Yargı Dondurur, İdrak Dönüştürür

Hayatı anlamlandırmaya çalışırken çoğu zaman farkında olmadan kendimizi bir mahkeme salonunda buluruz. Her olayı hemen yargılarız: Bu iyi, bu kötü. İyi dediğimizde sevinir, kötü dediğimizde öfkelenir, bazen de yıllarca o hükmü taşırız.

Oysa verdiğimiz hükümler hayatın kendisini mi anlatıyor, yoksa yalnızca o andaki bakışımızı mı?

Bir olaya kesin hüküm verdiğimiz anda onu zihnimizde dondururuz. Hüküm olanı sabitler. Hayat ise sabit değildir. Bugün büyük yenilgi sandığımız bir olay, yıllar sonra en büyük dönüşümün başlangıcı olabilir. Bugün büyük kazanç gördüğümüz bir şey, bizi ummadığımız bir kayba sürükleyebilir.

Eski düşünürler de bunu fark etmişti: İnsanı asıl yaralayan olayın kendisi değil, olaya yüklediğimiz yargıdır. Modern psikoloji de benzer noktaya işaret ediyor. Duygularımız çoğu zaman olaylardan değil, olaylara verdiğimiz değerlendirmeden doğar. Aynı olayı farklı bir gözle yeniden değerlendirdiğimizde, duygusal tepkimiz de değişebilir.

Asıl mesele, bu dönüşümü kendi hayatımızda görebilmektir. Ben buna idrak diyorum. Zihnen anlamak bilgidir. İdrak ise anladığın hakikatin içinde yaşamaya başlamaktır.

Geçenlerde biri “Bana çok büyük bir haksızlık yapıldı, hâlâ öfkeyi taşıyorum” dedi. Ona sordum: “Bu olay seni neye dönüştürdü?” Sustu. Çünkü hep kendisine yapılan haksızlığa bakmıştı. Dönüşüm açısından hiç bakmamıştı.

Öfke geçmişe bağlar. İdrak ise soruyu değiştirir: “Bana ne yapıldı?” yerine “Bu yaşantı beni neye dönüştürüyor?”

İdrak, acıyı inkâr etmek veya haksızlığa susmak değildir. Verdiğimiz hükmü hayatın son hükmü sanmamaktır. Çünkü çoğu zaman bütün resmi değil, yalnızca o anın bir parçasını görürüz. Hayat ise resmini tamamlamaya devam eder.

Geçmişe baktığımızda “Keşke olmasaydı” dediğimiz olaylar vardır. Yıllar sonra aynı olaylara baktığımızda, onların bizi değiştirdiğini, olgunlaştırdığını görürüz. O zaman soru değişir: “Beni neye dönüştürdü?”

Yargı geçmişin avukatıdır. İdrak, dönüşümün tanığı ve uygulayıcısıdır.

Bilmek vardır. Bir de idrak olmak. İdrak olduğunda bilgi zihinde duran bir düşünce olmaktan çıkar, yaşantının kendisine dönüşür.

Yargı olanı dondurur. İdrak dönüşümü yaşar. Hikmet ise dönüşümün içindeki bütünü görür. Ve insan, yaşadığı her şeye son hükmü vermek yerine onun dönüşümüne katılmayı öğrendiğinde, belki ilk defa hayatı gerçekten yaşamaya başlar.