Kelimelerin / Kavramların Dili

Dil yalnızca anlatmaz; tartar, ayıklar, anlam katar, bağ kurar ve hüküm verir. Bazı kelimeler vardır ki yan yana geldiklerinde değil, köklerine indiğimizde konuşmaya başlarlar. Faide, fuad, fazl, fazıl, fazilet… Aynı coğrafyanın kelimeleri bunlar. Aynı zihinsel iklimden çıkmışlar. Ve hepsi bize şunu fısıldar: Yaşama değmeyen şey tamamlanmış, var olmuş sayılmaz.

Faide, Arapça’da “yarar” diye çevrilip geçilecek bir kelime değildir. Kökünde akmak, taşmak, geçmek vardır. Faide; elde edilen bir kazanç, bilgi ya da imkân değil, insanın iç dünyasında yer değiştirerek dönüştürdüğü anlamdır. Bu yüzden her öğrenilen şey faide değildir. Ezberlenmiş, tekrar edilmiş, depolanmış bilgi yalnızca bilgidir. Faide olabilmesi için insanın içine düşmesi gerekir.

Burada karşımıza fuad çıkar. Fuad, kalbin sıradan adı değildir. Arap dili kalbi katman katman düşünür: sadr yüzeydir, qalb değişendir. Fuad ise yanan merkezdir. Bilginin, acının, sezginin birlikte işlendiği yer. Fuad’a düşmeyen bilgi insanı değiştirmez. İnsanı değiştirmeyen şey de fayda üretmez.

Ama hikâye burada bitmez. Çünkü insan yalnızca içe doğru yaşayan bir varlık değildir.

Faide fuad’da oluşur; fakat orada kalırsa eksik kalır.

İşte burada fazl devreye girer. Fazl, “fazla” demektir; ama lüzumsuz bir artıklık değil, gönlün ürünüdür. İç düzen kurulduktan sonra geriye kalan taşma hâlidir. Mevlânâ’nın “hamdım, piştim, yandım” sözünde “yandım”dan sonrası gibi… Fazl, benliğin şişmesi değildir; benliğin yerini bulmasından sonra ortaya çıkan genişliktir.

Fazıl, çok bilen kişi değildir. Fazıl, bilgisini kendinde tutmayan kişidir. İçinde pişeni başkasının hayatına değecek biçimde dışarı taşıyabilendir. Fazilet de bir ahlak etiketi değil, bu taşmanın adıdır.

Burada önemli bir ayrım yapılmalı. Her taşma fazilet değildir. Egonun taşması gürültü üretir; fazilet değil. Fazilet, gönülden taşar. Gönül ehli olmak da tam burada anlam kazanır. Gönül ehli, kendini yok sayan değil; kendini merkeze koymaktan vazgeçmiş kişidir. İçinde olanı saklamaz, pazarlamaz, gösteriye dönüştürmez. Taşır ama kirletmez.

Dil bize açıkça şunu söylüyor:


Yaşama adapte edilmemiş bilgi faide değil; gürültü ve zihin kirliliğidir. Bireysel faideye dönüşmüş ama başkasına değmemiş olan ise fazilet değil, ticarettir.

Beşer olan insanoğlu önce aşk ateşiyle yanacak, fuad’da dönüşecek; sonra fazl ile genişleyip insan olacaktır.

Kelimeler hak katındandır. Yalan söylemezler. Biz onların hakkını vermeyip yüzeyde kullandıkça anlam daralır.

Köklerine indiğimizde ise dil bize ahlak dersi vermez; hayatın nasıl tamamlandığını gösterir.