<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gaziantep İlk Haber</title>
    <link>https://gaziantepilkhaber.com</link>
    <description>Gaziantep Haberleri Gaziantep Son Dakika</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://gaziantepilkhaber.com/rss/yasam" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 06 Sep 2026 11:00:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/rss/yasam"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Okula başlamadan okuma yazma bilmek her zaman avantaj değil!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/okula-baslamadan-okuma-yazma-bilmek-her-zaman-avantaj-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/okula-baslamadan-okuma-yazma-bilmek-her-zaman-avantaj-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okul öncesi dönemde çocuklara okuma yazma öğretme konusunda aileleri uyaran Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okula başlamadan önce okumayı öğrenmenin tek başına çocuğa kalıcı bir akademik üstünlük sağlamadığını belirterek, asıl önemli olanın dikkat, öz kontrol, kelime dağarcığı, ince motor beceriler ve sosyal gelişim olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Kadıoğlu ailelere; “Harf ezberletmek yerine kalem tutma, makas kullanma, boyama gibi ince motor becerileri destekleyin. Birlikte kitap okuyun, sohbet edin, sorular sorun.” önerilerinde bulundu.</p>

<p>Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okul öncesi dönemde okuma yazma öğrenmenin çocuk gelişimi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>“Erken okumak kalıcı</p>

<p>başarı garantisi değil”</p>

<p></p>

<p>Çocukların gelişim hızlarının birbirinden farklı olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okula başlamadan önce okuma yazma öğrenmenin her çocuk için mutlaka bir avantaj olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Araştırmaların erken yaşta okumaya başlayan çocukların ilk yıllarda akranlarının önünde görünebildiğini, ancak bu farkın ilerleyen yıllarda kapanabildiğini gösterdiğini kaydeden Kadıoğlu, şöyle devam etti:</p>

<p>“Her yıl eylül ayı yaklaştığında ailelerin gündemine aynı tartışma oturuyor: Komşunun, sınıf arkadaşının çocuğu okuyup yazıyorsa, benimki de bilmeli mi? Uzmanlar bu konuda ailelere sakinleştirici ama bir o kadar da dikkat çekici bir mesaj veriyor: Erken okumak tek başına bir garanti değil, hatta bazı durumlarda yanlış uygulandığında geri tepebiliyor.</p>

<p>Yıllarca süren bir araştırmada, 5 yaşında okumaya başlayan çocuklarla 7 yaşında başlayan çocuklar karşılaştırıldı. İlk yıllarda erken başlayanlar harf ve kelime okumada öndeydi. Ama çocuklar 11 yaşına geldiğinde bu fark tamamen kapandı; üstelik geç başlayan çocuklar okuduğunu anlama becerisinde daha iyi sonuç verdi.”</p>

<p></p>

<p>Oyun yerine sürekli</p>

<p>akademik çalışma</p>

<p>doğru değil</p>

<p></p>

<p>Okul öncesi eğitimin temel amacının çocuğa ilkokul programını erkenden öğretmek olmadığını vurgulayan Kadıoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Benzer bir tablo, okul öncesinde yoğun akademik eğitim alan çocuklarla oyun temelli eğitim alan çocukları yıllarca izleyen bir başka araştırmada da ortaya çıktı. İlkokulun ilk yıllarında aralarında fark yoktu. Ama dördüncü sınıfa gelindiğinde, erken ve yoğun akademik baskı alan çocukların notları neredeyse tüm derslerde düşmeye başladı; oyun temelli eğitim alan çocukların notları ise yükseldi. Araştırmacılara göre bunun nedeni, çocuklar büyüdükçe okulun onlardan daha fazla özerklik, merak ve öz güven istemesi. Bunlar da harf ezberiyle değil, oyun ve keşifle gelişen beceriler.”</p>

<p></p>

<p>“Okula hazırlık demek</p>

<p>harfleri ezberlemek</p>

<p>demek değil”</p>

<p></p>

<p>Bir çocuğun okula hazır olup olmadığını değerlendirirken yalnızca harfleri ve rakamları bilmesine bakılmaması gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu, “Uzmanlara göre okula hazırlıkta gerçekten önemli olan, çocuğun harfleri bilmesi değil; dikkatini bir işe verebilmesi, sırasını bekleyebilmesi, makas ve kalem kullanabilmesi, boyama yapabilmesi, zengin bir kelime dağarcığına sahip olması, yönergeleri anlayıp uygulayabilmesi ve akranlarıyla sağlıklı ilişki kurabilmesi. Araştırmalar, özellikle ince motor becerilerin (kalem tutuş, makas kullanma gibi) ve öz kontrolün-yani dikkatini toplayabilme, dürtülerini yönetebilme- ilkokuldaki okuma ve matematik başarısının en güçlü habercilerinden olduğunu gösteriyor. Bir çocuğun boyama kağıdında sınırları takip edebilmesi ya da oyun sırasında sırasını bekleyebilmesi, aslında harfleri ezbere bilmesinden daha fazla ipucu veriyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Okuma bilen çocuk</p>

<p>sınıfta sıkılabilir</p>

<p></p>

<p>Okula başlamadan okuma yazma öğrenmiş çocuklar açısından dikkat edilmesi gereken başka bir konunun da sınıf içindeki motivasyon olduğunu söyleyen Kadıoğlu, “Madalyonun bir de öbür yüzü var: Okula okuma bilerek başlayan çocuklarda sınıfta sıkılma ve motivasyon kaybı riski gerçek. Araştırmalar, öğretmenlerin bu çocuklara karşı iyi niyetli ve destekleyici olduğunu, ama çoğu zaman onları sınıf içinde nasıl zenginleştirici biçimde meşgul edeceklerini bilmediklerini ortaya koyuyor. Bu da zamanla derse ilgisizliğe, hatta bazı durumlarda akranlar arasında dışlanmaya yol açabiliyor. Önerilen çözüm çocuğu üst sınıfa atlatmak değil; aynı sınıfta ona zenginleştirilmiş kitaplar ve ek etkinlikler sunmak.” dedi.</p>

<p></p>

<p>“Herkesin çocuğu okuyor”</p>

<p>baskısına dikkat!</p>

<p></p>

<p>Aileler arasındaki kıyaslamaların çocuk üzerinde ciddi bir performans baskısı oluşturabileceğine dikkat çeken Kadıoğlu, şunları kaydetti:</p>

<p>“Araştırmalar, ebeveynin eğitim konusundaki kaygısının çocuğa doğrudan geçtiğini gösteriyor: Kaygılı bir ebeveyn önce kendi yorgunluğunu ve gerginliğini yaşıyor, çocuk da bu gerginliği hissedip zamanla öğrenmeye karşı isteksizleşebiliyor. Uzmanlar, ‘herkesin çocuğu okuyor, benimki de okusun’ türünden kıyaslamalı beklentilerin, çocuk için öğrenmeyi bir merak meselesi olmaktan çıkarıp bir onay ve performans meselesine dönüştürebileceği konusunda uyarıyor.”</p>

<p></p>

<p>Çocuk kendisi merak</p>

<p>ediyorsa ilgisini</p>

<p>bastırmayın</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı çocukların herhangi bir yönlendirme olmaksızın harflere ve yazılı kelimelere erken yaşlarda ilgi gösterebildiğine dikkat çeken Kadıoğlu, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>“Peki çocuk kendiliğinden harflere, kelimelere ilgi gösteriyorsa? Uzmanlar burada net: Bu ilgiyi bastırmaya gerek yok, ama sistemli bir ‘derse’ de çevirmemek gerekiyor. Çocuk sorduğunda cevap vermek, birlikte kitap okurken parmakla kelimeleri göstermek, istediği harfi yazmasına yardım etmek yeterli. Çocuk sıkılırsa bırakmak da bir o kadar önemli. Yani rehberlik eden ama zorlamayan bir tutum, en sağlıklı yaklaşım olarak öne çıkıyor.”</p>

<p></p>

<p>Ailelere 3 önemli öneri</p>

<p></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Merve Yüksel Kadıoğlu, okula hazırlık sürecindeki ailelere şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Harf ezberletmek yerine kalem tutma, makas kullanma, boyama gibi ince motor becerileri destekleyin.</p>

<p>“Birlikte kitap okuyun, sohbet edin, sorular sorun.  Kelime dağarcığı ve dikkat, okumanın en sağlam temeli.</p>

<p>Çocuk kendi ilgisiyle harf öğrenmek isterse destekleyin; ama “herkes biliyor, o da bilsin” kaygısıyla zorlamayın.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/okula-baslamadan-okuma-yazma-bilmek-her-zaman-avantaj-degil</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/5-eylul/okula-baslamadan-okuma-yazma-bilmek-her-zaman-avantaj-degil.jpg" type="image/jpeg" length="71002"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çiftçiye 2 bin ton gübre desteği!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/ciftciye-2-bin-ton-gubre-destegi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/ciftciye-2-bin-ton-gubre-destegi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şahinbey Belediyesi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğine katkı sağlamak amacıyla çiftçilere yönelik desteklerini sürdürüyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kapcağız Mahallesi’nde düzenlenen törende çiftçilere 2 bin ton gübre dağıtılırken, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, desteğin çiftçinin gübreye ihtiyaç duyduğu dönemde verilmesini özellikle öne çektiklerini söyledi.</p>

<p></p>

<p>Çiftçilere 2 bin ton gübre desteği</p>

<p></p>

<p>Şahinbey Belediyesi tarafından çiftçilere yönelik gerçekleştirilen destek programlarına bir yenisi daha eklendi. Daha önce arpa, buğday, mercimek ve mısır tohumu ile hayvan yemi gibi çeşitli destekler sağlayan belediye, bu kez çiftçilere 2 bin ton gübre dağıttı.</p>

<p>Kapcağız Mahallesi’nde gerçekleştirilen dağıtım törenine Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, çiftçiler ve vatandaşlar katıldı.</p>

<p></p>

<p>“Çiftçimizin gübreye ihtiyaç</p>

<p>duyduğu dönemde bu</p>

<p>desteği sağlamak istiyoruz”</p>

<p></p>

<p>Törende konuşan Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, gübre desteğinin bu yıl önceki dönemlere göre daha erken gerçekleştirildiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amaçlarının çiftçiye daha fazla destek sağlamak olduğunu ifade eden Tahmazoğlu, gübre fiyatlarında yaşanabilecek artışlara karşı çiftçinin yükünü azaltmak istediklerini söyledi.</p>

<p>Tahmazoğlu, “Bu yıl gübre dağıtımını biraz öne aldık. Amacımız, her zaman olduğu gibi çiftçimize daha fazla destek sağlamak” dedi.</p>

<p></p>

<p>“Şu anda piyasada 29 lira</p>

<p>olan gübreyi çiftçimiz 13,5</p>

<p>liradan almış olacak”</p>

<p></p>

<p>Gübre fiyatlarının ilerleyen dönemde artabileceğini belirten Tahmazoğlu, belediyenin toplu alım ve sağladığı katkı sayesinde çiftçinin gübreyi daha uygun fiyata temin ettiğini söyledi.</p>

<p>Tahmazoğlu, belediyenin aldığı gübrenin fiyatının pazarlıkla 27 TL seviyesine getirildiğini, belediyenin maliyetin yüzde 50’sini karşıladığını belirterek, çiftçinin gübreyi 13,5 TL ödeyerek alacağını ifade etti.</p>

<p>Tahmazoğlu, “Şu anda piyasada 29 lira olan gübreyi çiftçimiz 13,5 liradan almış olacak. Yani burada ciddi bir destek sağlıyoruz” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Bir ay sonra fiyatlar fırlayacak”</p>

<p></p>

<p>Gübre fiyatlarının ekim döneminin yaklaşmasıyla birlikte daha da yükselebileceğini dile getiren Tahmazoğlu, desteğin zamanlamasına dikkat çekti.</p>

<p>Tahmazoğlu, “Bir ay sonra belki bunun fiyatı 40 liraya çıkacak. Şu anda henüz ekim zamanı olmadığı için bir ay sonra fiyatlar fırlayacak. Amacımız çiftçimizi desteklemek” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Destekler sadece</p>

<p>gübreyle sınırlı değil</p>

<p></p>

<p>Şahinbey Belediyesi’nin çiftçilere yönelik desteklerinin yalnızca gübre dağıtımıyla sınırlı olmadığını belirten Tahmazoğlu, bugüne kadar yapılan desteklerin miktarını da açıkladı.</p>

<p>Çiftçilere arpa, buğday, gübre ve yem desteği sağlandığını ifade eden Tahmazoğlu, yapılan yardımların toplam büyüklüğünün binlerce kamyonluk bir dağıtıma ulaştığını söyledi.</p>

<p>Tahmazoğlu, “Kamyon olarak hesaplasak, 2 bin 131 kamyon arpa ve buğday dağıtmışız. Yem dağıtımına baktığımızda 57 bin 424 ton yem dağıtmışız. Bu da 5 bin 742 kamyon yapıyor” dedi.</p>

<p></p>

<p>Toplam destek 10 bin</p>

<p>kamyona ulaştı</p>

<p></p>

<p>Gübre desteğinin miktarına da değinen Tahmazoğlu, bugüne kadar 22 bin 958 ton gübre dağıtıldığını belirtti.</p>

<p>Bunun yaklaşık 2 bin 295 kamyona karşılık geldiğini ifade eden Tahmazoğlu, arpa, buğday, gübre ve yem destekleri birlikte değerlendirildiğinde toplam dağıtımın yaklaşık 10 bin kamyon seviyesine ulaştığını söyledi.</p>

<p>Tahmazoğlu, “Sadece bu üçünü topladığımızda, arpa, buğday, gübre ve yem olmak üzere yaklaşık 10 bin kamyon dağıtım gerçekleştirmiş oluyoruz” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Tüm çiftçilerimiz</p>

<p>faydalanıyor, hiçbir</p>

<p>ayrım yok”</p>

<p></p>

<p>Şahinbey Belediyesi’nin tarımsal desteklerinin belirli sayıda çiftçiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Tahmazoğlu, desteklerde herhangi bir ayrım yapılmadığını söyledi.</p>

<p>Tahmazoğlu, belediyenin çiftçilere yönelik çalışmalarının seçim dönemleriyle sınırlı olmadığını belirterek, üreticilerin her dönemde desteklenmesini amaçladıklarını ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Bozgeyik: “Türkiye’de örnek</p>

<p>gösterilen bir belediye</p>

<p>başkanımız”</p>

<p></p>

<p>Programda konuşan AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik ise Şahinbey Belediyesi’nin çalışmalarından övgüyle söz etti.</p>

<p>Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu’nu Türkiye’de örnek gösterilen belediye başkanlarından biri olarak gördüğünü belirten Bozgeyik, belediyenin gerçekleştirdiği hizmetlerin Gaziantep’in yanı sıra Türkiye genelinde de konuşulduğunu söyledi.</p>

<p>Bozgeyik, “Ben Şahinbey Belediye Başkanımızı, milletimize hizmet etmek için en üstün gayreti gösteren ve Türkiye’de örnek gösterilen bir belediye başkanımız olarak görüyorum” dedi.</p>

<p></p>

<p>“Gaziantep denince</p>

<p>belediyelerimizin adı geçiyor”</p>

<p></p>

<p>Gaziantep’in belediyecilik alanındaki çalışmalarının Türkiye genelinde dikkat çektiğini belirten Bozgeyik, Şahinbey Belediyesi tarafından çiftçilere verilen desteğin de önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>Bozgeyik, “Bütün Türkiye’de Şahinbey Belediyemizin yapmış olduğu hizmetler konuşuluyor. Bugün de elhamdülillah, geçen sene bir araya geldiğimiz gibi sizlerle bir araya geldik. Belediyemizin yapmış olduğu bu güzel hizmetin ve desteğin programında sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Bereketli bir dönem geçiriyoruz”</p>

<p></p>

<p>Geçen yılki programa da katıldığını hatırlatan Bozgeyik, üreticilerin gayreti ve verilen desteklerle yeni sezonun da bereketli geçmesini temenni etti.</p>

