Sevap kazanmak iyilik, olumlu-yararlı işler yapmak, günah ise zıddı. Kârı da zararı da hem bize hem de insanlığa. Birey, inancı ve hedefi doğrultusunda toplumsal yaşamını ve gelişimini sağlamakla mesul.
Okullarda, eğitim ve öğretimde ödül ve ceza, öğrencilerin formatlanmalarında uygulanan yöntem. Bundan amaç yetişecek bireyin içinde bulunduğu toplumun yasalarına uymak kişi hak ve özgürlüklerine saygı göstermektir. Aksi taktirde yasal süreçle ve cezai uygulama ile karşılaşırız.
Eğitim ve öğretimin yaygın ve entegre; günümüzdeki gibi iletişim ve eğitim öğretim arac ve gereçleri ile ulaşımın olmadığı dönemlerde yöresel ve dini eğitim ve öğretim verilmekte idi.
Yasaların ve devlet olma gerekliliğinin homojen olmadığından, birliği ve asayişi teminde zabıta ve kontrol olarak Allah korkusu ve her bireyin vicdanına, doğru yanlış olarak sevap-günah, haram helal gibi dini kurallar nakşedilerek otokontrol ile toplumsal kontrol sağlanmaya çalışılmıştır. Günümüzde bu sistem ile modern toplum yasaları iç içe yaşamaktadır.
Günümüzde dinimize yaşantımızda göre neyin sevap ve günah olduğu dini kitaplarda bildirilmiş, modern eğitim öğretimin de içine dahil edilmiştir. Ancak bunun nedenini niçinini sorgulayıp özümseme yapmadan inanma veya inanmama olarak kabul edilmesi dikte edildiğinden kişilerin ayrışmasına neden olmaktadır.
Bunun yanında eylemleri karşılığını ise öte dünyada göreceği, yargılama sonucu da ölümle korkutma, karşılığında ödül ve ceza olarak cennet cehennem konduğu söylenerek bir yerde serbest de bırakılmaktadır. Halbuki bilim adamlarınca eylemlenen her düşüncenin beynimizde kotlanarak kişiliğimizi oluşturdugu soylenmektedir.
Kişinin yaptığı eylem kime neye göre sevap neye - kime göre günah bunun tartısı ölçüsünün ne olduğu belirtilmemiş bir yerde kişinin yapısı ve varoluş süreciyle ilintili olarak kişiye bırakılmıştır . Kişi, günah da olsa yasak da gerek hissi, gerek bilinçli olarak gerek gördüğü eylemleri yapıp bedelini ödeyerek hayatına devam etmektedir.
Dış ve öte kavramları burada farklı anlam kazanıyor. Hayatı yaşamadığımızda dışındayız. Ama hayat akıyor. Bilinçli eylemlerimizle ancak hayatın içine karışıp eylemlerimizin sonucu olarak da ötesine geçiyoruz. Yoksa donmuş nakaratsal bir hayatın içindeyiz.
Ahiret veya öte dünya: Ahiret de, öte de sonrası demek. Evrenin de eylemlerimizin de dışı yoktur. Temelinde enerjinin salımı kanunu geçerlidir. Eşyanın, metanın tanımında içi dışı vardır. Yani sınırlıdır. Onu varoluş içine bilincimize aldığımızda o bizde biz onda canlanarak evrensel olur, sınırları kalkar ve bir nokta olarak ötesi, yeni varoluşun başlangıcı olur.
Bu durum dini bilgide Allah’ın ahirette sevapları günahları tartarak ve orada eylemlerin yanında niyetlerimizi de katarak hüküm verileceği ve içinde hardal tanesi kadar olsa dahi iman taşıyanların sonunda cennete gideceği sonsuz yaşama ereceği olarak ifade edilmiştir.
Sevab: Arapça bir sözcük olup elbise, giyinmek, iyiliğe güzelliğe sebep olmak anlamlarını taşır.
