İki Mustafa, İki Model

Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Toplumlar rejimlerle ayakta durmaz. Devletler anayasalarla yaşamaz. İnsan değişmezse hiçbir sistem kalıcı olmaz.

Tarih, sistemlerin değil insan inşa modellerinin tarihidir. Kurumlar değil bilinç ayakta kalır. Yasalar değil insan karakteri yürür.

Türk milletinin tarih sahnesindeki uzun yürüyüşü de tam olarak bunun hikâyesidir. Gök Tengriden doğan bir topluluk bilinci, zamanla imparatorluk kuran bir dünya idrakine dönüşmüştür. Bu dönüşümün merkezinde silah değil; bilinç, inanç ve akıl vardır.

Bu yürüyüşte iki büyük Mustafa, iki ayrı model ve iki farklı insan inşa yolu görülür.

Birincisi Hz. Muhammed’in inşa ettiği model, insanı sistemle değil bilinçle dönüştürmeyi hedefler. Merkezde iman vardır ama bu iman şekil değildir. Ritüel değildir. Gösteri değildir. Bu iman, insanın varoluşuyla kurduğu bağdır. İçselleştirilmiş anlamdır. İdraktir.

Eskilerin iman → itikad → muamelat zinciri bir inanç öğretisi değil, bir yaşam algoritmasıdır. Amaç itaat eden insan değildir. Amaç idrak eden insandır. Amaç taklit eden birey değil, hüküm verebilen öznedir. Bu modelin insanı yönlendirilen değil, yön gösterendir. Hz. Peygamber’in “ashabım yıldızlar gibidir” sözü tam olarak bunu anlatır.

Akıl burada dışlanan bir şey değildir. Merkezdedir. Çünkü akıl yoksa hüküm olmaz. Hüküm yoksa sorumluluk olmaz. Sorumluluk yoksa bilinç oluşmaz. Boşa “aklı olmayanın (bağ kurma becerisi) dini yoktur” denmemiştir. Bilinç üretmeyen din, sistem kurmaz. Sadece alışkanlık üretir.

Bu model, aşiretten ümmete geçiştir. Kan bağından anlam bağına geçiştir. Soydan değil idrakten kimlik üretmektir. Kapalı topluluk bilincinden evrensel bilinç yapısına geçiştir.

İkincisi Cumhuriyet modeli insanı metafizik düzlemden değil, toplumsal düzlemden inşa eder. Burada merkezde akıl vardır. Bilim vardır. Hukuk vardır. Eğitim vardır. Yurttaşlık vardır. Cumhuriyet’in hedefi bir rejim kurmak değildir. İnsan kurmaktır. Özgür birey üretmektir. Ama bu özgürlük başıboşluk değildir. Özgürlük = sorumluluk taşıyabilen bilinçtir

G.M. Kemal Atatürk’ün “aklı, irfanı, vicdanı hür nesiller” ideali tam olarak budur. Bu modelin insanı: Kul değil bireydir. Figüran değil öznedir. İtaat eden değil sorgulayandır. Bağımlı değil sorumludur.

Cumhuriyet, insanı kutsal otoriteden değil; akılsız kurulan bağımlılıktan (teselli üreten) kurtarmayı hedefler. Bu model imparatorluktan ulusa geçiştir. Tebaadan yurttaşa geçiştir. Sadakatten hakka geçiştir. İktidar merkezli düzenden birey merkezli düzene geçiştir.

Yöntemler farklıdır. Kaynaklar farklıdır. Zeminler farklıdır. Ama hedef aynıdır: Düşünen insan. Sorumlu birey. Özgür özne.

Biri insanı içten özgürleştirmeye çalışır. Diğeri insanı toplum içinde özgürleştirmeye çalışır. Biri bilinç inşasıdır.

Diğeri toplum inşasıdır. Ama sordukları soru aynıdır: İnsan figüran mı olacak, fail mi? Ve bunu her bireyin kendine sorarak hayatını sorgulayıp ona göre pozisyon alması umulur.

Toplumsal yaşamda gözlemlendiğinde her iki modelin de aynı yerde tıkandığı görülür. Anlamın yerine şekil geçmiştir. Bilinç yerini sembole bırakmıştır. Sistem törene dönüşmüştür. Dinde ritüel imanın önüne geçmiştir.

Cumhuriyet’te sembol bilincin önüne geçmiştir. Din kültüre indirgenmiştir. Cumhuriyet bürokrasiye sıkışmıştır.

Tarih şunu defalarca göstermiştir: Sistemler insanı dönüştüremezse, insan sistemleri çürütür. Ve gerçek şudur: Sistemler çöker. Bilinç kalır. İnsan figüransa tarih dekor olur. Failse tarih yön değiştirir.