<p>Bozgeyik, “Geçen sene çok dua etmiştik. Bu programda kıymetli başkanımızla birlikte olduğumuzu hatırlıyorum. Cenab-ı Allah çok güzel bir bereket verdi, elhamdülillah. Bereketli bir dönem geçiriyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Hedef üretimi ve</p>

<p>çiftçiyi güçlendirmek</p>

<p></p>

<p>Şahinbey Belediyesi tarafından gerçekleştirilen destek programlarıyla çiftçilerin üretim maliyetlerinin azaltılması ve tarımsal üretimin desteklenmesi hedefleniyor.</p>

<p>2 bin tonluk gübre desteğinin ardından çiftçiler, yaklaşan ekim dönemi öncesinde daha uygun maliyetle gübre temin etme imkanına kavuşurken, belediyenin arpa, buğday, yem ve tohum destekleriyle birlikte üreticilere yönelik desteklerinin devam edeceği belirtildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/ciftciye-2-bin-ton-gubre-destegi</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/5-eylul/ekran-resmi-2026-09-04-141111.png" type="image/jpeg" length="92606"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hatun Parmağı ve Antep Karası öne çıkıyor]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/hatun-parmagi-ve-antep-karasi-one-cikiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/hatun-parmagi-ve-antep-karasi-one-cikiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep’in İslahiye ilçesinde bölgenin önemli tarım ürünleri arasında yer alan ‘Hatun Parmağı’ ve ‘Antep Karası’ üzümünde hasat başladı. Sabahın erken saatlerinde bağların yolunu tutan üreticiler, olgunlaşan üzümleri tek tek keserek kasalara dolduruyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p> Sofralık tüketimin yanı sıra pekmez, pestil ve kuru üzüm yapımında da değerlendirilen üzümler, tarlada kilogramı 20 TL’den alıcı buluyor.</p>

<p>Gaziantep’in önemli tarım merkezlerinden İslahiye’de üzüm bağlarında yoğun mesai dönemi başladı. İlçede uzun süredir üreticilerin emek verdiği bağlarda yetiştirilen ‘Hatun Parmağı’ ve ‘Antep Karası’ üzüm çeşitlerinde hasat çalışmalarına geçildi.</p>

<p>Güneşin yükselmesiyle birlikte bağlara gelen üreticiler, olgunlaşan üzümleri özenle keserek kasalara yerleştiriyor. Büyük emek ve dikkat isteyen hasat sürecinde toplanan üzümler, hem sofralık olarak tüketilmek hem de farklı ürünlere dönüştürülmek üzere satışa sunuluyor.</p>

<p></p>

<p>Üreticinin bağdaki</p>

<p>yoğun mesaisi başladı</p>

<p></p>

<p>İslahiye’de üzüm hasadı, üreticiler açısından yılın en yoğun dönemlerinden birini oluşturuyor. Sabahın erken saatlerinde bağlara gelen çiftçiler, sıcaklıkların artmasından önce ürünlerini toplamaya çalışıyor.</p>

<p>Olgunlaşan salkımlar tek tek kesilirken, zarar görmemesi için dikkatle kasalara yerleştiriliyor. Bağlardan çıkarılan üzümler daha sonra satış noktalarına ulaştırılarak tüketicilerin sofralarına gönderiliyor.</p>

<p>İlçede yetiştirilen üzüm çeşitleri arasında özellikle Hatun Parmağı ve Antep Karası dikkat çekiyor. Sofralık olarak tüketilen bu üzümler, aynı zamanda geleneksel yöntemlerle hazırlanan pekmez ve pestilin de önemli hammaddeleri arasında bulunuyor.</p>

<p>Üreticiler, hasat döneminde taze olarak satışa sundukları üzümlerin bir bölümünü ise pekmez, pestil ve kuru üzüm yapımında değerlendiriyor.</p>

<p></p>

<p>Çekirdeksiz üzüm</p>

<p>üretimi artıyor</p>

<p></p>

<p>İslahiye’de üzüm üretiminde son yıllarda farklı çeşitlerin de yaygınlaşmaya başladığını belirten çiftçiler, özellikle çekirdeksiz üzüm üretiminin arttığına dikkat çekiyor.</p>

<p>Bölgede yeni çeşitlerin de üretime dahil olduğunu ifade eden üreticiler, farklı üzüm türlerinin hem ürün çeşitliliğini artırdığını hem de pazardaki taleplere cevap vermeyi kolaylaştırdığını belirtiyor.</p>

<p></p>

<p>Dönüm başına 3 tona</p>

<p>kadar ürün alınabiliyor</p>

<p></p>

<p>İslahiye’de üzüm üretiminin verim açısından da önemli bir potansiyele sahip olduğunu anlatan çiftçi Mehmet Çalık, üretim yönteminin verim üzerinde etkili olduğunu söyledi.</p>

<p>Çalık, sistemli bir şekilde yapılan üretimde dönüm başına ortalama 3 ton civarında ürün alınabildiğini ifade ederek, üzüm bağlarında doğru üretim yöntemlerinin önemine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>“Mahsullerimizin</p>

<p>kalitesi çok iyi”</p>

<p></p>

<p>Üzüm hasadının başlamasıyla birlikte üreticilerin yoğun bir çalışma içerisine girdiğini belirten Çalık, bu yılki ürünlerin kalitesinden memnun olduklarını söyledi.</p>

<p>Çiftçi Mehmet Çalık, “Hasat başladı. Mahsullerimizin kalitesi çok iyi. Üzümlerimiz Hatun Parmağı ve Antep Karası olmak üzere iki çeşittir. Son zamanlarda çekirdeksiz üretimimiz arttı. Yeni yeni Mevlana dediğimiz çeşidi de oluyor. Sistemli bir şekilde ekersen dönüm başına ortalama 3 ton çıkıyor” dedi.</p>

<p></p>

<p>Üzümden pekmez ve</p>

<p>pestil de yapılıyor</p>

<p></p>

<p>İslahiye’de üretilen üzümlerin yalnızca sofralık olarak değerlendirilmediğini belirten Çalık, hasat edilen ürünlerin farklı şekillerde değerlendirildiğini söyledi.</p>

<p>Çalık, “Normalde Hatun Parmağı ve Antep Karası üzümü satıyoruz. Pekmezini veya pestilini yapıyoruz. Kuru üzüm haline getirdiğimiz de oluyor. Bu çeşitler var” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Böylece bağlardan toplanan üzümler, taze tüketimin yanı sıra geleneksel üretim yöntemleriyle işlenerek yıl boyunca tüketilebilen farklı ürünlere dönüştürülüyor.</p>

<p></p>

<p>Hasat yaklaşık bir</p>

<p>ay daha sürecek</p>

<p></p>

<p>İslahiye’de üzüm hasadının yaklaşık 10 gün önce başladığını belirten Çalık, çalışmaların önümüzdeki günlerde de yoğun şekilde devam edeceğini söyledi.</p>

<p>Hasadın yaklaşık bir ay içerisinde tamamlanmasının beklendiğini ifade eden Çalık, üreticilerin olgunlaşan üzümleri bağlardan toplamaya devam ettiğini kaydetti.</p>

<p></p>

<p>Tarlada 20 TL, markette</p>

<p>60-80 TL arasında</p>

<p></p>

<p>Üzüm fiyatları hakkında da bilgi veren çiftçi Mehmet Çalık, ürünün tarladaki satış fiyatının kilogram başına 20 TL civarında olduğunu söyledi.</p>

<p>Çalık, “Hasadımız 10 gün önce başladı ve şu anda da devam ediyor. Ortalama 1 ay sonra da biter diye düşünüyoruz. Tarlada kilogramı 20 TL’den satılıyor. Markette ise 60 ila 80 TL arasında değişiyor” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>İslahiye bağlarında</p>

<p>hasat bereketi</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İslahiye’de başlayan üzüm hasadı, ilçedeki üreticiler için yılın önemli gelir dönemlerinden birini oluşturuyor. Bağlarda yetiştirilen üzümler, taze olarak tüketicilere ulaştırılırken bir bölümü de pekmez, pestil ve kuru üzüm gibi geleneksel ürünlere dönüştürülüyor.</p>

<p>Üreticiler, hasat döneminin verimli geçmesini ve ürünlerinin hak ettiği değerden alıcı bulmasını beklerken, bağlarda yaklaşık bir ay boyunca yoğun mesainin devam etmesi bekleniyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/hatun-parmagi-ve-antep-karasi-one-cikiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/4-eylul/hatun-parmagi-ve-antep-karasi-one-cikiyor4.jpg" type="image/jpeg" length="94882"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Günde tek bir kutu şekerli içecek bile Tip 2 diyabet riskini artırıyor!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/gunde-tek-bir-kutu-sekerli-icecek-bile-tip-2-diyabet-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/gunde-tek-bir-kutu-sekerli-icecek-bile-tip-2-diyabet-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya, hızla yayılan “sessiz bir salgınla” karşı karşıya! Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun güncel verilerine göre; dünyada 589 milyon yetişkin diyabetle yaşarken, Türkiye yaklaşık 9,6 milyon yetişkin diyabetliyle Avrupa’da ilk sırada yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde diyabetli sayısının 12 milyona yaklaştığının tahmin edildiğini belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, “Hastalık sinsi ilerlediği için; çok su içme, sık idrara çıkma, açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik, bulanık görme ve geç iyileşen yaralar gibi belirtiler çoğu zaman geç fark ediliyor. Ülkemizdeki her 2 diyabet hastasından 1’inin hastalığından haberdar olmadığını düşünürsek, önümüze çok daha çarpıcı bir tablo çıkmaktadır. Üstelik henüz diyabet olmayan ama şekeri sınırda seyreden milyonlarca prediyabetli ve insülin direnci taşıyan vatandaşımız da kapının eşiğinde bekliyor” diyor.</p>

<p>Diyabetin yaygınlaşmasında genetik yatkınlığın yanı sıra obezite, hareketsizlik, rafine şeker ağırlıklı beslenme, stres ve uykusuzluğun önemli rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Batman “İyi haber şu ki; Tip 2 diyabet büyük ölçüde önlenebilir bir hastalıktır. Vücut ağırlığınızın yüzde 5-10’unu vermeniz, riskli gruptaysanız diyabet gelişme olasılığını yüzde 58’e varan oranda azaltabilir. Diyabet kader değildir. Genlerimizi seçemeyiz ama sofraya ne koyduğumuzu, ne kadar yürüdüğümüzü, kaçta yattığımızı ve yılda bir kez kan verip vermediğimizi biz seçeriz. Bazı basit kurallara dikkat etmek,  sadece diyabetten değil; kalp krizinden, tansiyondan ve daha nice hastalıktan koruyan bir sağlık sigortasıdır” diye konuşuyor.</p>

<p>Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Adnan Batman, diyabete karşı 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Fazla kilolarınızla vedalaşın</p>

<p></p>

<p>Özellikle karın çevrenizde biriken yağlar metabolik hastalıklar açısından büüyük önem taşımaktadır. Erkeklerde bel çevresinin 102, kadınlarda ise 88 santimetreyi aşması, insülin direnci ve diyabet açısından bir uyarı işaretidir. Yalnızca tartıdaki kilo değil, bel ölçüsündeki değişim de düzenli olarak takip edilmelidir. Vücut ağırlığınızın yüzde 5-10’unu vermeniz, riskli gruptaysanız diyabet gelişme olasılığını yüzde 58’e varan oranda azaltabilir. Örneğin; 90 kiloysanız 5-9 kilo vermeniz bile sağlığınız açısından önemli bir değişim sağlayabilir. Küçük ama kalıcı kilo kayıpları, büyük ancak geçici kayıplardan her zaman daha değerlidir. Kısa sürede fazla kilo vermeyi hedefleyen ağır diyetler yerine, sürdürülebilir bir beslenme ve hareket düzeni oluşturulmalıdır.</p>

<p></p>

<p>Şekerli içecekleri sofranızdan kaldırın</p>

<p></p>

<p>Kola, gazoz, hazır meyve suları ile şekerli çay ve kahve karışımları, kan şekerini roket hızıyla yükseltir ve pankreasın her gün fazla çalışmasına neden olur. Günde tek bir kutu şekerli içeceğin bile düzenli tüketilmesi Tip 2 diyabet riskini belirgin şekilde artırır.  Beyaz ekmek, pirinç ve şekerli unlu mamuller gibi rafine karbonhidratları azaltıp yerine tam tahılları koymak, kan şekerinin daha yavaş ve dengeli yükselmesini sağlar. Tatlı ihtiyacı meyveden karşılanmalı; içecek olarak su, sade maden suyu, ayran ve şekersiz çay tercih edilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Günde 30 dakika yürüyün</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Adnan Batman: “Kaslarımız, şekeri yakan en büyük fabrikamızdır; hareketsiz kaldıkça bu fabrika kapanır. Haftada en az 150 dakika, yani günde yarım saat tempolu yürüyüş, insülin duyarlılığını artırarak diyabet riskini ciddi biçimde azaltır. Spor salonuna gitmek şart değil: Asansör yerine merdiven kullanmak, servisten bir durak önce inmek, akşam yemeği sonrası mahalle turu bile işe yarar. Bir kural daha ekleyin: Masa başında her 30-45 dakikada bir kalkıp birkaç dakika hareket edin; uzun süre kesintisiz oturmak, spor yapanlarda bile başlı başına bir risk faktörüdür” diyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tabağınızı Akdeniz usulü kurun</p>

<p></p>

<p>Tabağınızın yarısının sebze ve salatadan, dörtte birinin tavuk, balık veya baklagiller gibi protein kaynaklarından, kalan dörtte birinin ise tam tahıllardan oluşturulması makrobesin dengesi adına önemlidir. Haftada en az iki gün balık tüketilmesi; zeytinyağına, lifli besinlere ve her gün bir avuç çiğ kuruyemişe beslenmenizde yer verilmesi gereklidir. Salam ve sosis gibi işlenmiş etlerin, paketli atıştırmalıkların ve hazır gıdaların mümkün olduğunca sınırlandırılması sağlık açısından önemlidir. Lifli beslenme yalnızca kan şekerinizin değil, tansiyonunuzun ve kolesterolünüzün dengelenmesine de katkı sağlar.</p>

<p></p>

<p>Uykunuzu ve stresinizi ciddiye alın!</p>

<p></p>

<p>Doç. Dr. Batman, uykusuzluk ve kronik stresin, diyabetin gözden kaçan iki suç ortağı olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Düzenli olarak 6 saatten az uyuyanlarda insülin direnci ve diyabet riski belirgin şekilde artar; çünkü uykusuz beden, stres hormonu kortizolü yüksek tutar ve iştah hormonlarını alt üst ederek bizi gece atıştırmalarına iter. Günde 7-8 saatlik kaliteli uyku bir lüks değil, tedavi gibi görülmelidir. Bunun yanında yatış saatinizin gece 11’den geç olması biyolojik yaşlanmayı hızlandırmaktadır. Stresle başa çıkmak için de herkesin kendine uygun yöntemi bulması gerekir; yürüyüş, nefes egzersizi, hobi, dua, dostlarla sohbet... Ekran karşısında gece yarılarına kadar oturmak ise hem uykuyu hem şekeri bozan çifte kavrulmuş bir zarardır.”</p>

<p></p>

<p>Sigarayı bırakın</p>

<p></p>

<p>Sigaranın yalnızca akciğerlerinize zarar verdiğini düşünmeyin. Sigara kullananlarda Tip 2 diyabet riski, kullanmayanlara göre yüzde 30-40 daha yüksektir. Sigara insülin direncini artırır, pankreasın insülin salgılayan hücrelerine zarar verir ve yağın en tehlikeli bölge olan karın çevresinde birikmesine yol açar. Diyabeti olan bir kişi sigara içmeye devam ederse kalp krizi, böbrek hasarı ve damar tıkanıklığı riski katlanarak büyür. Bırakıldığında risk yıllar içinde geriler. Sigara bırakma polikliniklerinden ve uygulanan tedavilerden destek alınması gerekir. Bırakmak için en doğru gün bugündür.</p>

