Yusuf Has Hacib'in 11. yüzyılda Kutadgu Bilig'de kurduğu model yalnızca bir devlet teorisi değil anı zamanda insanın kendi iç yapısının da tarifidir.
Eserde adalet, talih, akıl ve kanaat dört ayrı kişi olarak konuşturulur. İlk bakışta devletin nasıl yönetileceği anlatılıyormuş gibi görünür. Oysa biraz derine inildiğinde başka bir şey fark edilir: Devlet ile insan aynı mantıkla kurulmuştur.
Gündoldu adaleti temsil eder. Aydoldu devleti ve talihi. Ögütalmış aklı. Odgörmüş ise kanaati ve geçiciliği hatırlatan sesi. Bu dört unsur bir devlette bulunması gerektiği gibi, her insanın içinde de bulunur.
İşte tam burada önemli bir soru ortaya çıkar: İçinde adaletini kaybetmiş bir insan, dışarıdaki adaleti görebilir mi?
Akıl ile heves arasındaki dengeyi yitirmiş bir kişi, toplumsal düzeni sağlıklı okuyabilir mi?
Kanaatini kaybetmiş, sürekli eksiklik duygusuyla yaşayan biri, içinde bulunduğu dünyanın gerçek değerini anlayabilir mi?
Kutadgu Bilig'in satır aralarında saklı olan cevap şudur: İnsan dış dünyayı doğrudan görmez. Onu kendi iç düzeni üzerinden okur.
Bu nedenle bozulmuş bir zihin, çoğu zaman bozuk bir düzen okur.
Ancak burada durmak da eksik olur.
Çünkü aynı eser bize başka bir gerçeği daha gösterir: Bozuk düzen de zihni bozar.
Adaletin işlemediği yerde güvensizlik büyür. Sürekli krizlerin yaşandığı yerde korku yerleşir. İnsanlar birbirine güvenmeyi bıraktığında kanaat yerini hırsa bırakır. Hırs büyüdükçe akıl araçsallaşır. Akıl araçsallaştıkça da adalet zayıflar.
Böylece iç bozulma dış bozulmayı, dış bozulma da iç bozulmayı besleyen bir döngüye dönüşür.
Bugün yaşadığımız birçok tartışmanın kökeninde de bu vardır. Kimi insanlar bütün sorunu devlette arar. Kimileri ise bütün suçu bireye yükler. Oysa Kutadgu Bilig'in bin yıl öncesinden söylediği şey çok daha derindir.
Sorun yalnızca bireyde veya düzende de değildir. İkisi birbirinin aynasında görünür.
İnsan içindeki devleti kaybettiğinde dışarıdaki devlet de anlamını yitirir. Dışarıdaki düzen bozulduğunda ise insanın iç dünyası da yaralanır.
Belki de bu yüzden mesele sadece iyi bir devlet kurmak değildir. Aynı zamanda iyi bir insan olmaktır.
Çünkü adalet saraylarda başlamaz; insanın kendi içinde başlar. Ve insanın içinde kurulamayan düzen, insanın oluşturduğu hiçbir idarede uzun süre yaşayamaz.