Sağlık: Harcanınca Fark Edilen En Pahalı Sermaye

Damarımıza takılan her stentin bedeliyle ölçülen bir gerçek var: Üzerinde oturduğumuz zenginliğin farkında değiliz. O zenginlik para değil; beden. Ve onu inşa etmek için harcanan emek de maaş bordrosunda görünmüyor.

Sağlık, harcanınca fark edilen bir sermaye. Oysa sermaye dediğin, tüketilmeden korunur; biz ise önce tüketip sonra borçlanıyoruz.

Kalp damarlarının tıkanmasına neyin yol açtığı artık gizem değil: dengesiz beslenme, kronik stres, hareketsizlik. Yani doğrudan yaşam biçimi. Hastalık burada bir “kaza” değil, uzun süreli birikimin sonucu. Yanlış gıdalarla, yanlış tempoyla, yanlış önceliklerle yapılan birikim… Faizi de ağır oluyor.

Asıl soru şu: Sağlığın kıymetini anlamak için mutlaka hastalanmak mı gerekiyor? Başka bir idrak yolu yok mu? Olmalı. Çünkü bilgelik, bedel ödemeden öğrenebilmektir. Ataların “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü bir temenni değil, bir ilişki tarifidir. Kafa düşüncedir; vücut, düşüncenin çevreyle kurduğu bağ. Düşünce bozuksa bağ da bozulur. Bağ bozuksa bedende birikim sağlıksız olur.

Stres dediğimiz şey yalnızca yoğunluk değil; anlam kaybıdır. Beslenmedeki dengesizlik yalnızca kalori meselesi değil; ölçüsüzlüktür. İkisi de zihinsel tercihlerin bedensel izdüşümüdür. Bu yüzden sağlığı yalnızca hastanelerde aramak eksik kalır. Sağlık, sofrada, uykuda, yürüyüşte, iş temposunda, hayata yüklediğimiz anlamda başlar.

Özetle: Sağlık, kaybedildiğinde geri alınan bir şey değil; korunarak çoğalan bir servettir. Ve onu korumanın yolu, önce düşünceyi, sonra yaşamı dengeye almaktan geçer. Aksi halde beden, zihnin hatalarını sessizce kaydeder; gün gelir, faturayı kalın bir zarfta önümüze koyar. O zaman da iş işten geçmiş oluyor.