<p></p>

<p>Rakamlarınızı bilin, yılda</p>

<p>bir kez kontrolden geçin</p>

<p></p>

<p>Diyabet yıllarca hiçbir belirti vermeden damarları yıpratabilir. Bu nedenle en etkili silahın erken tanı olduğunu belirten Doç. Dr. Adnan Batman şöyle konuşuyor: “35-40 yaşından itibaren herkes yılda bir kez kontrolden geçmelidir. Ailesinde diyabeti olanların, fazla kilolu bireylerin ve gebelik şekeri öyküsü olan kadınların ise daha erken yaşta, yılda bir kez açlık kan şekeri ve gerekirse üç aylık kan şekeri ortalamasını gösteren HbA1c değerinin ölçülmesi gerekir. Açlık şekerinin 100-125 mg/dl arasında olması ‘prediyabet’ demektir. Prediyabet bir hastalık ilanı değil, yaşam tarzınızı değiştirmek için altın değerinde bir son çağrıdır. Ülkemizde milyonlarca kişi diyabetli olduğunu bilmiyor. Siz de onlardan biri olmayın; rakamlarınızı öğrenin ve düzenli kontrollerinizi ihmal etmeyin.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/gunde-tek-bir-kutu-sekerli-icecek-bile-tip-2-diyabet-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/4-eylul/gunde-tek-bir-kutu-sekerli-icecek-bile-tip-2-diyabet-riskini-artiriyor.png" type="image/jpeg" length="96877"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Elektrik akımı kullanılarak tümör dokusunu yok ediyoruz’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/elektrik-akimi-kullanilarak-tumor-dokusunu-yok-ediyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/elektrik-akimi-kullanilarak-tumor-dokusunu-yok-ediyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşamın sürdürülmesi için hayati öneme sahip olan karaciğer, hem kendi dokusundan gelişen primer yani birincil tümörlerin hem de başka organlardan yayılan metastatik tümörlerin görülebildiği nadir organların başında geliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vücut için herhangi bir yedeği ya da alternatifi de bulunmayan karaciğerdeki tümörlerin tedavi planı, tümörün türü, boyutu, sayısı, yerleşimi ve hastanın genel sağlık durumu gibi birçok faktörle birlikte değerlendirilerek yapılıyor. Günümüzde karaciğer tümörlerinin tedavisinde uygulanan girişimsel yöntemlerle hastalar kısa sürede konforlu bir şekilde günlük yaşamlarına dönebiliyor. Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Ergun, karaciğer tümörlerinde kullanılan girişimsel radyolojik tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p></p>

<p>Karaciğer tümörlerinde</p>

<p>doğru tanı, tedavinin ilk adımı</p>

<p></p>

<p>Girişimsel radyolojinin yalnızca tedavi aşamasında değil, doğru tanının konulmasında da önemli bir rolü bulunmaktadır. Ultrasonografi veya Bilgisayarlı Tomografi gibi görüntüleme yöntemleri eşliğinde gerçekleştirilen iğne biyopsileriyle tümörden örnek alınarak tümörün yapısı ve gerekli durumlarda moleküler özellikleri değerlendirilir. Görüntüleme rehberliğinde gerçekleştirilen biyopsiler, hedef bölgeye kontrollü ve hassas şekilde ulaşılmasını sağlar.</p>

<p></p>

<p>“İğne deliğinden” tümöre</p>

<p>doğrudan müdahale</p>

<p></p>

<p>Girişimsel radyolojik tedaviler temel olarak ablasyon ve damarsal (endovasküler) tedaviler olmak üzere iki ana grupta değerlendirilir. Ablasyon yöntemlerinde, karaciğerdeki tümörün içerisine ciltten özel bir iğne yerleştirilerek enerji uygulanır ve tümör dokusunda yüksek veya düşük sıcaklık oluşturularak kanser hücrelerinin tahrip edilmesi hedeflenir. Özellikle uygun özelliklere sahip, küçük boyutlu ve sınırlı sayıdaki tümörlerde kullanılan başlıca ablasyon yöntemleri şunlardır:</p>

<p>Radyofrekans ablasyon: Elektrik akımı kullanılarak tümör dokusunun ısıtılması ve tahrip edilmesi.</p>

<p>Mikrodalga ablasyon: Mikrodalga enerjisiyle tümör dokusunda yüksek sıcaklık oluşturularak tümörün yok edilmesinin hedeflenmesi.</p>

<p>Kriyoablasyon: Tümör dokusunun kontrollü şekilde dondurularak tahrip edilmesi.</p>

<p>Bu işlemler, görüntüleme yöntemleri eşliğinde ve ciltten yaklaşık 1-2 milimetrelik bir giriş noktasından gerçekleştirilir. Cerrahi kesi gerektirmemesi, uygun hastalarda tedavi sonrası iyileşme sürecinin hızlı olmasına katkı sağlar.</p>

<p></p>

<p>Tümörü besleyen</p>

<p>damarlara hedefli tedavi</p>

<p></p>

<p>Girişimsel radyolojide kullanılan bir diğer tedavi grubu ise damarsal yani endovasküler yöntemlerdir. Bu işlemlerde damar yoluyla karaciğer atardamarına ve tümörü besleyen damarlara ulaşılır. Başlıca endovasküler tedavi yöntemleri şöyle sıralanabilir:</p>

<p>1. TAKE (Transarteriyel Kemoembolizasyon): Tümörü besleyen damarlara kemoterapi ilacının verilmesi ve aynı zamanda damarların embolize edilerek tümörün kanlanmasının azaltılması esasına dayanır.</p>

<p>2. TARE (Transarteriyel Radyoembolizasyon): Tümörü besleyen damarlara radyoaktif mikrokürelerin gönderilmesiyle tümör dokusuna doğrudan radyasyon verilmesi hedeflenir.</p>

<p>Bu yöntemler özellikle cerrahi tedavinin uygun olmadığı hastalarda, hastalığın özelliklerine göre tümörün küçültülmesi veya büyümesinin kontrol altına alınması amacıyla kullanılır. Bazı hastalarda ise uygulanan tedaviler sonrasında cerrahi tedaviye uygun koşullar oluşturulur.</p>

<p></p>

<p>Daha küçük giriş, daha</p>

<p>kısa iyileşme süreci</p>

<p></p>

<p>Girişimsel radyolojik tedavilerin en önemli avantajlarından biri küçük bir giriş noktasından uygulanabilmesidir. Cerrahi kesi gerektirmemesi, daha az ağrı ve daha kısa iyileşme sürecine olanak sağlar. Uygun hastalarda işlemler sonrasında hastanede kalış süresi de kısa olur ve hastalar aynı gün veya ertesi gün taburcu edilebilir. Ayrıca hastalığın seyri ve tümörün özelliklerine bağlı olarak bazı girişimsel tedavilerin gerektiğinde yeniden uygulanabilmesi de önemli bir avantaj olarak değerlendirilir.</p>

<p></p>

<p>Tedavi kararı multidisipliner</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>yaklaşımla veriliyor</p>

<p></p>

<p>Karaciğer tümörlerinde tek bir tedavi yöntemi her hasta için uygun olmayabilir. Hastanın genel durumu, tümörün özellikleri, hastalığın yaygınlığı ve eşlik eden hastalıklar değerlendirilerek tedavi planı oluşturulur. Bu nedenle günümüzde karaciğer tümörlerinin tedavisinde onkoloji, genel cerrahi ve girişimsel radyoloji başta olmak üzere farklı branşların birlikte değerlendirme yaptığı multidisipliner yaklaşım büyük önem taşır. Girişimsel radyolojide kullanılan teknolojilerin gelişmesiyle birlikte, görüntüleme sistemlerine yapay zekâ ve robotik teknolojilerin entegrasyonunun da tedavilerin hassasiyetini artırması ve gelecekte karaciğer tümörlerinin tedavisinde daha ileri imkanlar sunacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/elektrik-akimi-kullanilarak-tumor-dokusunu-yok-ediyoruz</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/ekran-resmi-2026-09-02-142533.png" type="image/jpeg" length="57704"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Çocukların davranışlarını analiz etmeliyiz’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/cocuklarin-davranislarini-analiz-etmeliyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/cocuklarin-davranislarini-analiz-etmeliyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapay zekâ teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, Otizm Spektrum Bozukluğunda erken tarama, tanılama ve müdahale süreçleri açısından yeni olanaklar sunuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zekâ sistemlerinin çocukların göz hareketleri, ses tonu, mimikleri, dikkat süreçleri ve oyun davranışlarındaki örüntüleri analiz edebildiğini belirten Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Yapay zekâ artık sadece bir teknoloji değil; otizm alanında erken tanı, erken müdahale ve doğru destek almanın önemli bir aracı haline geliyor.” dedi.</p>

<p>Otizmde erken müdahalenin önemine dikkat çeken Dr. Gülaldı, “Yapay zekâ destekli sistemler çocukların davranışlarını analiz edebiliyor, göz teması, mimik ve dikkat süreçlerini değerlendirebiliyor ve dolayısı ile tanı süresini önemli ölçüde kısaltabiliyor.” diye konuştu.</p>

<p>Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, yapay zekâ ile Otizm Spektrum Bozukluğunun kesiştiği alanda yaşanan gelişmeleri ve yapay zekânın otizmde erken tarama, tanılama ve müdahale süreçlerinde sunduğu olanakları değerlendirdi.</p>

<p></p>

<p>Yapay zekâ artık insan</p>

<p>davranışlarındaki örüntüleri</p>

<p>de analiz ediyor</p>

<p></p>

<p>Yapay zekâ ve Otizm Spektrum Bozukluğunun kesişiminin son yıllarda hızla gelişen çalışma alanlarından biri olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Artık yapay zekayı (YZ), sadece veri işleyen bir sistem olarak görmek mümkün değil. Günümüzde bu sistemler öğrenebiliyor, insan davranışlarını analiz edebiliyor ve çok karmaşık örüntüleri kısa sürede çözebiliyor. Özellikle Derin Öğrenme (Deep Learning) ve Doğal Dil İşleme (NLP) alanındaki gelişmeler, makinelerin sadece komutları yerine getirmekle kalmıyor, insan davranışlarındaki nüansları da anlayabiliyor. Bugün YZ, tıbbi teşhislerle yarışır düzeyde teşhis koyabiliyor, devasa veri yığınları içinden insan gözünün kaçırabileceği mikroskobik ipuçlarını dahi yakalayabiliyor.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Otizmde tanı büyük</p>

<p>ölçüde davranışsal</p>

<p>göstergelere dayanıyor</p>

<p></p>

<p>Otizmin sosyal etkileşim, iletişim ve davranış örüntüleriyle karakterize olan ve geniş bir spektruma yayılan nörogelişimsel bir durum olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Otizm, bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmakta; sosyal etkileşim, öğrenme, iş yaşamı ve aile yaşamında önemli bozulmalara yol açmaktadır. Otizmin nedenleri karmaşık ve çok yönlüdür; genetik ve çevresel faktörleri içermektedir. Bozukluğun bazı genetik temelleri bulunmasına rağmen, yatkınlık genleri gibi moleküler genetik göstergelerdeki bireysel farklılıkların yüksek olması nedeniyle klinik tanı günümüzde daha çok gözlemlenebilir ve ölçülebilir davranışsal göstergelere dayanmaktadır.” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>Erken müdahale gelişim</p>

<p>açısından kritik</p>

<p>önem taşıyor</p>

<p></p>

<p>Otizmde erken tanı ve müdahalenin önemine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Erken tanı müdahale, otizmli bireylerde sosyal dikkat, dil ve zeka alanlarındaki yetersizlikleri azaltmada ve semptomların genel şiddetini düşürmede etkili olmaktadır. Her ne kadar otizm belirtileri genellikle 2 yaşından önce ortaya çıksa da birçok nedenden dolayı otizmli bireylerin önemli bir kısmı 6 yaşından sonra tanı almakta, bu da davranışsal tedavi için en uygun dönemin kaçırılmasına ve bilişsel gelişim ile yaşam kalitesinin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>Göz hareketinden ses</p>

<p>tonuna kadar birçok</p>

<p>veri analiz edilebiliyor</p>

<p></p>

<p>Yapay zekâ ile otizm araştırmalarının birleşmesinin erken tarama açısından önemli olanaklar ortaya çıkardığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Yapay zeka ve otizm çalışmaları bir araya geldiğinde, teknolojinin ve teknolojik gelişmelerin otizmli bireylerin yaşamında çok önemli bir hale geldiğini görmekteyiz. Makine öğrenmesi algoritmaları, bir çocuğun göz hareketlerinden, ses tonundaki frekans değişimlerinden veya oyun oynama biçiminden yola çıkarak, geleneksel yöntemlerin 6 yaşında yakaladığı işaretleri 6-12 aylıkken tespit edebilmesi çok önemli gelişmelerdir.” ifadesinde bulundu.</p>

<p>Yapay zeka destekli müdahale araçlarının, her çocuğun kendine özgü "işletim sistemine" uygun, kişiselleştirilmiş ve sabırlı bir eğitim ortamı sunma imkanı yaratabileceğini de dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Bu birleşim, otizmi bir engel olarak değil, doğru teknolojik destekle topluma entegre edilebilecek değerli bir farklılık olarak konumlandırmamızı kolaylaştıracaktır. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar ışığında küçük çocuklarda otizmin erken tarama, tanılama ve erken müdahale süreçlerinde yapay zekânın büyük bir gelişim potansiyeline sahip olduğunu ve geleneksel yöntemlerin önüne geçtiğini söyleyebiliriz.” diye konuştu. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Yapay zekâ tanı</p>

<p>sürecini hızlandırabilir</p>

<p></p>

<p>Geleneksel erken tarama süreçlerinde ebeveynlerden alınan bilgilerin ve klinik gözlemlerin önemli rol oynadığını hatırlatan Dr. Gülaldı, şöyle devam etti:</p>

<p>“Otizmli çocukların erken taranmasında kullanılan geleneksel yöntemler, psikiyatristlerin ebeveyn beyanlarına ve klinik gözlemlere dayanarak çocuğun gelişimindeki otizm semptomlarını tanımlamak şeklindedir. Ancak makine öğrenmesi gibi yapay zeka yöntemleri; çok sayıda geçmiş otistik örneklemden ve kontrol grubundan veri kategorilerini öğrenerek otizm teşhis sürecini otomatikleştirebilir ve hızlandırabilir. Örneğin Evrişimli Sinir Ağı (CNN) tabanlı OSB sınıflandırma sistemlerinde doğruluk, duyarlılık ve özgüllük gibi performans ölçütleri üzerinden umut verici sonuçlar bildirilmektedir. Bu yöntemler, yeni giriş örneklerini sınıflandırabilen tahmin modellerinin oluşturulmasına imkân sağlıyor.”</p>

<p></p>

<p>Özellikle küçük çocuklarda</p>

<p>kullanılmasına yönelik</p>

<p>çalışmalar var</p>

<p></p>

<p>Yapay zekâ tabanlı modellerin özellikle küçük çocuklarda kullanılmasına yönelik çalışmalar bulunduğunu belirten Dr. Gülaldı, “Yapılan bir çalışma, yapay zeka ile alternatif karar ağacı (alternating decision tree) modeli oluşturularak, 13 ila 48 aylık otizmli çocuklarda yüzde 99,97 doğruluk oranıyla etkili bir şekilde tanı koyabileceğini göstermiştir.  Otizmli küçük çocukların temel sosyal etkileşimlerde ve kişilerarası iletişimde bulunmalarına, duyguları tanıma ve yönetme yeteneklerini geliştirmelerinde yapay zekanın yardımcı olabileceği kanıtlanmıştır.” dedi.</p>

