Kendini Bilmek

“Kendini bil” sözü insanın kendine yönelttiği en sert sorudur. Bu yüzden ilk tepki savunmadır: “Kendim kendimi ne bilmesi?” Çünkü kendini bilmek, konfor alanını dağıtır.

Neyi bilmek istiyoruz? Kimliğimizi mi? İnançlarımızı mı? Aldığımız rolleri mi? Bunların çoğu içinde yaşadığımız toplumun bize verdikleridir. Peki ne karşılığında? Elbette kendisine hizmet edecek bireyler üretmek karşılığında.

Kendini bireyden toplumsala taşıdık. Bilmiş mi olduk? Hayır. Sadece kendimiz sandığımız yapının saçıntılarıyla karşılaştık.

Çoğu zaman bildiğimizi sandığımız şeyler öğretilmiş kalıplardır. Aileden, toplumdan, tarihten devralınmış anlatılar… Onları sahipleniriz ama sorgulamayız. Kendini bilmek, devralınanı tekrar etmek değil; gerçekten var olanı görmek ve amacını fark etmektir.

Olan nedir? Yaşam. Şu an. Duygu, düşünce, arzu, korku. Sürekli değişen bir süreç. Sabit sandığımız “ben” bile akış hâlindedir. Bu yüzden kendini bilmek, değişmeyen bir öz aramak değil; değişimi fark etmektir. Öfke varsa öfke vardır. Çelişki varsa çelişki vardır. Onu örtmeden görmek; ortaya çıkaran ve değerlendiren mekanizma ile yüzleşmek ve onu yönetmek gerekir.

Peki bildiğimizle neye dönüşmek istiyoruz?

Bilgi dönüşmüyorsa yüktür. İnsan kendini tanıyıp yine aynı reflekslerle hareket ediyorsa, o bilgi süs eşyasıdır. Kendini bilmek, otomatik tepkilerle yaşamak yerine bilinçli tercihler yapabilmektir. Korkusunu bilen cesareti yüceltmez. Öfkesini bilen onu adalet sanmaz. Aidiyet ihtiyacını bilen, kör fanatizme düşmez.

Dönüşüm bir kimlik inşası değil; bir açıklıktır. Gerçeğe daha sadık olmak. Kendini haklı çıkarma arzusunu fark etmek. Yanılabileceğini kabul etmek. Bu insanı küçültmez; olgunlaştırır.

Asıl soru üçüncü aşamada belirir: Ne yapmak istiyoruz?

Bilincin artışı sorumluluğu artırır. Kendini bilen insanın mazereti azalır. Zararı azaltmak, üretmek, adaletli davranmak seçenek olmaktan çıkar; doğal sonuç hâline gelir. Çünkü kişi artık neyi neden yaptığını bilir. Eylem bilinçten kopuk değildir.

Kendini bilmek içe kapanmak değildir. Aksine, kendini bilmeyen başkasını bilemez. Kendi korkusunu tanımayan başkasının korkusunu anlayamaz. Kendi çıkarını görmeyen adaletten söz edemez.

Hayat kadim bir varoluştur. Nefes alıyoruz, düşünüyoruz, hareket ediyoruz. Bunlar hayatın içidir. Ama yaşamak, hayatın bütünlüğünün farkında olmak; bedel vererek, tercih ederek, ettiğine dönüşerek varoluşa gönüllü ve bilinçli katılmaktır.