi, Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ekber Şahin, Gamma Knife tedavisinde 600. hastaya ulaşılmasının hastane açısından önemli bir başarı olduğunu belirtti.</p>

<p>Hastalara çağdaş tıbbın sunduğu imkanları yüksek standartlarda sunmayı hedeflediklerini ifade eden Şahin, teknolojik altyapı ile deneyimli sağlık ekibinin bir arada çalışmasının bu başarıda önemli rol oynadığını söyledi.</p>

<p>Şahin, “Medical Point Gaziantep Hastanesi olarak hastalarımıza çağdaş tıbbın sunduğu olanakları en yüksek standartlarda sunmayı hedefliyoruz. Gamma Knife tedavisinde 600. hastaya ulaşılması, hem teknolojik altyapımızın hem de alanında deneyimli hekim ve sağlık profesyonellerinden oluşan ekibimizin özverili çalışmalarıyla mümkün olmuştur” dedi.</p>

<p>“En doğru ve etkin yöntemleri sunmak için çalışıyoruz”</p>

<p>Hastaların tanı ve tedavi süreçlerinde en doğru ve etkin yöntemlere ulaşabilmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Şahin, Gamma Knife uygulamalarında emeği bulunan sağlık çalışanlarına teşekkür etti.</p>

<p>Prof. Dr. Şahin, “Hastalarımızın tanı ve tedavi süreçlerinde en doğru ve etkin yöntemlere ulaşabilmesi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Bu başarıda emeği bulunan başta Prof. Dr. Aslan Güzel ve ekibini tebrik ediyor, bize güvenen hastalarımıza teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Gamma Knife nedir?</p>

<p>Gamma Knife tedavisi, özellikle bazı beyin tümörleri ve beyin damar yumakları gibi belirli hastalıkların tedavisinde kullanılan ileri teknoloji yöntemlerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Cerrahi kesi gerektirmeden gerçekleştirilen yöntemde, yüksek hassasiyetle hedeflenen bölgeye radyasyon uygulanıyor. Bu özelliği sayesinde uygun hastalarda tedavinin cerrahi müdahaleye alternatif veya tamamlayıcı bir yöntem olarak uygulanabilmesine imkan sağlıyor.</p>

<p>“600 hastaya ulaşmak ciddi bir hizmet”</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde Gamma Knife uygulamaları Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Aslan Güzel ve ekibi tarafından gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Aslan Güzel, 600. hastaya ulaşılmasının özellikle Gaziantep ve bölgedeki hastalar açısından önemli olduğunu belirterek, tedavinin günübirlik uygulanabilmesinin hastalar için önemli bir avantaj olduğunu ifade etti.</p>

<p>Güzel, “Bu süreçte en büyük motivasyonumuz, hastalarımızın günübirlik tedavi görerek aynı gün taburcu olabilmeleridir. Deneyimli ekibimiz ve ileri teknoloji altyapımızla Gamma Knife tedavisini hastalarımıza güvenli ve etkin bir şekilde sunmaya devam ediyoruz” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge hastalarına hizmet veriliyor</p>

<p>Gamma Knife tedavisinde 600. hastaya ulaşılmasıyla birlikte Medical Point Gaziantep Hastanesi’nin ileri teknoloji gerektiren tedavi yöntemlerini Gaziantep ve çevre illerdeki hastalara sunma hedefi de dikkat çekti.</p>