<p></p>

<p>Her çocuğa özel destek mümkün olabilir</p>

<p></p>

<p>Yapay zekânın yalnızca erken tarama ve tanılama süreçlerinde değil, müdahale ve eğitim alanında da önemli fırsatlar sağlayabileceğini belirten Dr. Gülaldı, “Yapay zekâ destekli sistemler çocukların davranışlarını analiz edebiliyor, göz teması, mimik ve dikkat süreçlerini değerlendirebiliyor ve dolayısı ile tanı süresini önemli ölçüde kısaltabiliyor. Böylelikle bu sistemlerin otizmde erken müdahale için kritik fırsatlar sunması sevindirici gelişmelerdir.  Yapay zekâ artık sadece bir teknoloji değil; otizm alanında erken tanı, erken müdahale ve doğru destek almanın önemli bir aracı haline geliyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/cocuklarin-davranislarini-analiz-etmeliyiz</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/cocuklarin-davranislarini-analiz-etmeliyiz.jpg" type="image/jpeg" length="12522"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Köy evlerinin bahçesinde sebze ve meyve üretiyoruz’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/koy-evlerinin-bahcesinde-sebze-ve-meyve-uretiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/koy-evlerinin-bahcesinde-sebze-ve-meyve-uretiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6 Şubat 2023 depremlerinden ağır şekilde etkilenen Gaziantep’in İslahiye ilçesinde TOKİ tarafından inşa edilen kırsal konutlara yerleşen vatandaşlar, yeni yaşam alanlarında hem güvenli ve konforlu bir hayat sürüyor hem de evlerinin bahçelerinde üretim yapıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Depremin Ardından</p>

<p>Yeni Bir Hayat</p>

<p></p>

<p>Asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat depremlerinde büyük yıkımın yaşandığı İslahiye’de, depremzedeler için inşa edilen kırsal konutlar vatandaşlara teslim edildi.</p>

<p>Yeni evlerine yerleşen aileler, modern ve sağlam konutların yanı sıra bahçelerinde sebze ve meyve yetiştirerek alıştıkları köy yaşamını sürdürüyor. Vatandaşlar, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak ürünleri yetiştirmenin mutluluğunu yaşıyor.</p>

<p></p>

<p>Depremde Eşini Kaybetti</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Deprem sırasında evleri yıkılan ve eşi hayatını kaybeden İbrahim Pişkin, yaşadığı acı dolu anları anlattı.</p>

<p>Depreme uykuda yakalandıklarını belirten Pişkin, eşiyle birlikte enkaz altında kaldıklarını ifade ederek, “6 Şubat depremine uykuda yakalandık. Kendimizi kurtarma şansımız yoktu. Eşim depremde vefat etti. Ben ve çocuğumu enkaz altından abim çıkarttı.” dedi.</p>

<p></p>

<p>“Devletimiz Evimizi</p>

<p>Villa Gibi Yapmış”</p>

<p></p>

<p>Deprem sonrasında kendilerine teslim edilen konuttan memnun olduğunu dile getiren Pişkin, evin hem geniş hem de kullanışlı olduğunu söyledi.</p>

<p>Kırsal konutların geçen yıl teslim edildiğini belirten Pişkin, “Allah devletimize zeval vermesin. Allah yapanlardan razı olsun. Evimiz 300 metrekare alan üzerinde kurulu, 3+1 şeklinde yapılmış.” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Bahçede Üretim Yapıyorlar</p>

<p></p>

<p>Yeni evlerinin bahçelerini de değerlendiren Pişkin ve ailesi, çeşitli sebze ve bitkiler yetiştiriyor. Biber, patlıcan ve nane ektiklerini belirten Pişkin, yetiştirdikleri ürünleri sofralarında tükettiklerini söyledi.</p>

<p>Pişkin, “Bahçemize biber, patlıcan, nane, çiçek ektik. Ürettiklerimizi yedik. Evden çok memnunuz. Villa gibi yapmışlar. Köyde nasıl yaşıyorsak burada da öyle yaşıyoruz. Pazardan almak yerine kendimiz bahçemizde ekiyoruz.” diye konuştu.</p>

<p>Depremin ardından yeniden kurulan yaşamın önemli parçalarından biri haline gelen kırsal konutlar, vatandaşlara güvenli bir yuva sunarken, bahçeleriyle de üretim alışkanlıklarını sürdürmelerine imkan sağlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/koy-evlerinin-bahcesinde-sebze-ve-meyve-uretiyoruz</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/3-eylul/ekran-resmi-2026-09-02-135824.png" type="image/jpeg" length="68105"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Üç hastaya canlı vericili böbrek nakli!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/uc-hastaya-canli-vericili-bobrek-nakli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/uc-hastaya-canli-vericili-bobrek-nakli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde kronik böbrek yetmezliği nedeniyle diyaliz tedavisi gören 3 hastaya, annelerinin böbreklerini bağışlamasıyla canlı vericili böbrek nakli gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Başarılı operasyonların ardından üç hasta için diyalize bağımlı yaşamdan kurtulma ve daha sağlıklı bir yaşam sürme yolunda önemli bir adım atıldı.</p>

<p>Organ nakli alanındaki çalışmalarını sürdüren Gaziantep Şehir Hastanesi, canlı vericili böbrek nakilleriyle bölgedeki hastalara umut olmaya devam ediyor. Farklı yaş gruplarındaki üç hastaya gerçekleştirilen nakillerde, anneler çocuklarına böbreklerini bağışlayarak onların yeniden sağlıklı bir yaşam sürmelerine imkan sağladı.</p>

<p></p>

<p>Üç annenin fedakarlığı</p>

<p>çocuklarına umut oldu</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen üç ayrı böbrek naklinin ortak noktası ise vericilerin hastaların anneleri olması oldu.</p>

<p>Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle uzun süredir takip edilen ve hastalıklarının ilerlemesiyle diyaliz tedavisine başlayan üç hasta için canlı vericili böbrek nakli planlandı. Yapılan tetkik ve değerlendirmelerin ardından hastaların annelerinin uygun verici olmalarıyla nakil süreci başlatıldı.</p>

<p>Annelerin böbreklerini çocuklarına bağışlamasıyla gerçekleştirilen operasyonlar, hastaların diyalizden bağımsız bir yaşama kavuşabilmeleri açısından önemli bir dönüm noktası oldu.</p>

<p></p>

<p>41 yaşındaki Cafer Sakar</p>

<p>diyalize dört ay önce</p>

<p>başlamıştı</p>

<p></p>

<p>Nakil gerçekleştirilen hastalardan 41 yaşındaki Cafer Sakar, uzun yıllardır kronik böbrek hastalığı nedeniyle takip ediliyordu.</p>

<p>2003 yılından bu yana kronik böbrek hastalığı bulunan Sakar’ın sağlık durumuna hipertansiyon ve koroner arter hastalığı da eşlik ediyordu. Hastalığının ilerlemesi üzerine yaklaşık dört ay önce diyaliz tedavisine başlayan Sakar için nakil süreci gündeme geldi.</p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde yapılan değerlendirmelerin ardından gerekli hazırlıklar tamamlandı. Sakar’ın 65 yaşındaki annesi Zeynep Sakar ise oğluna böbreğini bağışlama kararı aldı.</p>

<p>Yapılan tetkiklerin ardından uygun verici olduğu belirlenen Zeynep Sakar’ın böbreği, gerçekleştirilen operasyonla oğlu Cafer Sakar’a nakledildi.</p>

<p></p>

<p>26 yaşındaki Rami Halil’e</p>

<p>annesinden böbrek</p>

<p></p>

<p>Canlı vericili böbrek nakli yapılan bir diğer hasta 26 yaşındaki Rami Halil oldu.</p>

<p>Yaklaşık beş yıldır kronik böbrek yetmezliği ve hipertansiyon nedeniyle takip edilen Halil, hastalığının ilerlemesiyle birlikte son beş aydır diyaliz tedavisi görüyordu.</p>

<p>Diyaliz tedavisinin yanı sıra nakil seçeneği için Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’ne başvuran Halil’in gerekli tetkikleri gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmelerin ardından canlı vericili böbrek nakli için hazırlıklara başlandı.</p>

<p>Halil’in 61 yaşındaki annesi Leyla El Hardan, oğlunun sağlığına kavuşması için böbreğini bağışladı. Nakil için yapılan değerlendirmelerde uygun verici olduğu belirlenen El Hardan’ın böbreği, başarılı operasyonla oğluna nakledildi.</p>

<p></p>

<p>20 yaşındaki Abdurrahman</p>

<p>Muhammed yeniden</p>

<p>sağlıklı yaşama hazırlanıyor</p>

<p></p>

<p>Üçüncü böbrek nakli ise 20 yaşındaki Abdurrahman Muhammed’e gerçekleştirildi.</p>

<p>Yaklaşık bir yıldır kronik böbrek yetmezliği ve hipertansiyon nedeniyle takip edilen Muhammed’in hastalığının ilerlemesi üzerine diyaliz tedavisine ihtiyaç duyuldu.</p>

<p>Hastalığın ilerlemesi ve diyaliz ihtiyacının ortaya çıkmasının ardından nakil seçeneği değerlendirilen Muhammed için Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde gerekli tetkikler yapıldı.</p>

<p>Nakil hazırlıklarının tamamlanmasının ardından 49 yaşındaki annesi Şemsi Abdurrahman, oğluna böbreğini bağışladı. Yapılan değerlendirmelerin ardından gerçekleştirilen operasyonla annenin böbreği oğluna nakledildi.</p>

<p></p>

<p>Nakiller multidisipliner ekibin</p>

<p>çalışmasıyla gerçekleştirildi</p>

<p></p>

<p>Üç canlı vericili böbrek nakli, Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde görev yapan sağlık profesyonellerinin koordineli çalışmasıyla gerçekleştirildi.</p>

<p>Nakil sürecinde hastaların ve vericilerin ayrıntılı değerlendirmeleri yapılırken, ameliyat öncesi hazırlıklar, cerrahi süreç ve ameliyat sonrası takip aşamalarının multidisipliner bir yaklaşımla yürütüldüğü belirtildi.</p>

<p>Organ nakillerinde yalnızca cerrahi operasyonun değil, hastanın ve vericinin nakil öncesi ve sonrası tüm sağlık süreçlerinin koordineli şekilde takip edilmesi büyük önem taşıyor. Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen üç nakilde de sağlık ekiplerinin farklı branşlardaki çalışmaları koordineli biçimde yürütüldü.</p>

<p></p>

<p>Diyalize bağımlı hastalar</p>

<p>için yeni bir yaşam umudu</p>

<p></p>

<p>Kronik böbrek yetmezliği, ilerleyen aşamalarda hastaların yaşamlarını diyaliz tedavisine bağlı şekilde sürdürmelerine neden olabiliyor. Böbrek nakli ise uygun hastalar için diyaliz bağımlılığının sona ermesi ve yaşam kalitesinin artırılması açısından önemli bir tedavi seçeneği olarak öne çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen nakiller de uzun süredir böbrek hastalığı nedeniyle takip edilen ve diyaliz tedavisi gören üç hasta açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu.</p>

<p>Özellikle genç yaşta diyalize başlayan hastalar için başarılı bir böbrek nakli, günlük yaşamın yanı sıra sosyal hayat ve gelecek planları açısından da önemli kazanımlar sağlayabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Gaziantep’te organ nakli</p>

<p>kapasitesinin artırılması</p>

<p>hedefleniyor</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde organ nakli alanında yürütülen çalışmalarla, böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını diyalize bağlı olarak sürdüren daha fazla hastanın nakil yoluyla sağlıklı bir yaşama kavuşması hedefleniyor.</p>

<p>Organ Nakli Merkezi’nin önümüzdeki dönemde nakil kapasitesini artırması ve gerçekleştirilen nakil sayısını yükseltmesi amaçlanıyor.</p>

<p>Merkezde yürütülen çalışmaların yalnızca Gaziantep’te değil, bölgedeki böbrek hastaları açısından da önemli bir sağlık hizmeti imkanı oluşturması bekleniyor.</p>

<p></p>

<p>Annelerinden gelen</p>

<p>böbreklerle yeni bir</p>

<p>başlangıç</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen üç nakilde, üç farklı ailenin yaşadığı benzer bir umut hikayesi de ortaya çıktı.</p>

<p>41 yaşındaki Cafer Sakar’ın 65 yaşındaki annesi Zeynep Sakar, 26 yaşındaki Rami Halil’in 61 yaşındaki annesi Leyla El Hardan ve 20 yaşındaki Abdurrahman Muhammed’in 49 yaşındaki annesi Şemsi Abdurrahman, çocuklarının sağlığına kavuşabilmesi için böbreklerini bağışladı.</p>

<p>Başarılı şekilde gerçekleştirilen canlı vericili böbrek nakilleriyle üç hasta için diyalizden bağımsız bir yaşamın kapısı aralanırken, Gaziantep Şehir Hastanesi Organ Nakli Merkezi de bölgedeki hastalar için umut olmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/uc-hastaya-canli-vericili-bobrek-nakli</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/ekran-resmi-2026-09-01-143553.png" type="image/jpeg" length="83361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kent genelinde kışa hazırlık sürüyor]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/kent-genelinde-kisa-hazirlik-suruyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/kent-genelinde-kisa-hazirlik-suruyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, kış şartları nedeniyle yıpranan ve ulaşımda sorun oluşturan kırsal mahalle yollarının yenilenmesi için çalışma başlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fen İşleri Daire Başkanlığı ekipleri tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında Araban ilçesindeki bazı kırsal mahalleleri birbirine bağlayan eski asfalt yol yeniden düzenleniyor.</p>

<p></p>

<p>Kış şartları yolları yıprattı</p>

<p></p>

<p>Gaziantep genelinde özellikle kış mevsiminde yağış ve olumsuz hava koşullarından etkilenen yollarda bakım ve yenileme çalışmaları sürdürülüyor.</p>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı ekipleri, yoğun kış şartları nedeniyle asfalt kaplamalarında bozulmalar meydana gelen güzergahlarda çalışma başlattı.</p>

<p>Çalışmalarla birlikte hem mevcut yolların kullanım ömrünün uzatılması hem de kırsal mahallelerde yaşayan vatandaşların ulaşım imkanlarının iyileştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p></p>

<p>Araban’da üç mahalleyi</p>

<p>ilgilendiren çalışma</p>

<p></p>

<p>Çalışmaların adreslerinden biri Araban ilçesi oldu. İlçeye bağlı Sarıkaya, Yaylacık ve Gökçepayam kırsal mahalleleri arasındaki eski asfalt yolda yenileme çalışması başlatıldı.</p>

<p>Söz konusu güzergahın kırsal mahallelerle ilçe merkezi arasındaki ulaşımda kullanılması nedeniyle yolun yenilenmesi bölge sakinleri açısından önem taşıyor.</p>

<p>Ekipler tarafından mevcut asfalt yüzeyinde kazıma işlemleri gerçekleştirilirken, ardından yolun yeniden düzenlenmesi ve sathi kaplama yapılması için çalışmalar devam ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Eski asfalt kazınıyor,</p>

<p>yol yeniden kaplanıyor</p>

<p></p>

<p>Fen İşleri Daire Başkanlığı ekipleri, zaman içerisinde yıpranan ve kış şartlarından olumsuz etkilenen eski asfalt kaplamayı yenilemek amacıyla güzergah üzerinde çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyor.</p>

<p>Yolun bozulmuş bölümlerinin kazınmasının ardından zeminin yeniden düzenlenmesi ve sathi kaplama çalışmalarıyla güzergahın daha kullanışlı hale getirilmesi planlanıyor.</p>

<p>Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte Sarıkaya, Yaylacık ve Gökçepayam mahalleleri arasındaki ulaşımın daha konforlu ve güvenli hale getirilmesi amaçlanıyor.</p>

<p></p>

<p>Kırsal mahallelerin ilçe</p>

<p>merkeziyle ulaşımı</p>

<p>kolaylaşacak</p>

<p></p>

<p>Yol yenileme çalışmaları, kırsal mahallelerde yaşayan vatandaşların ilçe merkezine ulaşımının kolaylaştırılması açısından da önem taşıyor.</p>

