Güneş’in doğuşu ve batışı, ayın evreleri, mevsimlerin döngüsü; Türklerin kozmik inancında ruhun yolculuğu ile paralellik gösterir Bu nedenle gök, sadece maddî bir kubbe değil, aynı zamanda ruhların dolaştığı katmanlı bir âlem olarak kabul edilir.
Türk inanç sisteminde su, toprak, ateş, hava dört kutsal unsur olarak evrenin devamlılığını sağlar:
Su, hayatın ilk kaynağı olarak kutsal kabul edildiği ve tarihte suyu kirletenin ölümle cezalandırma Türkün töresinde vardır. Su tasavvufta bilgi ve” kutsal hayat kaynağı “bengisu olarak kabul edilir. Bir ayeti kerimede Allah’ın suyu yarattığı ve her şeyi o sudan yarattığı belirtilmektedir.
Toprak, canlıların beslendiği rahimdir. İnsan öldüğünde cesedi tekrar toprağa verilerek yeni yaşamların kaynağı olur.
Ateş, dönüşüm ve arınmayı temsil eder. Ocak kültü, ailenin ve ataların ruhlarının ateşle korunacağı inancına dayanır.
Hava, nefes ve tin (ruh) ile özdeş görülmüştür. Ruhun bedeni terk etmesi “son nefes” olarak kabul edilir.
Dört unsur arasındaki sürekli dönüşüm, tur inancının kozmik temelini oluşturur. Tur anlayışına göre ruh, farklı yaşam katmanlarından geçerek kemale ulaşır. Bitkilerde ruh saf enerji hâlindedir; doğrudan toprak ve güneşle beslenir. İlk baharda çiğ taneleri toplanarak süt mayalamada kullanılıp sütün peynir ve yoğurda dönüşmesi sağlanır.
Hayvanlarda ruh daha hareketli, güçlü ve savaşçı bir nitelik kazanır. Bu nedenle kurt, geyik, at, kartal gibi hayvanlar kutsal sayılmıştır.
İnsanda ruh, düşünce ve bilinç ile donanır. İnsan, bu zincirin tamamlayıcısıdır.
Türklerin türeyiş efsanesinde kurt, hem atayı hem de ruhun yeniden doğuşunu simgeler. Ruh, hayvan bedeninde tur ederek kavme yeni bir hayat verir.
Ergenekon Destanında Türklerin demir dağı eriterek yeniden doğuşu, toplumsal bir tur döngüsüdür. Tutsaklıktan özgürlüğe geçiş, ruhun bir hâlden başka bir hâle devretmesinin sembolüdür.
Yine Eski Türklerde geyik, ruhun rehberi olarak kabul edilmiştir. Avcıyı veya kahramanı bilinmeyen diyarlara götürür; bu, ruhun başka boyutlara tur etmesinin mitolojik karşılığıdır.
Kartal ve Kuş da ruhun göğe yükselmesini temsil eder. Kuş, tin’in göksel boyuta geçişini, tanrıya / uçmağa - cennete ermeyi, temsil eder.
İnsanda kemale eren ruh, tüm varoluşu temsil ederek tur bilinciyle Tanrı’ya erer. Bu buluşma, tur döngüsünün en yüksek aşamasıdır. Ancak bu nihayet değil, yeni bir devirdir: Ruh Tanrı’da birleşir, sonra evrene yeniden dağılır.
Niyazi Mısri “Devr edüp geldim cihâna yine bir devrân ola. Ben gidem bu ten serâyı yıkılup vîrân ola)
Böylece yaşam sonsuz bir devri daim içinde sürer.
Eski Türklerde tur inancı, evrenin ve yaşamın kesintisiz dönüşümünü açıklayan temel bir felsefedir. Göğün döngüsünden dört unsurun devrine, bitki–hayvan–insan zincirinden Tanrı ile buluşmaya kadar her şey aynı yasaya bağlıdır.
Tur inancı günümüzde ulaşılan bilimsel seviye ile inanç olmaktan çıkıp bilimsel tespite dönmüştür. Gerek varoluşun evrimsel sürecine ait bilgi, gerekse Enerjinin Salınımı Kanunu bu durumu belgelemiştir.
Ruh yok olmaz, yalnızca tur eder. Bozkurt miti, Ergenekon destanı ve kutsal hayvan sembolleri bu anlayışın mitolojik ifadeleridir. Bu inanç sistemi, Türklerin doğayla uyumlu ve döngüsel evren tasavvurunu günümüze kadar taşımıştır.
Göbekli Tepede ortaya çıkartılan kabartma ve heykeltraşlık eserlerindeki manalar tur inancının M.Ö 10. Binde de var olduğunu ve günümüzde de tasavvuf ve şaman öğretilerinde devam ettiği bilimsel gerçeklerdir.
M.ö 2. Binde Hurri ve Hattı Baş Tanrısı Tarhu ve Geç Hititlerdeki Tarhunda ile Musa A.s’ın Tur’u Sina’da görüştüğü tanrı bu inancın yansımasıdır. Günümüz derviş selamı olan ‘hu’da bu turun nefes olarak halen yaşadığını göstermektedir.
Yüce Atatürk de Türk tanımını yaparken doğanın ruh giyinip Türk olduğunun bilinmesini dile getirmiştir. Ne mutlu Türküm diyene, ne mutlu Türk olmanın erdemine erenlere…