Gaziantep’te Ekonominin Sessiz Nabzı

Gaziantep son yıllarda yine çalışıyor, yine üretiyor… Ama bu kez çarkların sesi eskisi kadar güçlü değil. Şehirde herkes bir şeylerin değiştiğini hissediyor ama kimse yüksek sesle söylemek istemiyor. Oysa gerçek, konuşulmayınca düzelmiyor.

Çarşıya çıkın, Karagöz Caddesi’nden Zincirli Bedesten’e doğru yürüyün. Esnafın yüzü güler gibi görünür ama kasa aynı keyifte değil. Ayakkabıcı “maliyetlerin hızına yetişemiyorum” diyor, baklavacı “şeker fiyatı beni zorluyor” diye iç çekiyor, tekstilci “sipariş yok, bekliyoruz” diye dert yanıyor.

Bu şehir üretir, pes etmez; ama bugün üretmek bile eskisi kadar kolay değil.

En çok da emekliler hissediyor bu durumu. Kırkayak’a inip oturup çay içen bir emeklinin torbasına bakın; çoğu zaman yarım kilo meyve, iki ekmek… Yıllarca alın teri döken insanlar bugün temel gıdayı bile hesap ederek alıyor. Ekonomiyi anlatan en net tablo budur.

Konkordato ilan eden firmaların artması, aslında Gaziantep’in de yorulduğunu gösteriyor. Sanayici beklemede, esnaf temkinli, vatandaş tedirgin… Kimse yarın ne olacağını kestiremiyor. Böyle bir ortamda en büyük ihtiyaç para değil, güven. Güven olmadan şehir nefes alamaz.

Ama Gaziantep’in bir özelliği var ki hiçbir kriz onu yıkamadı: Birlik olmayı bilir.

Bu şehir, darda kalan esnafına omuz vermezse rahat edemez. Fabrikası daralan sanayici, çay ocağındaki işçiye sırtını dönmez. Gaziantep’in mayasında dayanışma var.

Ekonomi konuşuldukça düzelir, sorun saklandıkça büyür.

Bugün yaşadığımız sıkıntıları yok saymak değil, doğru görmek zorundayız. Çünkü Gaziantep’in potansiyeli hâlâ güçlü, hâlâ diri.

Gerekli olan tek şey, şehrin her kesimine “yarın daha iyi olacak” duygusunu yeniden hissettirmek…

Ve o umut geri dönünce, bu şehir yine bildiğimiz Gaziantep olur:

Çalışkan, üreten, dirençli ve hiç pes etmeyen.