<p>Özellikle günlük yaşam, eğitim, sağlık, tarım ve ticari faaliyetler nedeniyle ilçe merkezine ulaşım sağlayan vatandaşların daha güvenli ve rahat bir güzergah kullanması hedefleniyor.</p>

<p>Yenilenen yolun bölgedeki sürücülerin ulaşım konforunu artırması ve mevcut yol şartlarından kaynaklanabilecek ulaşım sorunlarının azaltılması bekleniyor.</p>

<p></p>

<p>Vatandaşlardan</p>

<p>çalışmalara teşekkür</p>

<p></p>

<p>Bölgede sürdürülen yol yenileme çalışmalarından memnuniyet duyduklarını belirten vatandaşlar ve sürücüler, ulaşım güzergahının yenilenmesinin kendileri açısından önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p>Kış şartları nedeniyle bozulan yolun yeniden düzenlenmesinin günlük ulaşımda kolaylık sağlayacağını belirten bölge sakinleri, çalışmalardan dolayı Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’e teşekkür etti.</p>

<p>Vatandaşlar ayrıca çalışmaların yürütülmesinde görev alan Fen İşleri Daire Başkanlığı yetkilileri ve belediye personeline de teşekkürlerini iletti.</p>

<p></p>

<p>Kırsal ulaşım ağı</p>

<p>güçlendiriliyor</p>

<p></p>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında kırsal mahallelerde ulaşım altyapısının iyileştirilmesi hedefleniyor.</p>

<p>Araban ilçesindeki yol yenileme çalışmasının tamamlanmasıyla birlikte bölgedeki mahalleler arasındaki ulaşımın daha güvenli ve konforlu hale gelmesi bekleniyor.</p>

<p>Belediye ekiplerinin çalışmalarını sahada sürdürdüğü belirtilirken, bozulan asfalt yolların yenilenmesiyle kırsal bölgelerde ulaşım kalitesinin artırılması amaçlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/kent-genelinde-kisa-hazirlik-suruyor</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/09/haber/eylul/2-eylul/ekran-resmi-2026-09-01-143503.png" type="image/jpeg" length="99187"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Herkesin spor yapmasını istiyoruz’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/herkesin-spor-yapmasini-istiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/herkesin-spor-yapmasini-istiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şahinbey Belediyesi, 30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri kapsamında çeşitli spor etkinlikleri düzenledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Şahinbey Belediyesi, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 104’üncü yıldönümünü sporun birleştirici gücü ile kutladı. 30 Ağustos Zafer Bayramı etkinlikleri kapsamında farklı branşlarda düzenlenen müsabakalar, gençlerin ve vatandaşların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. YeşilVadi Millet Bahçesi’nde düzenlenen Dart Turnuvası’nın yanı sıra Akkent Spor Köyü’nde Geleneksel Okçuluk ve Masa Tenisi müsabakaları gerçekleştirildi. Etkinlikler kapsamında Mangala ve Atletizm branşlarında da yarışmalar düzenlenirken, sporcular dereceye girebilmek için kıyasıya mücadele etti.</p>

<p>Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, etkinliklerin temel amacının milli bayramın coşkusunu artırmak ve sporu toplumun her kesimine yaymak olduğunu belirterek, “30 Ağustos Zafer Bayramı’nın ülkemize ve milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. 104 yıldır milletçe aynı heyecanı duymanın gururunu yaşıyoruz. Bu güzel günleri yaşamamız için büyük emek veren başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum” dedi.</p>

<p>30 Ağustos’un Türkiye açısından büyük bir öneme sahip olduğunu belirten Başkan Mehmet Tahmazoğlu, “Biz de bugünün önemine istinaden Şahinbey Belediyesi olarak çeşitli spor etkinlikleri düzenledik. Buradaki amacımız 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı daha iyi duyurmak için farkındalık oluşturmak ve sporu geliştirmek” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>Gençlere spor desteği</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gençleri spora teşvik etmek amacıyla farklı branşlarda desteklerin sürdüğünü belirten Başkan Mehmet Tahmazoğlu, “Gençlerimizi spora teşvik etmek için bisiklet, spor ayakkabısı, eşofman, tişört, forma, basketbol, futbol ve voleybol topu dağıttık, dağıtmaya devam edeceğiz. Vatandaşlarımızın tüm spor dallarında rahatça spor yapabilmesi için spor tesisleri yaparak imkân sunmaya devam ediyoruz” diye konuştu. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/herkesin-spor-yapmasini-istiyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/eylul/1-eylul/herkesin-spor-yapmasini-istiyoruz2.jpg" type="image/jpeg" length="56054"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Arıkdere İçme Suyu Projesi 5 bin kişiye hizmet verecek!]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/arikdere-icme-suyu-projesi-5-bin-kisiye-hizmet-verecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/arikdere-icme-suyu-projesi-5-bin-kisiye-hizmet-verecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Karkamış’ta hizmete alınan ve 5 bin kişinin yararlandığı Arıkdere İçme Suyu Projesi’ni yerinde inceledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>60 milyon TL’lik yatırımla döşenen 16,5 kilometrelik hat sayesinde Fırat Nehri’nden temin edilen içme suyu, ilk etapta 7 kırsal mahalleye ulaştırıldı.</p>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından Karkamış ilçesinin kırsal mahallelerinde özellikle yaz aylarında yaşanan içme suyu sorununu kalıcı çözüme kavuşturmak amacıyla hayata geçirilen Arıkdere İçme Suyu Projesi hizmete alındı. Bu kapsamda Başkan Fatma Şahin, hizmete alınan projeyi yerinde inceleyerek çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi aldı.</p>

<p>Başkan Fatma Şahin’e incelemeleri sırasında Karkamış Kaymakamı Ferdi Akgün, AK Parti Gaziantep İl Başkanı Fatih Muhaddis Fedaioğlu, Karkamış Belediye Başkanı Mustafa Güzel ve ilgili yetkililer eşlik etti.</p>

<p></p>

<p>16,5 Kilometrelik Hatla</p>

<p>7 Mahalleye İçme</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Suyu Ulaştırıldı</p>

<p></p>

<p>Proje kapsamında Fırat Nehri’nden temin edilen içme suyunun kırsal mahallelere ulaştırılması amacıyla 250 milimetre çapında duktil borular kullanılarak 16,5 kilometrelik içme suyu hattı döşendi.</p>

<p>Toplam 60 milyon TL maliyetle tamamlanarak hizmete alınan çalışmayla Alagöz, Arıkdere, Akçaköy, Öncüler, Türkyurdu, Büyükeşme ve Küçükeşme mahallelerinde yaşanan içme suyu sorunu çözüme kavuşturuldu. Projeden 5 bin kişi yararlanıyor.</p>

<p></p>

<p>İkinci Etapta 4 Mahalle Daha</p>

<p>İçme Suyuna Kavuşacak</p>

<p></p>

<p>Projenin ikinci etap çalışmalarına da başlandı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından Çiftlik, Ayyıldız, Balaban ve Alaçalı mahallelerine de Fırat Nehri’nden içme suyu temin edilecek</p>

<p></p>

<p>Şahin: “Biz Fırat’ın</p>

<p>Çocuklarıyız”</p>

<p></p>

<p>Proje alanında konuşan Başkan Fatma Şahin, bölgenin en büyük sorunlarından birinin içme suyu olduğuna dikkati çekerek şunları söyledi:</p>

<p>“Fırat’tan suyu temin edip köylerimize ulaştırmamız gerekiyordu. Elimizde çok büyük bir hazinemiz var; Fırat. Biz Fırat’ın çocuklarıyız. Barak Ovamızda içme suyu ihtiyacının yanı sıra sulanabilir arazi oranını da artırmamız gerekiyor. Bugün içme suyu ihtiyacı bulunan bölgedeki kırsal mahallelerimizin bu ihtiyacını karşılamış olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Hali hazırda Barak Ovamızın sulama oranını artırmak adına Ankara’daki temaslarımız da sürüyor. Bu hedeflerimize ulaştığımızda halkımızın beklentisini de karşılamış olacağız. Bu bölge yeşil ekonomi. Ovamız, bölge halkının beklentilerini tam anlamıyla karşıladığımızda büyük de bir istihdam üretecek.”</p>

<p>Karkamış Kaymakamı Ferdi Akgün, bölgenin su problemini çözecek Arıkdere İçme Suyu Projesi alanında bulunduklarını dile getirerek, birçok mahallenin uzun süredir yaşadığı su sorununu Başkan Fatma Şahin öncülüğünde beraberindeki teknik heyetle sona erdirdiklerini belirtti, emeği geçenlere teşekkürlerini aktardı.</p>

<p>Karkamış Belediye Başkanı Mustafa Güzel, 5 bin nüfusu ilgilendiren su sorununun Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin öncülüğünde çözüldüğünü bildirerek emeği geçen teknik ekibe teşekkürlerini iletti. Güzel, projenin devamında su ihtiyacı olan diğer köylere de en kısa sürede ihtiyaç duydukları içme suyunu sağlayacaklarını kaydetti.</p>

<p>Arıkdere Mahalle Muhtarı Kemal İnal ile Akçaköy Mahalle Muhtarı Salman İnal da içme suyu problemini çözen projeden duydukları memnuniyeti dile getirerek, başta Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin olmak üzere emeği geçenlere teşekkür etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/arikdere-icme-suyu-projesi-5-bin-kisiye-hizmet-verecek</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/eylul/1-eylul/baskan-sahin-karkamista-5-bin-kisiye-hizmet-veren-su-yatirimini-yerinde-inceledi2.jpg" type="image/jpeg" length="79169"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ani hava değişimleri hastalığa davetiye çıkarıyor]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/ani-hava-degisimleri-hastaliga-davetiye-cikariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/ani-hava-degisimleri-hastaliga-davetiye-cikariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, yaz mevsiminden sonbahara geçiş döneminde çocukların değişen hava koşullarından daha fazla etkilenebileceğine dikkat çekerek, ailelere önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının sıcak ve güneşli günlerinin ardından eylül ayıyla birlikte hava sıcaklıklarında gün içerisinde belirgin değişiklikler yaşanabiliyor. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde serinleyen hava, çocukların günlük yaşamını ve sağlık durumunu etkileyebiliyor. Bu dönemde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları, burun akıntısı, öksürük ve boğaz şikâyetleri daha sık görülebiliyor.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, mevsim geçişlerinde çocukların hava değişimlerine karşı korunmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>Ani sıcaklık değişimlerine dikkat</p>

<p></p>

<p>Çocukların vücutlarının sıcaklık değişimlerine uyum sağlamasının yetişkinlere göre farklılık gösterebildiğini belirten Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, özellikle sabah erken saatlerde ve akşam dışarı çıkarken hava koşullarının göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, “Mevsim geçişlerinde gün içerisinde sıcaklık farkları belirgin hale gelebiliyor. Çocukların terli kıyafetlerle kalmaması, hava koşullarına uygun şekilde giydirilmesi ve özellikle sabah-akşam saatlerinde daha serin havaya karşı önlem alınması önem taşıyor.” dedi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağışıklık için düzenli</p>

<p>beslenme ve uyku önemli</p>

<p></p>

<p>Sonbahara geçiş döneminde çocukların bağışıklık sistemini desteklemek için dengeli beslenme ve yeterli uykunun önemli olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, çocukların günlük beslenme düzeninde sebze ve meyvelere, yeterli sıvı tüketimine ve protein kaynaklarına yer verilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Çocukların yaşlarına uygun ve düzenli uyku alışkanlığının da sağlık açısından önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, yaz döneminde bozulan uyku düzeninin sonbaharla birlikte yeniden düzenlenmesini önerdi.</p>

<p></p>

<p>Kapalı ortamlarda</p>

<p>havalandırmaya dikkat</p>

<p></p>

<p>Mevsim geçişlerinde çocukların daha fazla kapalı ortamlarda zaman geçirmeye başlamasıyla birlikte ortamların düzenli havalandırılmasının önem kazandığını belirten Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, özellikle kalabalık ortamlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>El hijyeninin enfeksiyonlardan korunmada en basit ve etkili yöntemlerden biri olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, çocuklara düzenli el yıkama alışkanlığının kazandırılmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p></p>

<p>Alerjisi olan çocuklar daha</p>

<p>yakından takip edilmeli</p>

<p></p>

<p>Özellikle alerjik bünyeye sahip çocuklarda mevsim değişikliklerinin bazı şikâyetleri artırabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, tekrarlayan burun akıntısı, hapşırma, öksürük, hırıltı veya nefes darlığı gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, ailelerin çocuklarında uzun süren veya tekrarlayan şikâyetler gözlemlemeleri halinde çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurmalarının önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p></p>

<p>“Her öksürük ve burun</p>

<p>akıntısı antibiyotik</p>

<p>gerektirmez”</p>

<p></p>

<p>Çocuklarda mevsim geçişlerinde görülen her öksürük ve burun akıntısının antibiyotik kullanılması gereken bir hastalık anlamına gelmediğini vurgulayan Altuncu, ilaç kullanımında mutlaka hekim değerlendirmesinin esas alınması gerektiğini belirtti.</p>

<p></p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, ailelere şu önerilerde bulundu:</p>

<p>Çocukları hava sıcaklığına uygun giydirin.</p>

<p>Terli kıyafetlerle uzun süre kalmalarına izin vermeyin.</p>

<p>Yeterli sıvı tüketmelerini sağlayın.</p>

<p>Dengeli ve çeşitli beslenmelerine özen gösterin.</p>

<p>Uyku düzenlerini mevsim değişikliğine göre yeniden oluşturun.</p>

<p>Ev ve sınıf gibi kapalı ortamları düzenli olarak havalandırın.</p>

<p>El hijyenine dikkat edin.</p>

<p>Uzun süren ateş, nefes darlığı, hırıltı veya genel durumda belirgin bozulma gibi durumlarda hekime başvurun.</p>

<p>Mevsim geçişlerinin çocuk sağlığı açısından yakından takip edilmesi gereken bir dönem olduğunu belirten Uzm. Dr. Mehmet Erkan Altuncu, küçük önlemler ve doğru alışkanlıklarla çocukların bu dönemi daha sağlıklı geçirmelerinin mümkün olduğunu ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/ani-hava-degisimleri-hastaliga-davetiye-cikariyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/eylul/1-eylul/ani-hava-degisimleri-hastaliga-davetiye-cikariyor.jpg" type="image/jpeg" length="45588"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Antibiyotik tedavisi tek başına yeterli değil’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/antibiyotik-tedavisi-tek-basina-yeterli-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/antibiyotik-tedavisi-tek-basina-yeterli-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemekten sonra balon gibi şişen bir karın, gün içinde giderek artan gaz problemi, tuvalet düzeninin bir türlü normale dönmemesi…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde pek çok kişinin günlük hayatının bir parçası haline gelen bu sorunlar  “yediklerim dokundu” veya “strestendir” düşüncesiyle önemsenmeyebiliyor. Oysa sorunun nedeni tıp literatüründe Small Intestinal Bacterial Overgrowth (SIBO) olarak adlandırılan “ince bağırsakta bakterilerin aşırı çoğalması” olabiliyor!  Toplumda görülme sıklığı tam olarak bilinmemekle birlikte sindirim şikayeti olan kişilerin yüzde 34’ünde SIBO tespit ediliyor. İrritabl bağırsak sendromu (IBS) hastalarında ise oran yüzde 52’ye yükseliyor. SIBO tedavi edilmediğinde yol açtığı emilim bozuklukları, vitamin ve mineral eksiklikleri nedeniyle yaşam kalitesini düşürebilen önemli sorunlara neden olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi’nde  fonksiyonel tıp üzerine çalışmalar yürüten Prof. Dr. Elif Öztürk,  özellikle aşırı işlenmiş gıdalar, düşük lifli ve tek tip beslenme gibi dengesiz beslenme alışkanlıklarının yanı sıra gereksiz ve uzun süreli bazı ilaçların kullanımının bağırsak mikrobiyatasını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, “Bu nedenle dengeli ve çeşitli beslenmek, gereksiz gıda kısıtlamalarından kaçınmak, özellikle mide asidini azaltan ve bağırsak hareketlerini etkileyen ilaçları uzun süre kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak çok önemlidir. Ayrıca, erken tanı için sindirim sistemi şikayetleri uzun sürdüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır” diyor. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Yemek sonrasında karnınız</p>

