Aklı Yok mu Aklı Fazla mı?

“Sanal bahisten, kumardan, borsadan yuvalar yıkılıyor… Oynayanın aklı yok.” Bu cümle ahlaki olarak rahatlatıcıdır. Bir suçlu tanımlar, meseleyi kapatır, sistemi temize çeker. Ama gerçeği açıklamaz. Çünkü burada sorun aklın yokluğu değil, aklın yönsüzlüğüdür.

Oynayanların çoğu akılsız değil. Aksine, belirli bir aklı sonuna kadar zorluyorlar. Kısa yol aklı bu. Sabırsız, kestirmeci, emek–zaman–bedel denkleminden kaçan bir akıl. “Yıllarımı vereceğime bir hamlede sıçrarım” diyen bir zihin hali. Bu, bireysel bir sapma değil; öğretilmiş bir davranış biçimi.

Bugün buna “risk alma” deniyor ama bu doğru tanım değil. Burada olan şey, riskin ahlaken meşrulaştırılmasıdır. Kumarbaz ya da spekülatör içten içe “şansımı deniyorum” demez; “hak ediyorum” der. Çünkü sistem ona şunu öğretmiştir: Artık hak etmek emekle değil, cesaretle ölçülür. Bu noktada ahlak sessizce devre dışı kalır.

Sanal bahis, kumar, borsa spekülasyonu… Bunlar sadece araçtır. Asıl mesele emeksiz bedelsiz güce ulaşma arzusudur. Bir anda alan kazanma, kontrol duygusunu ele geçirme hayali. Yukarıda nasıl işliyorsa, aşağıda da onun küçük bir kopyası kurulur. Büyük oyuncuların dünyası, küçük oyunculara model olur. Küçük adam, büyük adamın karikatürüne dönüşür.

Bu insanlar tamamen masum kurbanlar değildir; ama bilinçli suç failleri de sayılmazlar. Ahlaki olarak sersemletilmişlerdir. Akıl çalışır, hesap yapılır, olasılıklar tartılır. Ama yön pusulası bozuktur. Doğru–yanlış duygusu felçlidir. Bu ayrımı yapmadan ne gerçek bir eleştiri kurulur ne de sahici bir çözüm bulunur.

Bir başka rahatsız edici gerçek daha var: Bugün kumar ve sanal bahis, yoksulların afyonu değildir. Orta sınıfın panik tepkisidir. Geleceğini kaybettiğini hisseden, aşağı düşme korkusuyla sıkışan insanın son hamlesidir. Bu yüzden bu kadar yaygın, bu yüzden bu kadar yıkıcıdır. İnsanlar parayı değil, “bir hamlede her şey değişebilir” fikrini oynarlar.

Ve belki de en kritik nokta şudur: Bu düzenin (neoliberal piyasa düzeni) otoriterle harmanlanmış hâli insanları hırsızlığa değil, kumarbazlığa teşvik eder. Çünkü kumarbaz kaybedince utanır, içine kapanır. Hırsız kaybedince isyan eder. Kumar itiraz üretmez; sessiz yıkım üretir. Yuvalar da bu sessizlikte dağılır.

Dolayısıyla mesele “oynayanın aklı yok” kolaycılığıyla geçiştirilemez. Burada akıl var; ama ahlakla bağı kopmuş bir akıl var. Bunun zemini bireysel değil, siyasî, ekonomik ve kültüreldir. Birey vitrindir, mimari arkadadır.

Yanlış teşhis, vicdanı rahatlatır ama gerçeği gizler. Doğru teşhis ise rahatsız eder. Bugün ihtiyacımız olan tam da bu rahatsızlıktır. Çünkü yıkılan sadece yuvalar değil; aklın kendisidir.