Madem sevap, elbise ve iyi eylemler öyleyse bunu eylemlerimizle giyinmemiz gerekir. Günahlardan da arınmamız. Günahı nasıl tanıyacağız. Örnek vermek gerekirse hırsızlığı veya haksızlığı yapmadan ne olup olmadığını nasıl tanıyacağız? Biberin acı olduğunu bilerek yemeğimize katıyoruz veya bir zehri veya tuzu evimizde lazım olduğunda lazım olan yerde kullanmak üzere kullanıyoruz. Bize lazım gelen tuz veya şeker bir tansiyon / şeker hastasına zehir oluyor. Tuz / şeker iyi mi kötü mü? Kullanmak sevap mı günah mı?
Bana göre eşyayı, kendimizi ve doğal sistemi bilmeden her ne yaparsak yapalım hatadan, günahtan ayrı düşemeyiz. Ancak hedefli ve yapıcı eylemlerimizle sevap ve günahtan geçerek doğaya ve topluma layık bir insan olabiliriz. O nedenle kutsal hadiste Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah, günah işleyen ve günahlarından tövbe ve istiğfar eden bir topluluk yaratır da onları bağışlardı. Denmiştir. Tanrıya erme kendi hatalarımızın farkına varmaya bağlandığı anlaşılmaktadır.
Doğada her nesnenin iki ucu var. İnsan da öyle. Hareket, yasam bu ikiliğin birleşiminden doğmakta. Biz de kendi yaşantımızı bunun üzerine kurmaktayız ve diyalektik (tez – anti tez) diyalog (karşılıklı soylemek) ile varoluşla irtibat kurup anlam çıkartıyoruz. Yani her türlü söylem ve eylem elzem ve söylem ve eylemlerin hepsi yaşantımızda, çevremizde mevcut. Peki nasıl içselleştireceğiz? Eylemeyerek tabi ki.
Kur’an da (Ali İmran 27) “Allah geceden gündüzü, gündüzden geceyi, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartır” der. Bakara 216 ayette de “hayır bildiğinizde şer, şer bildiğinizde hayır vardır, Allah bilir, siz bilmezsiniz. Der.
Bir hadisi şerifte ise “ameller niyete göre” buyrulmuştur.
Amel; iş, eylem. Niyet de yapılacak işi düşünme, tasarlama, karar verme gibi anlamlar içeren eylemin düşüncede düşüncenin eylemde olduğunu gösteren diyalektik bir kavram.
Derler ki niyetin iyi ise ve eylem kötü olsa dahi bir sevap kazanırsınız. Çünkü yaptığımız iş kendimizi ve çevreyi tanıma ve iletişim kurma seviyesini gösterir.
O nedenle dinde helal ve haram kavramı da getirilmiştir. Mahrem namahrem gibi. Yani kişisel olan kamusal olan. “Mescide haram olan camiye helal” denemiştir
Bu yazılanlar şimdi kimimizi olumlu kimimizi olumsuz kimimizi de başka türlü etkileyerek yargılamasına neden olacaktır. Bunun nedeni herkesin aklının yargıç olması ve o yargıcın dava konusu olaylarla ilgili bilgisi ve inancı, Bu da kişinin iyi kötü, doğru -yanlış fikri ile bağlantılı olduğundan olsa gerek. Yani kişi kendini görerek aynayı kırar veya parlatır. Yaratılmışı severim yaratandan ötürü demiş Yunus Emre. Sevgi ve hoşgörü ile olumsuz yargılarımızı olumluya çevirdikçe yaşam alanımız genişleyecektir.
Elbet eylemlerimizi yargılayan yargıca hesap vererek layık olduğumuz hayatı yaşamaktayız ve eylemlerimizle ve farkındalığımızla da bu yaşamı değiştirip dönüştürme özgürlüğümüz var. Yargıç makamında oturan kim? Toplum mu? Kişiselliğimiz mi yoksa Hak mı? Kutsal kitabımızda Allahın insana akıl verdiğini ve kullanmayanın üzerine pislik yağar buyurulmuş. Aklı bağ aracı yanında hedefe yürüme aracı olarak kullandığımızda bizi biz eden değerimizle uygar çağdaş devletlerle beraber yürümüş olacağız.