Bugün sevginin tükendiğinden şikâyet ediyoruz ama aslında tükenen sevgi değil; onu taşıyacak karakter. Çünkü sevgi, duygudan çok bir ahlaki süreklilik meselesidir.
Sevgiyi ayakta tutan ilk erdem sadakattir. Sadakat çoğu zaman yanlış anlaşılır; yalnızca bedensel ya da biçimsel bir bağlılık sanılır. Oysa sadakat, anlamda tutarlılıktır. Bugün savunduğunu yarın çıkarına göre terk etmemektir.
İnsan sevdiğine, onu her şartta haklı çıkararak değil; onu kolayca terk etmeyerek sadık kalır. Güven buradan doğar. Güven yoksa sevgi uzun süre barınmaz.
Sadakatin hemen ardından ahde vefa gelir. Bu, yalnızca söylenmiş sözlere değil; birlikte yaşanarak kurulmuş sessiz anlaşmalara sahip çıkmaktır. “Buradayım” demenin sorumluluğunu taşımaktır. Ahde vefa, sevgiyi derinleştirir; çünkü sevgi süreklilik hissi olmadan kök salamaz.
Sorumluluk ise sevginin omurgasıdır. Duygu inişli çıkışlıdır; ama sorumluluk, sevginin ayakta kalmasını sağlar. “İçimden gelmiyor” noktasında biten şey sevgi değildir; hevestir. Sevgi, tam da o noktada başlar. Sorumluluk almaktan kaçan insanın elinde sevgi, romantik bir mazerete dönüşür.
Sabır, sevginin zamana yayılmış hâlidir. Sabır pasif bir katlanma değildir; aceleci yargıyı askıya alabilme becerisidir. İnsan sevdiğini hemen tüketmek ister; sabır buna direnebilmektir. Derinlik zaman ister, zaman da sabır.
Merhamet, sevgiyi yumuşatır ama zayıflatmaz. Merhamet, karşıdakini mazur görmek değil; onu bütünüyle görmektir. Kusuruyla, zaafıyla, karanlığıyla. Merhametten yoksun sevgi, ilk hayal kırıklığında cezaya dönüşür.
Adalet ise sevginin gizli denge unsurudur. Sevgi, adalet olmadığında ya tahakküm üretir ya da bağımlılık.
Kayırmayan, ölçüyü kaçırmayan, sevgiyi borç hâline getirmeyen bir adalet duygusu, ilişkiyi ayakta tutar.
Bütün bunların üzerinde ise benliği terbiye etmek vardır. Sevginin önündeki en büyük engel, benliğin merkezde putlaşmasıdır. Her şeyi kendine göre ölçen insan sevemez; sadece sahip olur. Sevgi, benlik merkezden çekildiğinde nefes alır.
Sonuç açık: Sevgi bir duygu olarak doğar ama erdemle yaşar. Erdem yoksa sevgi uzun sürmez. Kalan şey ya alışkanlık olur ya da anlatılan bir geçmiş.
Sevginin kaderini belirleyen şey, hissin yoğunluğu değil; onu taşıyan insanın karakteridir.