Yapılan her nesnenin anası temeli Latince materia “madde, öz, yapı malzemesi. İngilizce matter hem “madde” hem mesele, konu, sorun, hem de anne / kaynak anlamındadır.
Meta ise bunun ötesi. Yani maddenin aşkınlığı. Bu bağlamda maddeyi ortaya çıkartan, maddenin amacı, maddenin manası, yüklendiği anlam manasınadır. Bu da bize nasıl – ne asıl, aslı ne sorusunu sorduruyor.
Günümüz bilim dünyası maddenin aslının atomda düğümlendiğini tek atomlu helyum gazının değişik şartlarda değişim ve dönüşümü ile diğer elementlerin oluştuğunu, elementlerin birleşerek molekül olduğunu, moleküllerin bir araya gelerek makroskobik maddeyi meydana getirmektedir.
Bilim katı, sıvı ve gaz hâllerindeki tüm fiziksel cisimlerin maddenin temel özünden (atomdan) başlayarak, moleküller aracılığıyla gözlemlenebilir maddeler halinde ortaya çıktığını ifade etmektedir. Peki bu ilk madde nasıl oldu?
Bilim buna serbest dolaşan atom altı parçacıkların bir patlama sonrası bir araya gelmesi ile başlayan süreç olarak tanımlamaktadır. Yeni keşfedilen kuantum fiziği de titreşimlerin yarattığı enerji dalgalanması olarak tanımlamaktadır.
Serbest; başı bozuk anlamında kullanılır. Ama başı bağlı, kendi kendine yeterli, kararlı anlamı da taşır.
İnsanoğlu maddenin en küçük parçası olan atom altına ve en büyük parçası olan galaksilere değin inceleme yapıp tanımlamada bulunuyor. Ama bu tanım arayan kim, amacı ne sorusunu aramanın içine katmıyor. Dışarıda bir yapan arıyor ama kendinin maddeye dışarıdan baktığını ve düşüncesi ile onu şekillendirdiğinin farkına varamıyor.
Yaptığı işi gözlemci olarak, tarafsız olarak bilim adına yaptığını söylüyor ama araştırıp ad koyan olduğunun kendi olduğunu, kendi kendine ad koyduğunu göz ardı ediyor gibi geliyor bana.
Nasıl/asıl olan ne sorusu insanın merak duygusundan kaynaklanan bilme, tanıma, olma isteği olarak karşılık bulmaktadır.
Asıl nedir sorusunu soran insana karşı soru sorulmalıdır. Bilip, tanıyıp, olup ne yapacaksın? Kullanma, hakimiyet sağlama, gücünü ortaya koyma, tatmin duygusu, kendini tanıma duygusu cevap olarak karşılık bula bilir. Peki bu senin kendini tanımana neden ola bilir mi? Evet yaptıklarına göre farklı adlarla tanımlamana neden olur. Ama tanımlayanı tanıman için ne yapman gerekir?
Burada madde içindeki anlam olan ana ile ene (ben) kelimesi arasında dönüşümsel bir anlam doğmaktadır. Eşya nasıl doğa anadan-matter’den doğup geldi ise insan da bir anadan/eneden (ben’den) doğmaktadır.
Galaksinin oluşumunda dünya nasıl güneş çevresinde varoluşunu sürdürüyorsa insan da mana varlığı olarak söyleyen düşünce olarak varoluşla birlikte yapılanmaktadır.
Dinlerin ifade ettiği tur, tevhid ve vahdeti vücut inancı bugün inanç olmaktan çıkıp bilimsel bir gerçeğe dönüşmüştür. “Enel hak, hak bende tahakkuk eder, hak ben ile ölçülür” sözü her şeyin merkezinde düşünce olduğunu, yaratıcı düşüncenin de her şeyi var eden düşünce olarak gerçeğini ortaya koymaktadır.
Ben’in oluşumu ona inanç ve iman bağı ile bağlı olan bireyin varoluşla olan bağlamıyla anlam kazanmaktadır. Yunus Emre “bir ben var bende ben’den içeri derken bireyin anlam bağlamında varoluş kazandığını vurgulamaktadır.
Burada “ben” sözünün anlamı ile “nasıl” sözünün açılımı olan tanıma, bilme ve olma eylemi sürecindeki varoluşa ait tanım ve adlar her varlığın ayrı bir “ben” olarak var olduğunu ve diğer benlerle birleşerek “büyük beni” insanı ve düşünce noktasını oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Birey sorduğu “nasıl” sorusu ile bir merakını dile getirip ya inanıp kalmada ya da eyleme sokmaktadır. İnsan oğlu farkında olsun veya olmasın gözlem ve deneyimleriyle bilmek istediği ile ilgili akıl yürütme ve inancını kaplara aktararak maddeye dönüştürüp maddenin değişip dönüşümüyle kalıplaşmasına-ona kalıp-kalp olmasına neden olmaktadır.
Meta, madde ötesi demektir. Yani fizik kök olarak “psike” kavramından doğmakta ve içinde hem maddeyi hem de ruhu-manayı barındırmaktadır.
Metafizik, fizik ötesi madde ve ruh ötesi anlamıyla manada-anlamda kök bulmaktadır. Mana da düşünce olarak tanımlanmaktadır. Düşünce de meraktan, deşelemekten çıkan insan tarafından algılanan manadır.
Soyut veya somut kavramlarla bu kavramların maddede ve işleyişinde karşılığını bularak yaşamak da insanın varoluş anlamı olarak anlam kazanmaktadır.
Buradan çıkan anlam da varoluşu sevip tadını almaktır. Bu da ancak varoluştaki yaratıcı güce ulaşa bilmekle olabilir.