<p>balon gibi şişiyorsa, dikkat!</p>

<p></p>

<p>İnce bağırsaktaki bakterilerin normal değerlerin üzerine çıkması SIBO olarak tanımlanıyor. İnce bağırsakta artmış olan bu bakterilerin gıdaları fermente etmesi nedeniyle “metan, hidrojen ve bazı durumlarda hidrojen sülfür” gazları oluşabiliyor. Bunun sonucunda çeşitli klinik bulgular ortaya çıkabiliyor. SIBO’nun en tipik belirtilerinin başında, yemek sonrasında karında adeta balon görünümüne neden olan şişkinlik ve gaz geliyor. Karın ağrısı, kabızlık, bulantı, ishal, emilim bozuklukları ve buna bağlı olarak vitamin eksiklikleri ile gıda intoleransı gibi semptomlar da tabloya eşlik edebiliyor. Bunların yanı sıra cilt, genitoüriner (üreme ve böbrek, mesane gibi idrar sistemi) ile nörolojik  sistemlere ait semptomlar da görülebiliyor. Prof. Dr. Elif Öztürk, ancak şişkinliğin mutlaka SIBO’ya işaret ettiğinin düşünülmemesi gerektiğini belirterek, “Çünkü inflamatuvar bağırsak hastalıklarından laktoz intoleransına, çölyak hastalığından irritabl bağırsak sendromuna kadar pek çok hastalık benzer belirtilere neden olabilmektedir” diyor.</p>

<p></p>

<p>Belirtileri diğer hastalıklarla</p>

<p>büyük benzerlik gösteriyor</p>

<p></p>

<p>SIBO’nun en önemli özelliklerinden biri, belirtilerinin diğer sindirim sistemi sorunları veya hastalıklarıyla büyük ölçüde  benzerlik göstermesi. Örneğin dispepsi (hazımsızlık), irritabl bağırsak sendromu (IBS), inflamatuvar bağırsak hastalıkları (Crohn, ülseratif kolit), çölyak hastalığı, gıda intoleransı, pankreas yetmezliği, paraziter enfeksiyonlar, safra asidi malabsorbsiyonu (bağırsakların safra asitlerini yeterince geri emememesi)  gastroözafagial reflü gibi sağlık sorunlarıyla da benzer klinik bulgular görülebiliyor. Bu nedenle SIBO’nun tanısı gecikebiliyor ve hastalar sadece şikayetleri baskılayan tedaviler kullanmak zorunda kalabiliyor. Prof. Dr. Elif Öztürk, obezite, romatolojik hastalıklar, parkinson gibi sindirim sistemiyle ilişkili görünmeyen kronik hastalığı olan kişilerin de gaz ve kabızlık şikayetleri olduğunda mutlaka bir uzmana başvurmaları gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p></p>

<p>Tanıda endoskopik</p>

<p>inceleme önemli</p>

<p></p>

<p>Hidrojen ile metan nefes testlerinin, mikrobiyota analizlerinin ve SIBO’ya ilişkin farkındalığın gelişmesiyle birlikte hastalık günümüzde daha sık tanımlanıyor. Hastanın semptomları ve bulguları SIBO’ya işaret ediyorsa, tanıda nefes testi ya da endoskopik yöntemle alınan örnekten mikrobiyolojik incelemeyle bakteri yükü değerlendiriliyor. Tanı için en sık kullanılan yöntemlerden biri olan hidrojen ve metan testinde, hastaya şeker içeren solüsyon veriliyor ve belirli aralıklarla nefes örnekleri alınarak ortaya çıkan gazlar ölçülüyor. Bu gazların düzeylerindeki değişiklikler, ince bağırsakta mikrobiyal aşırı çoğalma konusunda yol gösterebiliyor. Prof. Dr. Elif Öztürk, ancak nefes testi daha kolay bir yöntem olsa da endoskopik incelemenin başka bir yapısal sorunun varlığını ekarte etmesi açısından önem taşıdığını anlatıyor.</p>

<p></p>

<p>Mide asidinden diyabete…</p>

<p></p>

<p>Normal şartlarda ince bağırsakta bakterilerin sayısı ve çeşitliliği belirli bir denge içinde oluyor. Ancak bazı etkenler bu dengeyi bozabiliyor ve bunun sonucunda bakterilerin ince bağırsakta normalden fazla çoğalması için uygun ortam oluşabiliyor. SIBO ile ilişkilendirilen sebeplerin başında çölyak hastalığı, Crohn hastalığı ve bağırsak hareketlerini yavaşlatan diyabet gibi durumlar geliyor. Bunun yanı sıra gastrointestinal anatomide veya safra metabolizmasında meydana gelen değişiklikler, mide asidi veya pankreas enzimi üretiminin azalması ve bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar gibi çeşitli mekanizmalar SIBO’ya yol açabiliyor. </p>

<p>Test sonucu tanıyı desteklerse hastaya, bakterilerin aşırı çoğalmasını azaltmaya yönelik antibiyotik tedavisi ve diyet öneriliyor. Bunun yanı sıra bağırsak hareketlerini etkileyen ve SIBO’ya yol açan temel hastalıkların tedavi edilmesi de büyük önem taşıyor.  Öncelikle tablonun başlamasına neden olan alışkanlıkların bırakılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Elif Öztürk,  “Ayrıca, diyet yapılmadan antibiyotik tedavisinin hiçbir anlamı olmamaktadır. Beslenme alışkanlıkları aşama aşama değiştirilmektedir. Bu konuda eğitimli diyetisyen takibi çok önemlidir. Öncelikle fermente olabilen gıdalar diyetten çıkarılmakta, ardından diyetisyen kontrolünde tekrar diyete eklenmektedir. Hastanın tedaviye uyumu çok önemlidir. Bilinçli hastayla başarı şansı artmaktadır” bilgisini veriyor.  Prof. Dr. Elif Öztürk, tedavi sonrası tekrarlamaması için SIBO’ya yol açan etkenlerden mutlaka uzak durulması gerektiğini aktarıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/antibiyotik-tedavisi-tek-basina-yeterli-degil</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/eylul/1-eylul/antibiyotik-tedavisi-tek-basina-yeterli-degil.jpg" type="image/jpeg" length="83379"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Yapı Kayıt Belgeli binalar denetlenmeli’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/yapi-kayit-belgeli-binalar-denetlenmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/yapi-kayit-belgeli-binalar-denetlenmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Burkay Güçyetmez, “İmar Barışı” kapsamında Yapı Kayıt Belgesi verilen yapıların deprem güvenliğinin tespit edilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara çağrıda bulunduklarını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Burkay Güçyetmez, “İmar Barışı” kapsamında Yapı Kayıt Belgesi verilen yapıların deprem güvenliğinin tespit edilmesi için ilgili kurum ve kuruluşlara çağrıda bulunduklarını ifade etti.</p>

<p>TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, kamuoyunda “İmar Barışı” olarak bilinen düzenleme kapsamında Yapı Kayıt Belgesi verilen yapıların deprem güvenliğinin sağlanması ve bu yapılara ilişkin bilgilerin şeffaf hale getirilmesi amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına 27 Ağustos 2026 tarihinde başvuruda bulundu.</p>

<p>İMO Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Burkay Güçyetmez, Bakanlığa yapılan başvurunun ayrıntılarını kamuoyu ile paylaştı.</p>

<p>2018 yılında 3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen Geçici 16. madde kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılara herhangi bir teknik inceleme ve denetim yapılmadan, yapı sahibinin beyanına göre Yapı Kayıt Belgesi düzenlendiği hatırlatan İMO Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Güçyetmez, “Anayasa Mahkemesi, 23 Temmuz 2024 tarihli kararıyla, Yapı Kayıt Belgesi verilen yapıların deprem güvenliğine ilişkin denetim sorumluluğunun idarenin üzerinden kaldırılamayacağını hükme bağlamıştı. Kararla birlikte devletin yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüğünün ve yapıların denetlenmesine ilişkin idari sorumluluğunun devam ettiği vurgulandı. Ancak aradan geçen süreye rağmen İmar Barışı kapsamında Yapı Kayıt Belgesi verilen binaların depremlere karşı ne kadar dayanıklı olup olmadığı ile ilgili bir çalışma yapılmadı” dedi.</p>

<p>Güçyetmez, Yapı Kayıt Belgesi verilen binaların durumuyla ilgili yaptığı açıklamada, şöyle devam etti:</p>

<p>Ülkemiz dünyanın en önemli deprem kuşaklarından biri üzerinde bulunmakta olup, yüz ölçümümüzün %66’sı en tehlikeli alanda, %96’sı ise yıkıcı depremler üretebilecek nitelikte alanlarda yer almaktadır. 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinden, son olarak en ağır yıkımı yaşadığımız 6 Şubat 2023 Maraş depremlerine kadar geçen süreç, topraklarımızın ve nüfusumuzun büyük bir bölümünün afet tehlikesi altında olduğunu acı bir şekilde defalarca göstermiştir.</p>

<p>1999 depremlerinden sonra denetim ve uygulamadaki yetersizlikler görülerek 2001 yılında Yapı Denetim Kanunu, ardından güncel deprem yönetmelikleri yürürlüğe konulmuş; yapı güvenliğini artırıcı önemli tedbirler alınmıştır. Ancak, plansız şehirleşme ve kayıt dışı yapılaşma ülkemizin temel bir sorunu olmaya devam etmiştir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik ve denetim mekanizmalarının yetersizliği bu sorunu beslerken, yıkım ve yaptırımların siyasi nedenlerle uygulanmaması tabloyu daha da ağırlaştırmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yaklaşımın en vahim sonuçlarından biri olarak, 2018 yılında yürürlüğe giren Geçici 16. madde kapsamındaki "İmar Barışı" ile ruhsatsız veya projeye aykırı yapılar için hiçbir teknik inceleme yapılmaksızın "Yapı Kayıt Belgesi" düzenlenmiştir. Yasada sorumluluk mülk sahibine bırakılarak idarenin denetim yükümlülüğü göz ardı edilmiş olsa da, Anayasa Mahkemesinin 23 Temmuz 2024 ve 3 Aralık 2024 tarihli kararları ile devletin yurttaşların yaşam hakkını koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünün kanunla ortadan kaldırılamayacağı açıkça hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Bugün gelinen noktada, yapı kayıt belgeli binaların birçoğu el değiştirmiş olup, tapu kütüğüne işlenmeyen bu belgeler nedeniyle yeni alıcılar binaların olası deprem risklerinden habersiz durumdadır. Gaziantep özelinde ise toplam konut stoku içerisindeki yapı kayıt belgesi düzenlenmiş yapı stoku oranı açısından Türkiye genelinde ilk 10 il arasında yer alması da şehrimiz açısından ayrıca düşündürücüdür.</p>

<p>İMO Merkezimiz Gönderdiği Yazıyla; Olası bir depremde telafisi mümkün olmayan can ve mal kayıplarının önüne geçilmesi amacıyla Bakanlıktan Yapı Kayıt Belgeli tüm yapıların ve bağımsız bölümlerin bilgilerinin TAKBİS’e entegre edilmesini ve tapu işlemleri sırasında alıcıların bu durumu açıkça görebilmesini sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını talep etti. Ayrıca Yapı Kayıt Belgeli tüm yapıların deprem performans analizlerinin yapılmasını, riskli olduğu belirlenen binalar için tahliye, güçlendirme veya yıkım süreçlerinin gecikmeksizin başlatılmasını ve bu yapıların idarenin denetim ve gözetim sorumluluğu altında olduğunun tüm kurumlara bildirilmesini talep etti.” </p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/yapi-kayit-belgeli-binalar-denetlenmeli</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/29-agustos/yapi-kayit-belgeli-binalar-denetlenmeli2.jpg" type="image/jpeg" length="75461"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuğunuzdaki kronik kabızlık ekran bağımlılığından kaynaklanıyor]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzün teknolojik olanaklarıyla büyüyen çocuklar gün içinde uzun süre ekran maruziyetiyle karşı karşıya kalıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu maruziyet süresi çocuklarda psikolojik sorunların yanında fiziksel problemlere de neden olabiliyor. Günde ortalama 4-8 saat ekran karşısında kalan çocuklarda boyun düzleşmesi, erken dönem omurga sorunları ve kronik kabızlık riski kat kat artabiliyor. Ülkemizde yapılan saha araştırmalarına göre çocukların günlük ortalama ekran süresi 4-7 saat, ergenlerde ise 6-8 saate kadar çıkabiliyor. Bu süreler, uluslararası rehberlerde önerilen limitlerin oldukça üzerinde seyrediyor. Bu nedenle çocukların büyüme döneminde alınan önlemler, kalıcı hasar riskini önemli ölçüde azaltabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Soner Demiral, çocuklarda ekran bağımlılığının olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Telefona bakanken</p>

<p>omurgaya 27 kilo</p>

<p>fazla yük biniyor</p>

<p></p>

<p>Biyomekanik araştırmalar, telefon veya tablet ekranına bakarken başın 60 derece öne eğilmesinin servikal omurgaya yaklaşık 27 kilogramlık ek yük bindirdiğini ortaya koymaktadır. New York Omurga Cerrahisi Araştırmaları’nın çalışmasına göre, bu pozisyon gelişmekte olan çocuk omurgasında ciddi bir baskı yaratır. Çocukların ve ergenlerin günde ortalama 5-7 saatini bu duruşta geçirdiği düşünüldüğünde, servikal omurga yılda 1.400 saatten fazla anormal yüke maruz kalır. Sonuç olarak doğal boyun eğriliği kaybolarak düzleşmeye, erken dönem boyun fıtıklarına ve kronik kas spazmlarına yol açar. Bugün hareketsiz bırakılan çocukların bu durumun bedelini ilerleyen yıllarda ödemesinden endişe edilmektedir.  Bu tablo, literatürde “text neck” (metin boyun) veya “tech neck” sendromu olarak tanımlanır. Uzun süreli öne eğik duruş, omur eklemleri, bağlar ve kaslarda dejeneratif değişikliklere zemin hazırlayabilir.</p>

<p></p>

<p>Ekran bağımlılığı her</p>

<p>4 çocuktan birinde kronik</p>

<p>kabızlığa neden oluyor</p>

<p></p>

<p>Ekran bağımlılığının etkileri omurga ile sınırlı kalmamaktadır. Uzmanlar çocuklarda kabızlık oranının normalde yüzde 3-5 bandında olduğunu, ancak dijital bağımlılık ve özellikle tuvalete telefonla girme alışkanlığı nedeniyle bu oranın yüzde 25’e (her 4 çocuktan biri) yükseldiğini belirtmektedir. Tuvalette ekrana odaklanmak, dışkılama refleksini baskılayarak kronik kabızlık ve enfeksiyon riskini artırmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Ekran bağımlılığı miyopi</p>

<p>ve obezite riskini de artırıyor</p>

<p></p>

<p>Uzun süreli ekran kullanımı göz sağlığını da tehdit eder. Miyopi görülme sıklığında artış, göz kuruluğu, yanma ve dijital göz yorgunluğu sık görülür. Hareketsizlik nedeniyle obezite riski artarken, mavi ışığın melatonin baskılaması uyku düzenini bozar.</p>

<p></p>

<p>Çocuklarınızı ekran</p>

<p>bağımlılığından korumak</p>

<p>için spor ve sanatı sevdirin</p>

<p></p>

<p>Dijital teknolojilerin günlük yaşamın ayrılmaz parçası haline geldiği günümüzde, çocukların fiziksel sağlığını korumak ebeveynlerin, eğitimcilerin ve sağlık profesyonellerinin ortak sorumluluğundadır. Bu konuda bazı önemli öneriler şöyle sıralanmaktadır.</p>