<p>Hastanede Gamma Knife tedavilerinin alanında uzman hekimler ve deneyimli sağlık profesyonellerinden oluşan ekip tarafından sürdürüldüğü bildirildi. Ekip, ileri teknoloji altyapısı eşliğinde uygun hastalara yönelik tedavi süreçlerini yürütmeye devam ediyor. </p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/tedavinin-gunubirlik-uygulanabilmesinin-hastalar-icin-onemli-bir-avantaj</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/29-agustos/gamma-knife-tedavisinde-3.jpeg" type="image/jpeg" length="48477"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Puanlama sistemi sağlık çalışanlarını mağdur ediyor]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/puanlama-sistemi-saglik-calisanlarini-magdur-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/puanlama-sistemi-saglik-calisanlarini-magdur-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği çerçevesinde uygulanan sözleşme yenileme puanlama sisteminin sahada görev yapan aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarını (ASM) büyük bir mağduriyetle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekerek, Sağlık Bakanlığı'nın EKİP sistemi üzerinden yürütülen "Sözleşme Yenileme İş Kuralları", çalışanların iradesi ve kontrolü dışındaki dış etkenler yüzünden emeğini ve iş güvencesini tehlikeye attığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği çerçevesinde uygulanan sözleşme yenileme puanlama sisteminin sahada görev yapan aile hekimleri ile aile sağlığı çalışanlarını (ASM) büyük bir mağduriyetle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekerek, Sağlık Bakanlığı'nın EKİP sistemi üzerinden yürütülen "Sözleşme Yenileme İş Kuralları", çalışanların iradesi ve kontrolü dışındaki dış etkenler yüzünden emeğini ve iş güvencesini tehlikeye attığını söyledi.</p>

<p>Puanlamanın sadece tek bir hekim üzerinden yürütülmesinin, sistemdeki en büyük adaletsizlik olduğunun altını çizen Taşkın, Hekimin TUS (Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı) kazanarak ayrılması, istifa etmesi veya askere gitmesi durumunda, sistemin puanı otomatik olarak düşürdüğünü, hekimsiz kalan Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) görev yapan ebe, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının, hiçbir kusurları olmadığı halde bu düşüşten haksız yere etkilendiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anadolu Sağlık Sen Genel Başkanı Necip Taşkın, açıklamasında şu hususlara dikkat çekti!</p>

<p>24 Aylık Ortalama ve Karmaşık Kriterler Baskı Yaratıyor</p>

<p>“Sözleşme yenileme puanı, son 24 aya ait ortalama puan üzerinden oluşturulmaktadır. Aşı uygulamaları, bebek-çocuk izlemleri, kanser ve kronik hastalık taramaları gibi birçok kriter her ay yeniden değerlendirilmekte, geçmiş ayların puanlarını dahi geriye dönük etkileyebilmektedir.</p>

<p>Birimlerin bakanlıkça belirlenen 70 puan barajının altında kalması, doğrudan sözleşme yenilenmeme riski doğurmakta ve çalışanlar üzerinde ağır bir psikolojik baskı kurmaktadır.</p>

<p>ASM’nin çeşitli nedenlerle hekimsiz kalması aile sağlığı personelinin suçu değildir. Herhangi bir kusuru ve ihmali bulunmaksızın iradeleri dışında gelişen hekim eksikliği nedeniyle çalışanların puanlarının düşürülmesi hakkaniyet ve adalet ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Aile sağlığı çalışanları görevlerini dikkatli ve özverili şekilde ifa etmelerine rağmen hekim eksikliği nedeniyle çalışanlara yansıtılan puan eksikliği, çalışanların emeğinin değersizleşmesine neden olmakta, moral ve motivasyonunu bozmaktadır. Puanlama sisteminin yapısal sorunundan kaynaklan bu mağduriyet, aynı zamanda çalışanların sözleşme güvencesini tehlikeye düşürmektedir.</p>

<p>Çağrımız ve Talebimizdir!</p>

<p>Sağlık hizmeti bir ekip işidir. Başarı da başarısızlık da tek bir kişiye mal edilemez. Puanlama sistemi kişiye göre değil; hakkaniyetli bir şekilde ekibe ait olmalıdır. ASM’nin hekimsiz kaldığı gerekçesine dayanılarak personelin puanının düşürülmesinde hukuken açıklanabilir bir gerekçe yoktur.</p>

<p>Anadolu Sağlık Sen olarak, üyelerimizin ve tüm sağlık çalışanlarının haklı mücadelesinin sonuna kadar takipçisi olacağız. Yetkilileri, sahada infial yaratan bu mağduriyete derhal son vermeye ve yönetmeliği adil bir zemine taşımaya davet ediyoruz.” </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/puanlama-sistemi-saglik-calisanlarini-magdur-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/29-agustos/puanlama-sistemi-saglik-calisanlarini-magdur-ediyor2.jpg" type="image/jpeg" length="98469"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
