Kur’an’ı Kerim’in İnsan süresinde “dehrin üzerinden öyle zaman geçti ki insan onda anılır bir şey değildi” denmektedir. Adem Hava kısası insanın eyleme geçmesi eylemine sahip çıkarak bilinçle var olduğunu, bilincin de varlığı ve var oluşu kapsadığını anlatmaktadır.
Adem’in ortaya çıkışı yalnızca biyolojik bir süreç değil, aynı zamanda varlığın kendi üzerine kıvrılarak bilince dönüşmesidir.
Adem, oluşumsal çizgide bir türün adı olmaktan öte, düşüncenin kendini yaşadığı ve görünür olduğu varlık biçimidir. Bu makale, insanı yalnızca genetik ve biyolojik düzlemde değil, aynı zamanda ontolojik ve bilinçsel boyutuyla ele almayı amaçlar.
Adem’in oluşumu: Günümüz insan cinsinin 300 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıktığı kabul edilmektedir.
Antropolojik veriler onun alet yapabilen, dil geliştirebilen ve sembollerle düşünebilen bir tür olduğunu gösterir. Ancak insanı diğer canlılardan ayıran şey, yalnızca beyin hacmi veya zekâ değil, kendini bilme kapasitesidir.
Bu noktada varoluş süreci, biyolojik sınırlarını aşarak başka bir düzleme taşınır. İnsan, yalnızca doğanın ürünü değil, doğanın kendisini fark eden bilincidir.
Bu bağlamda Adem’in bir hikaye konu edinilen dini bir figür değil de bir sembol olarak el’an varolduğu anlaşılmaktadır.
2. Düşünce ve Düşünenin Birliği
Felsefi düzlemde bakıldığında, düşünce ile düşünen arasında kesin bir ayrım yoktur. “Ben düşünüyorum” diyen özne, aslında düşüncenin kendi kendini tanımasından başka bir şey değildir. Biz ona toplumsal ad koyarak o düşünceyi bütünden ayırıp tanıyarak içselleştirip dönüşüyoruz.
Özne düşünceyi var ederken düşünce özneyi kapsayarak başka bir boyuta taşıyor.
Ama gerçekte özne ve düşünce, aynı hakikatin iki yüzüdür.
Bu anlamda insan, “düşüncenin kendini düşünen” formudur.
3. Varlığın İnsan Kılığına Girmesi
Burada derin bir metafizik hakikat belirir: Varlık, insanda kendini bilince çıkarır. İnsan yalnızca bir tür değil, varlığın kendi üzerine tanıklığıdır.
Taş, su, ateş ve hava milyonlarca yıl boyunca birleşip canlılığın alt yapısını oluşturur. Bu alt yapı kendi içinde bilinç kıvılcımları üretir. Bu kıvılcım Adem’de büyük bir ateşe dönüşür.
İşte bu anda varlık, insan kılığına girerek kendini tanır. İnsan, evrenin kendi kendine tutulmuş aynasıdır.
4. Yaratıcı Düşünce Olarak İnsan
İnsanın bilinci yalnızca “kendini bilmek”le sınırlı değildir. Aynı zamanda yaratıcının var ettiği yaratıcıdır.
Dil icat eder, mit kurar, sanat yapar. Doğayı dönüştürür, kavramlar üretir. Kendi anlamını yaratır. Bu yüzden insan, “yaratıcı düşüncenin bedenlenmiş hali”dir. Varlık, insanda yalnızca kendine arif olmakla kalmaz, aynı zamanda varlığı her an yeniden yaratır ve yaşatır.
5. Evrim mi Tekamül mü?
Evrim, biyolojik bir süreçtir; doğal seçilim ve mutasyonlarla işler. Tekamül ise, bilinç ve değerler düzeyinde bir olgunlaşmadır.
Evrime, dünyanın oluşumunda ortaya çıkan bir atomun günümüz biyolojik dünyasındaki varlıkların oluşum şeklidir diyebiliriz.
Tekamül bu beden aracılığıyla varlığın bilince yükselmesini sağlar. Bu anlamda insan, oluşum ile tekamülün birleştiği noktadır. Bu bağlamda gerek müsbet gerek menfi davranışlar onda ortaya çıkar
İnsanı anlamak, yalnızca antropoloji ve biyolojiyle mümkün değildir. İnsan, varlığın kendi üzerine eğilerek bilince çıktığı yerdir. Varlığın vücudu bu bilincin içsel ve dışsal taşıyıcısıdır.
Şu cümle, bütün anlatılanların özeti olabilir:
“İnsan, varlığın insan kılığına girerek kendini tanıması ve kendi varlığına tanıklık etmesidir.”
Bu yüzden insan ne yalnızca etten-kemikten bir hayvandır, ne de soyut bir ruh. İnsan, varlığın kendi üzerine açılan gözüdür.