<p>20-20-20 kuralı uygulanmalı: Her 20 dakikada 20 saniye boyunca 6 metre uzağa bakılmalı ve postür düzeltilmelidir.</p>

<p>Cihazlar göz hizasında tutulmalı; boyun eğilmesi en aza indirilmelidir.</p>

<p>Tuvalete telefon alınmamalıdır.</p>

<p>Günlük en az 60 dakika orta-yüksek şiddette fiziksel aktivite (açık hava oyunları, spor) mutlaka sağlanmalıdır.</p>

<p>Ailece ekransız zaman dilimleri oluşturulmalı; ebeveynler rol model olmalıdır.</p>

<p>Boyun-sırt ağrısı, kronik kabızlık veya baş ağrısı gibi şikayetlerde erken dönemde uzman kontrolü yaptırılmalıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/28-agustos/cocugunuzdaki-kronik-kabizlik-ekran-bagimliligindan-kaynaklaniyor.jpg" type="image/jpeg" length="47624"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Oto kaplama sektöründe başarılı olmak istiyorum’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/oto-kaplama-sektorunde-basarili-olmak-istiyorum</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/oto-kaplama-sektorunde-basarili-olmak-istiyorum" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep'te kadın personelin az olduğu oto kaplama ve araç bakım sektöründe sekreter olarak işe başlayan Sevgi Köse, "yapamazsın" diyenlere inat kendi işinin patronu oldu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep'te yaşayan 26 yaşındaki Sevgi Köse, yaklaşık 6 yıl önce araç bakımı ve kaplama sektöründe çalışmaya başladı. Mesleğe ilk olarak aynı sektörde faaliyet gösteren bir firmada sekreter olarak başlayan Köse, zamanla ustalara yardım ederek işi öğrenmeye başladı. Çeşitli eğitimlere katılarak kendisini geliştiren Köse, kısa sürede mesleğin inceliklerini öğrenerek "yapamazsın" diyenlere rağmen pes etmeyerek kendi iş yerini açtı. İşini severek ve özenle yapan genç girişimci, zamanla müşterilerinin güvenini kazanarak sektörde kendisine yer edindi. Araç bakımı, boya, göçük onarımı, araç kaplama gibi birçok alanda hizmet veren Köse, başarısını 2025 yılında İstanbul TÜYAP'ta düzenlenen yarışmada Türkiye birinciliği elde ederek taçlandırdı. Yarışmadaki başarısının ardından profesyonel eğitim almak isteyen birçok kişi Köse'nin iş yerine gelerek eğitim almaya başladı. Oto kaplama işini öğrenmek isteyenlere eğitim veren genç girişimci, Oto kaplamanın zorlu ve dikkat gerektiren bir meslek olduğunu belirterek kadınların da bu sektörde başarılı olabileceğini gösterdi.</p>

<p></p>

<p>"İşi seven ve tutkuyla</p>

<p>yapan başarılı olur"</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Oto kaplama sektöründe kadınların da başarılı olabileceğini belirten Sevgi Köse, "Gaziantep'te yaşıyorum. 6 senedir araç bakımı ve kaplama sektöründeyim. 6 senedir profesyonel olarak kendi dükkanımı işletiyorum. Daha öncesinde aynı işi yapan bir firmada sadece sekreter olarak başladım. Daha sonrasında oradaki ustalara yardım ederken kendimi geliştirdim. İş ile ilgili eğitimlere gittim ve usta oldum. İşimi tutkuyla yapıyorum ve gün geçtikçe sektörde kendimi geliştirmek adına farklı alanlarda eğitimlere katılıyorum" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Sektörde kabul</p>

<p>görmememize</p>

<p>rağmen devam ettim"</p>

<p></p>

<p>Sektörün erkeklerin yoğunlukta olduğu bir alan olduğunu ifade eden Köse, "İlk başlarda hem erkekler tarafından hem de kadınlar tarafından bir süre kabul görmememize rağmen devam ettim. Böyle bir sektörde barınmak ilk başlarda zor oldu. Ama daha sonrasında insanlar yaptığınız işin ne kadar iyi olduğunu, dürüst olduğunuzu ve işinizi severek yaptığınızı görünce tereddüt etmeden araçlarını getirip bırakıyorlar" şeklinde konuştu.</p>

<p>2025 yılında İstanbul TÜYAP'ta düzenlenen yarışmada Türkiye birincisi olduğunu belirten Köse, "Burada araç bakımıyla ilgili her şeyi yapıyoruz. Araç boyası, göçük onarımı, kaporta boya, PPF kaplama, cam filmi, araç renk değişimi, sigara yanık tamiri, araç içi revizyon gibi çok işleri yapıyoruz. 2025 yılında İstanbul TÜYAP'ta, Türkiye genelinde düzenlenen bir yarışmada Türkiye birincisi oldum. O birincilikten sonra profesyonel eğitim almak isteyen arkadaşlar buraya öğrenci olarak gelip bizimle 1-2 ay vakit geçirip sertifikalarını alıp gittiler. Türkiye'nin birçok yerine usta yetiştirdim" ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>"Kadınların bu sektörde</p>

<p>başarılı olacağına</p>

<p>inanıyorum"</p>

<p></p>

<p>Kadınların sektörde daha fazla yer alması gerektiğini vurgulayan Köse, "Bence yapılan işin cinsiyeti yoktur. Kadın veya erkek fark etmez. Bir işi seven, gerçekten tutkuyla yapan kişi başarılı olur. Kadınlar da bu sektörde kesinlikle bulunmalı. Çünkü detaylar kadınlar için daha önemli. Bu iş detay gerektiren bir iş olduğu için kadınların da bu sektörde başarılı olacağına inanıyorum" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/oto-kaplama-sektorunde-basarili-olmak-istiyorum</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/28-agustos/ekran-resmi-2026-08-27-143751.png" type="image/jpeg" length="33413"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Hareketsiz yaşamdan kaçının!’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/hareketsiz-yasamdan-kacinin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/hareketsiz-yasamdan-kacinin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarının uzun, aydınlık günleri yavaş yavaş geride kalırken pek çoğumuzun aklında aynı soru beliriyor: Sonbahara nasıl daha enerjik, daha fit ve daha iyi hissederek girebiliriz?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, bunun cevabının çok büyük değişikliklerde değil, günlük yaşamda yapılacak küçük ama sürdürülebilir dokunuşlarda saklı olduğunu belirterek “Tatiller, uzun sofralar, dondurmalar, tatlılar   ve düzensizleşen rutinler derken yaz boyunca yaşam düzenimiz biraz esnedi. Ama yazı uğurlarken, sonbahara fit, enerjik ve iyi hissederek girmek için yaşam düzenimizi yeniden dengelemek yeterli. Çünkü sonbahara fit girmek, birkaç haftada mucizevi bir değişim yaratmak değil; kendimize yeniden iyi bakmaya başlamak demektir” diyor.  Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz, sonbahara girerken hem bedenimizi hem de günlük rutinimizi yeniden dengelemenin 7 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>

<p></p>

<p>Beslenme düzeninizi toparlayın</p>

<p></p>

<p>Yaz boyunca değişen öğün saatlerinizi yeniden düzene koyun. Her öğünde protein, sebze ve kaliteli karbonhidratlara yer verin; aşırı kısıtlayıcı diyetler yerine sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturun. Tabağın merkezine önce protein kaynağını (yumurta, tavuk, balık gibi) yerleştirerek, ardından sebze ve uygun miktarda kompleks karbonhidratı (bulgur, tahıllı ekmek, yulaf gibi) ekleyin. Böylece daha dengeli ve uzun süre tok tutan bir öğün oluşturabilirsiniz.</p>

<p></p>

<p>Su tüketiminizi artırın</p>

<p></p>

<p>Kilo verme sürecinde yeterli su tüketimine mutlaka özen gösterin, her sabah güne bir bardak su içerek başlayın. Su, tokluk hissinin desteklenmesine ve gün içinde gereksiz atıştırmalıkların azaltılmasına yardımcı olabilir. Çünkü susuzluk bazen, açlık hissiyle karıştırılabildiğinden, öğün aralarında yaşanan her açlık hissinde doğrudan atıştırmalıklar tüketilebiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her gün en azından yürüyüş için zaman ayırın. Her gün yürüyüş yapmak, merdiven kullanmak ve uzun süre oturmaya kısa hareket molaları vermek gibi küçük adımlarla hareketi günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirin. Haftada birkaç gün kuvvet egzersizi eklemek ise kas kütlesini korumaya yardımcı olur.</p>

<p></p>

<p>Uyku düzeninizi yeniden oluşturun</p>

<p></p>

<p>Geç saatlere kayan yaz rutininden çıkıp düzenli uyku saatlerine dönün. Yeterli ve kaliteli uyku, hem enerji seviyemiz hem de kilo verme sürecinde iştah kontrolümüz için önem taşır. Uykusuz kalmak gün içinde daha fazla yeme isteğine ve özellikle yüksek kalorili yiyeceklere yönelmeye neden olabilir. Bu nedenle beslenme ve egzersizin yanı sıra uyku düzenine de dikkat edin.</p>

<p></p>

<p>Şeker ve işlenmiş gıdaları azaltın</p>

<p></p>

<p>Yazın vazgeçilmezi olan tatlı, dondurma ve atıştırmalıkları tamamen yasaklamak yerine tüketim sıklığını ve porsiyonları azaltın. Daha fazla sebze, meyve, kuruyemiş ve besin değeri yüksek, daha az işlenmiş seçeneklere yönelerek günlük enerji alımınızı dengelemeye çalışın. Ancak bu besinlerin tüketiminde de aşırıya kaçmayın.</p>

<p></p>

<p>Küçük hedefler belirleyin</p>

<p></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Sıla Bilgili Tokgöz küçük hedeflerin kilo vermede büyük önem taşıdığını belirterek şöyle diyor: “Bir ayda çok kilo vereceğim” yerine “Her gün hareket edeceğim”, “Akşamları daha hafif besleneceğim” gibi ulaşılabilir hedefler koyun. Küçük ve uygulanabilir adımlar, kalıcı sonuçların temelidir. Beslenme ve hareket alışkanlıklarının kalıcı hale gelmesini kolaylaştırarak kilo verme sürecinin sürdürülebilir olmasına yardımcı olur.”</p>

<p></p>

<p>Tartıdan çok iyi</p>

<p>hissetmeye odaklanın</p>

<p></p>

<p>Kilo verme sürecinde sadece tartıdaki rakama odaklanmayın. Fit olmak yalnızca kilo vermek değildir. Düzenli beslenme ve hareketle birlikte yağ oranındaki değişim, vücut kompozisyonundaki iyileşme ve fiziksel kapasitenin artması da sağlıklı ilerlemenin göstergeleridir. Bu nedenle hedefinizi yalnızca hızlı kilo vermek değil, verdiğiniz kiloyu koruyabileceğiniz sürdürülebilir alışkanlıklar kazanmak üzerine kurun. Daha enerjik, daha güçlü, daha hareketli ve bedenimizle daha barışık hissetmek asıl hedefimiz olsun.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/hareketsiz-yasamdan-kacinin</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/27-agustos/hareketsiz-yasamdan-kacinin.jpg" type="image/jpeg" length="64966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hayvanlar buzlu kokteyl ile serinliyor]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/hayvanlar-buzlu-kokteyl-ile-serinliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/hayvanlar-buzlu-kokteyl-ile-serinliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep'te Doğal Yaşam Parkı'nda sıcaktan bunalan hayvanlar buzlu meyve ve et kokteylleri ile serinletiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye genelinde en sıcak günler yaşanırken Gaziantep'te de hava sıcaklığı 40 derecenin üzerine çıktı. Türkiye'nin yüzölçümü ve barındırdığı tür sayısı bakımından en büyük, Avrupa'nın üçüncü ve dünyanın dördüncü büyük hayvanat bahçesi olan Gaziantep Doğal Yaşam Parkı'nda ise yaz sıcaklarına karşı çalışmalar sürüyor. Sıcak havalardan olumsuz etkilenen hayvanların serinlemesi amacıyla yırtıcı hayvanlar kategorisinde yer alan kaplan, aslan ve ayıların bulunduğu barınaklarda kışın ısınmaları sağlanırken, yazın kavurucu sıcaklarından ise serinlemeleri için havuzlar bulunuyor. Ayılar için özel hazırlanmış kokteyl içerisinde dondurulmuş mevsim meyveler verilirken, aslan ve kaplanlara ise buzlu etler verilerek serinlemeleri sağlanıyor. Diğer yandan filler, zebralar ve develer ise kurulan fıskiyeler ile veya hortumla günün belirli saatlerinde ıslatılarak serinletiliyor. O anlar ise ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.</p>

<p></p>

<p>"Hayvanları Serin tutacak</p>

<p>kokteyllerle besliyoruz"</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Doğal Hayatı Koruma Daire Başkanı Celal Özsöyler, aşırı sıcaklardan etkilenen hayvanları buzlu kokteyllerle serinlettiklerini söyleyerek, "Burası Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Doğal Yaşam Parkımız. Türkiye'nin en büyük Avrupa'nın üçüncü dünyanın da dördüncü doğal yaşam parkı. Havaların Gaziantep'te ve ülke genelinde sıcak gitmesi sebebiyle de hayvanların serinlemeleri için özel havuzlar dizayn etmiş durumdayız. Hayvanlar sıcak havalarda havuzlara gidiyorlar. Bunun yanında serinlemeleri için ayılara meyve kokteyleri, aslanlara kaplanlara, jaguar gibi ve sırtlanlar gibi hayvanlara da buzlu et kokteyleri veriyoruz. Bu etleri, tavuk etlerini özellikle derin dondurucuda dondurduktan sonra serinlemeleri için serinleme havuzlarına atıyoruz. Orada hayvanları yiyerek serinliyorlar. Ayılar da aynı zamanda meyve kokteylerine havuzlarına atıyoruz. Bunun içerisinde mevsimsel olarak karpuz, kavun, şeftali ve kiraz gibi meyveler yer alıyor. Hem yiyorlar hem de serinliyorlar" dedi.</p>

<p></p>

<p>"Yıl sonuna kadar 6 milyon</p>

<p>kişiyi hedefliyoruz"</p>

<p></p>

<p>Ziyaretçi akınına uğradıklarını ve yıl sonu ziyaretçi hedeflerinin 6 milyon olduğunu aktaran Özsöyler, "Doğal Yaşam Parkımızı ilk sekiz ayda 4 milyon 350 bin kişi ziyaret etti. Bu yılın sonuna kadar 6 milyon kişiyi hedefliyoruz. Özellikle çevre illerden çok fazla ziyaretçi geliyor. Gaziantep Hayvanat Bahçesi'ni görmek için. Bu Gaziantep'in ekonomisine de büyük katkıda bulunuyor. İnsanlar Gaziantep Hayvanat Bahçesi'ne geldikten sonra da şehirde alışveriş yapıyorlar. Marketten alışveriş yapıyor, yemek yiyor. Bu da Gaziantep'in ekonomisine büyük katkıda bulunmuş oluyor" şeklinde konuştu.</p>

<p></p>

<p>"İlk defa buzlu kokteyl ile</p>

<p>hayvan serinletilirken gördüm"</p>

<p></p>

<p>Defalarca geldiği Doğal Yaşam Parkında ilk kez hayvanları serinletilirken gördüğünü söyleyen Muhammed Rıdvan Karakan, "Çocuklarımı gezdirmeye geldim. Biraz sıcak ama eğleniyoruz. Burada ilk olarak balık bölgesine geçtik. Sonra maymunlara baktık. Şimdi de buradan aşağı doğru gidiyoruz. Valla oğlumla ilk gelişim. Kızımla ise 20 defa geldik. O hayvan delisi biraz. O yüzden hayvan almak için evi de değiştirebiliriz. Öyle bir durumumuz var. İlk defa buzlu kokteyl ile hayvan serinletilirken gördüm. Gerçekten çok mutlu görünüyorlar. Ben tahmin etmiyordum ayıların böyle buzlu meyve yiyeceğini ama hakikaten keyifli görünüyorlar" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/hayvanlar-buzlu-kokteyl-ile-serinliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/27-agustos/ekran-resmi-2026-08-26-140011.png" type="image/jpeg" length="50133"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘40 yaş üstü gebelikler artıyor’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/40-yas-ustu-gebelikler-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/40-yas-ustu-gebelikler-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son yıllarda kadınların eğitim, kariyer ve sosyal yaşam gibi nedenlerle annelik planlarını daha ileri yaşlara ertelemesiyle birlikte 40 yaş ve üzerindeki gebelikler de daha fazla gündeme geliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, ileri yaş gebeliklerinde anne ve bebeğin sağlığı açısından gebelik öncesi değerlendirme ve düzenli takiplerin önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, 40 yaş ve üzerindeki gebeliklerin günümüzde daha sık görüldüğünü belirterek, ileri yaşta gebelik planlayan kadınların gebelik öncesinde doktor kontrolünden geçmesinin önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p></p>

