Tarih boyunca “özel kan”, “asil soy”, “kraliyet genetiği” diye adlandırılan şey, biyolojik bir üstünlük arayışından çok iktidarın sürekliliğini garanti altına alma çabasıydı. Cinsel birliktelikler bile aşkın, seçimin ya da bireyin alanı değil; soy mühendisliğinin bir parçasıydı. İnsan bedeni, iktidarın projesine dâhil edildi. Birey serildi, sistem dirildi. Halbuki aslolan aklıselimin-insanı kâmilin yaşama egemen kılınmasıdır.
Bugün sahne değişti. Tahtlar yok, hanedan armaları yok. Ama laboratuvarlar var, algoritmalar var, gen haritaları var. Amaç yine aynı: kontrol edilebilir, öngörülebilir, yönetilebilir bir insan.
Eskiden “kan temizliği” deniyordu. Bugün “genetik optimizasyon” deniyor. Yemeklerle, ilaçlarla elektromanyetik ortamlarla insan kontrol altına alınıp yönlendirilip yönetilmektedir.
Bu noktada bilim, Hak’kı arayan bir faaliyet olmaktan çıkıp güce hizmet eden bir teknik hâline geliyor. Bilim, “insan nedir?” diye sormuyor artık. “İnsan nasıl daha verimli olur?” diye soruyor. Bu küçük gibi görünen fark, insanlığı etkisizleştiren kırılma noktasıdır.
Çünkü insan, anlamdan koparıldığında nesneleşir.
Nesneleşen insanın soyu önemli değildir; işlevi önemlidir. Akrabalık bağı, toplumsal bağ, çevre ve doğa ile uyumu, hatta insanlık fikri bile verimlilik karşısında tali hâle gelir.
Burada asıl tehlike şudur: Eskiden elitler kendi soylarını koruyordu. Bugün sistem, tüm insanlığı tek tip bir soya indirgeme eğiliminde. Farklılık risk, bireysellik sorun, irade engel olarak görülüyor. Güç merkezleri için ideal insan; sorgulamayan, tüketen, çalışan ve çoğalan bir varlık.
Bilim ve teknoloji para ve güçle evlendiğinde, insanlık ilerlemez; Çokluk artar, derinlik kaybolur. İnsan unsurlaşıp kalabalıklaşır ama insanlık azalır.
Oysa Hakikat başka bir şey söylüyor:
Hak, insanda tecelli ettiğinde insan derilip dirilir.
Güç, insanın üstüne çöktüğünde ise her taraf ışıl ışıl olsa da karanlık ve karamsarlık hakim olur.
Mesele genetik değil, teknoloji değil, bilim hiç değil.
Mesele niyet. Hakikat amaç olmaktan çıkıp araç hâline geldiğinde ister kraliyet soyu olsun ister dijital çağ, sonuç değişmez: İnsan kendi elleriyle kendini öldürür. Geri dirilmesi ise ağır bedellere mal olur.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir teknoloji değil.
Yeni bir istikamet. Korkulması gereken yapay zeka değil onun arkasındaki zihniyettir.
Bilim tekrar bireysel arayışlarla Hak’kı aramaya cesaret ederse, insan yeniden ayağa kalkar.
Aksi hâlde, paranın ve gücün hakim olduğu üniversite ve laboratuvarlarda, organize araştırma kurumlarında genetiği “güçlü” ama iradesi zayıf, bilgisi bol ama hikmeti eksik bir tür olarak yoluna devam eder.
Bu bir gelişme değil. Bu, ustaca süslenmiş bir gerilemedir.