<p>“40 yaş gebelik için kesin</p>

<p>bir engel değildir”</p>

<p></p>

<p>İleri yaşın tek başına gebeliğe engel olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, “Günümüzde kadınlar çeşitli nedenlerle anne olmayı daha ileri yaşlara bırakabiliyor. 40 yaş ve üzerinde sağlıklı bir gebelik ve doğum mümkündür. Ancak yaş ilerledikçe bazı gebelik risklerinin artabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle gebelik planlayan kadınların önceden değerlendirilmesi ve gebelik sürecinin yakından takip edilmesi önem taşır” dedi.</p>

<p></p>

<p>“Gebelik öncesi değerlendirme</p>

<p>büyük önem taşıyor”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>40 yaş ve üzerindeki gebeliklerde anne adayının genel sağlık durumunun değerlendirilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, gebelik öncesinde mevcut hastalıkların ve kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, “Gebelik öncesinde tansiyon, kan şekeri, tiroit fonksiyonları ve genel sağlık durumu değerlendirilmelidir. Anne adayının kullandığı ilaçlar varsa bunların gebelik açısından uygunluğu da doktor tarafından ele alınmalıdır. Ayrıca gebelik öncesi dönemde folik asit kullanımı konusunda da hekim önerisi alınmalıdır” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“Riskler yaşla birlikte artabiliyor”</p>

<p></p>

<p>İleri anne yaşında gebelikte bazı risklerin daha sık görülebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, özellikle gebelik şekeri, gebelikte yüksek tansiyon ve kromozomal anomaliler açısından değerlendirme ve taramaların önem kazandığını kaydetti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, “40 yaş ve üzerindeki gebeliklerde gebelik şekeri ve hipertansif gebelik hastalıkları açısından daha dikkatli olunması gerekebilir. Bunun yanı sıra bebeğin kromozomal özellikleriyle ilgili bazı riskler de anne yaşıyla birlikte artabilir. Bu nedenle uygun tarama testlerinin zamanında yapılması önemlidir” diye konuştu.</p>

<p></p>

<p>“Düzenli takip sağlıklı</p>

<p>gebelik için önemli”</p>

<p></p>

<p>İleri yaş gebeliklerinde düzenli doktor kontrollerinin anne ve bebeğin sağlık durumunun takip edilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, anne adaylarının gebelik sürecinde kendilerine önerilen kontrolleri aksatmaması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, “40 yaş ve üzerindeki anne adaylarının gebeliklerini daha bilinçli ve planlı şekilde sürdürmeleri gerekiyor. Yaş tek başına gebeliğin olumsuz sonuçlanacağı anlamına gelmez. Önemli olan gebelik öncesinde doğru değerlendirme yapılması ve gebelik boyunca anne ile bebeğin sağlık durumunun düzenli olarak takip edilmesidir” dedi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, 40 yaş ve üzerinde gebelik planlayan kadınların herhangi bir endişe yaşamaları halinde gebelik öncesi dönemde kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalarının sağlıklı bir gebelik süreci açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/40-yas-ustu-gebelikler-artiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/26-agustos/40-yas-ustu-gebelikler-artiyor.jpg" type="image/jpeg" length="41649"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Beyni gereksiz bilgilerden arındırın’]]></title>
      <link>https://gaziantepilkhaber.com/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://gaziantepilkhaber.com/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anahtarınızı nereye koyduğunuzu unutuyor, bir odaya girince neden orada olduğunuzu hatırlayamıyor ya da yıllar önce yaşadığınız bir olayı tüm ayrıntılarıyla anımsarken dün tanıştığınız kişinin adını çıkaramıyor musunuz?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu durum çoğu zaman endişe yaratsa da uzmanlara göre unutkanlık her zaman hastalık belirtisi değil. Aksine, beynin gereksiz bilgileri ayıklaması, önemli anıları koruması ve yeni bilgileri öğrenebilmesi için “unutma” mekanizmasına ihtiyacı var.</p>

<p>Peki, beyin bazen neden gerçekten gereksiz görünen bilgileri ya da yıllarca etkisinden çıkamadığımız travmatik anıları da saklıyor? Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt'a göre bunun temel nedenlerinden biri, beynin sık tekrar edilen ve duygusal açıdan önem taşıyan bilgileri daha güçlü biçimde pekiştirmesi. Bir düşünce, bir endişe ya da olumsuz bir deneyim zihinde ne kadar sık tekrar edilirse, ilgili sinir ağları da o kadar sık etkinleşiyor. Özellikle bu tekrarlar güçlü duygularla birlikte olduğunda, beyin bu bilgileri öncelikli olarak işlemeye eğilim gösteriyor ve anılar daha kalıcı hale gelebiliyor. Bu nedenle travmatik yaşantılar ya da sürekli zihni meşgul eden olumsuz düşünceler zaman içinde tamamen ortadan kalkmak yerine daha kolay hatırlanabiliyor ve uygun ipuçlarıyla yeniden tetiklenebiliyor. Yani bazen önemsiz görünen ayrıntılar aklımızda kalırken, gerçekten öğrenmek istediğimiz bilgileri kolayca unutabiliyoruz. Prof. Dr. Murat Kurt, beynin gereksiz yükünü hafifletmeye ve hafızayı daha verimli kullanmaya yardımcı olacak önemli öneriler paylaşıyor…</p>

<p>Beynin bilgiyi kalıcı hale getirmesinin, sadece kaç kez karşılaşıldığına değil, o bilgiye ne kadar dikkat edildiğine ve derinlikle işlendiğine bağlı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Murat Kurt, dijital ortamda defalarca karşılaştığımız içeriklerin çoğunun aslında hafızada kalıcı bir iz bırakmadığını vurguluyor. Prof. Dr. Murat Kurt, “Tekrar, özellikle dikkat ve anlamlı işlemeyle birlikte olduğunda bellek izini güçlendirir. Buna karşılık, dijital ortamda hızla tüketilen içerikler çoğu zaman yüzeysel düzeyde işlendiği için aynı etkiyi oluşturmaz. Çünkü kaydırarak tükettiğimiz her ekran, beynin bilgiyi derinlemesine işlemesini gerektirecek koşulları oluşturmaz; tam tersine, çoğu içerik yüzeysel bir dikkat düzeyinde işlenip hızla yerini bir sonrakine bırakır. Dolayısıyla zihni bu tür yüzeysel tekrarlarla doldurmak, hafızayı güçlendirmek yerine gereksiz bilişsel yükü artırarak asıl önemli bilgilerin etkili biçimde işlenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle gereksiz bilişsel yükü azaltacak alışkanlıklar geliştirmek büyük önem taşıyor” diyor…</p>

<p></p>

<p>Unutmak Beynin Hatası Değil,</p>

<p>En Önemli Becerilerinden Biri</p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Günümüzde dijital dünyanın sunduğu sınırsız bilgi akışı, sürekli bildirimler, stres, düzensiz uyku ve çoklu görev yapma alışkanlığı hafızamızı her zamankinden daha fazla zorluyor. Ekranda kaydırdığımız her içerik saniyeler içinde bir sonrakiyle yer değiştiriyor; birçok içerik derinlemesine işlenemeden yerini bir sonrakine bırakıyor. Eskiden zihnin dış uyaranlardan uzak kalabildiği kısa dinlenme anları daha fazlaydı. Şimdi ise yürürken, beklerken, yemek yerken bile telefon ekranına bakıyoruz. Sürekli uyaranlara maruz kalmak, beynin önemli bilgileri derinlemesine işlemesini ve dikkatin yeniden düzenlenmesini zorlaştırabiliyor” şeklinde konuşuyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Kurt, hafızanın sanılanın aksine kusursuz çalışan bir kayıt cihazı olmadığını belirterek şu değerlendirmede bulunuyor: “İnsan beyni her gün milyonlarca uyaranla karşılaşıyor. Eğer bunların tamamını aynı ayrıntıyla saklasaydık, yeni bilgi öğrenmek ve doğru karar vermek çok daha zor olurdu; çünkü zihin, gerçekten önemli olanı bulmak için sürekli gereksiz ayrıntılar arasında kaybolurdu. Bu yüzden beynimiz, önemli gördüğü bilgileri güçlendirirken ihtiyaç duyulmayan ayrıntıları eleme eğilimindedir. Dolayısıyla unutmak, çoğu zaman bozuk değil, tam tersine sağlıklı çalışan bir hafızanın doğal ve gerekli bir sonucudur.”</p>

<p>“Beyin bir depo değil, bir editördür” diyen Prof. Dr. Murat Kurt’a göre hafıza yalnızca bilgiyi depolamıyor; dikkat, duygu, anlam ve tekrar gibi birçok faktörün etkisiyle sürekli olarak yeniden düzenleniyor, hatta her hatırlama anında bir bakıma yeniden yazılıyor. Bu nedenle güçlü bir hafıza kadar, “doğru bilgiyi tutup gereksizini bırakabilme” becerisi de bilişsel sağlığın önemli bir parçası olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Kurt, bu doğal unutmanın, örneğin travma sonrası hafıza kaybı ya da demans gibi durumlarda görülen patolojik unutmadan farklı olduğunun da altını çiziyor: “Burada bahsettiğimiz, beynin günlük işleyişinde kendiliğinden gerçekleşen, işlevsel bir süzme mekanizması. Hastalığa bağlı hafıza kayıplarıyla karıştırılmamalı.”</p>

<p></p>

<p>Neden Odaya Girince Ne</p>

<p>Yapacağımızı Unutuyoruz?</p>

<p></p>

<p>Hemen herkesin zaman zaman yaşadığı bu durumun bilimsel bir açıklaması var. Psikoloji literatüründe “kapı eşiği etkisi” (doorway effect) olarak bilinen bu olgu, bir ortamdan diğerine geçildiğinde beynin içinde bulunduğu bağlamı güncellemesiyle ilişkilendiriliyor. Yeni bir ortama geçildiğinde, o sırada çalışma belleğinde tutulan bilgi dikkatin odağından çıkabiliyor ve ne yapmak için odaya girdiğimizi kısa süreliğine unutabiliyoruz. İlginç olan şu ki, bu etki tek başına, herhangi bir dikkat dağıtıcı olmadan bile ortaya çıkabiliyor. Sadece bir kapıdan geçmek bile beynin adeta “sayfayı çevirmiş” gibi yeni bağlama odaklanmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Kurt, yoğun çalışma temposu, sık dikkat bölünmesi ve aynı anda birçok işle ilgilenme alışkanlığının bu tür unutkanlıkları daha sık yaşanır hale getirebildiğini belirterek şöyle diyor: “Sorun çoğu zaman hafızada değil, dikkattedir. Bir işi düşünürken telefon bildirimi geliyor, ardından başka biriyle konuşuyoruz, sonra başka bir odaya geçiyoruz. Dikkat sürekli bölündüğünde, çalışma belleğinde tutulan bilgiye erişmek zorlaşabiliyor. Bu nedenle ne yapmak için odaya girdiğimizi birkaç saniyeliğine unutabiliyoruz. Çoğu zaman birkaç saniye durup yeniden odaklandığımızda ya da bulunduğumuz bağlamı hatırlatan bir ipucu gördüğümüzde bilgi tekrar aklımıza geliyor”…</p>

<p></p>

<p>Peki Ne Zaman</p>

<p>Endişelenmeliyiz?</p>

<p></p>

<p>Burada önemli olan, doğal unutkanlık ile tıbbi değerlendirme gerektirebilecek unutkanlığı birbirinden ayırabilmek. Toplumda en yaygın yanlış inanışlardan biri, her unutkanlığın yaşlanma ya da demansın habercisi olduğunun düşünülmesi. Oysa zaman zaman isim unutmak, anahtarın yerini karıştırmak ya da randevuları hatırlamakta gecikmek çoğu zaman normal kabul edilebilir. Asıl dikkat edilmesi gereken durum ise unutkanlığın günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi; aynı soruların sık sık sorulması, tanıdık ortamlarda yön bulmakta zorlanılması ya da para yönetimi gibi günlük işleri yerine getirmede güçlük yaşanmasıdır.</p>

<p>Prof. Dr. Murat Kurt, “Her unutkanlığı hastalık olarak değerlendirmek doğru değil. Uykusuzluk, depresyon, kronik stres, yoğun iş temposu, bazı ilaçlar ve dikkat dağınıklığı da hafızayı önemli ölçüde etkileyebilir. Ancak unutkanlık kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde aksatmaya başladığında ya da zaman içinde giderek kötüleştiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır” diyor.</p>

<p></p>

<p>Kötü Anıların Olumsuz</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkisini Azaltmak Mümkün</p>

<p></p>

<p>Travmatik ya da olumsuz anıları tamamen silmek günümüzde mümkün değil. Ancak psikoloji ve nörobilim alanındaki araştırmalar, bu anıların kişide oluşturduğu duygusal yükün, azaltılabileceğini gösteriyor. Prof. Dr. Murat Kurt’a göre amaç unutmak değil, anının yaşam üzerindeki etkisini azaltmak olmalı: “İnsan beyni kötü anıları tamamen silmek yerine onların duygusal yükünü zaman içinde yeniden düzenleyebilir. Psikoterapi, sağlıklı baş etme yöntemleri ve gerektiğinde profesyonel destek sayesinde kişinin anıyla kurduğu ilişki değişebilir.”</p>

<p>Peki genel olarak hafızamızı güçlü ve sağlıklı tutmak için neler yapabiliriz? Prof. Dr. Murat Kurt, özellikle yaşam boyu öğrenmenin ve zihinsel olarak aktif kalmanın hem genç hem de ileri yaşlarda bilişsel işlevlerin korunmasına önemli katkı sağlayabileceğini belirterek şu önerilerde bulunuyor: “Hafızayı korumak için tek bir mucize yöntem yok. Kaliteli uyku ve haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmak oldukça önemli. Bunun yanında beynimizi yeni deneyimlerle karşılaştırmamız, yeni beceriler öğrenmemiz ve zaman zaman günlük rutinimizin dışına çıkmamız zihinsel esnekliği destekliyor. Güçlü sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek, Akdeniz tipi gibi dengeli beslenme modellerini benimsemek, stresi etkili şekilde yönetmek ve özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati sık sık bölen çalışma alışkanlıklarından kaçınmak da beyin sağlığını destekleyen temel yaşam alışkanlıkları arasında yer alıyor. Hafızayı güçlendirmek için mucize yöntemler aramak yerine beynimizi koruyan yaşam alışkanlıklarına odaklanmalıyız. Düzenli uyku, fiziksel hareket, zihinsel merak, sosyal yaşam ve odaklanarak öğrenme, hafızamız için yapabileceğimiz en değerli yatırımlardır. Unutmayalım; iyi çalışan bir beyin sadece hatırlayan değil, gerektiğinde unutabilen beyindir”…</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://gaziantepilkhaber.com/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirin</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gaziantepilkhabercom.teimg.com/crop/1280x720/gaziantepilkhaber-com/uploads/2026/08/haber/agustos/26-agustos/beyni-gereksiz-bilgilerden-arindirin.jpg" type="image/jpeg" length="87222"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
