Günümüzde savaşlar idealler için değil, ekonomik çıkarlar için çıkarıyor. Petrol, doğalgaz, nadir madenler ve teknoloji yolları-hepsi servet ve güç birikiminin arenası. Para ve güç birikimi, kontrolsüz bırakıldığında toplumsal patlamaya yol açıyor.
Neoliberal sistem, sürekli büyüme ve tüketim üzerine kurulu. Devletler ve sermaye sahipleri çıkarlarını halkın ihtiyaçlarının önüne koyuyor. Tarih bunun örnekleriyle dolu: Fransız Devrimi’nden, Almanya’da Nazi yükselişine; 2008 finansal krizinden günümüze kadar, eşitsizlik ve güç merkezileşmesi patlamayı kaçınılmaz kıldı.
Bugün teknoloji ve dijital araçlar, eşitsizliği artırıyor; liderler büyük sermaye sahiplerinin etkisi altında. Üstelik kutsal inanç ve dini duygular da ekonomik ve politik çıkarların aracı haline getirildiğinde, patlamanın boyutu çok daha büyük oluyor. Din, insanın en derin aidiyet duygusunu temsil ediyor; manipüle edildiğinde öfkeyi ve kutuplaşmayı artırıyor.
Tek bir dünya devleti veya tek bir liderlik, paradoksal olarak istikrar vaat etse de, güç ve karar mekanizmasının tamamen merkezileşmesi büyük riskler yaratmaktadır. Tek bir otorite hem ekonomik hem politik hem de toplumsal kararları kendi çıkarlarına göre yönlendirmektedir. Bu da eşitsizliği ve adaletsizliği derinleştirmiştir.
Çözüm açık: servet ve güç birikimini dengeleyen ekonomik sınırlar, Mevcut ulusal devletlerin ve sınırların korunup dolaşım ve iletişim.
Ticaretin açık olduğu sürdürülebilir sağlıklı yaşam amaçlı kaynak kullanımı, politik hesap verebilirlik ve halk denetimi. Din ve toplumsal değerler, bir araç olmaktan çıkarılması, toplumsal dayanışmayı güçlendirecek biçimde, herkesin olduğu yerde yaşayıp istediği yere ulaşabilecek imkanlara sahip olacağı evrensel insan haklarının uygulanacağı bir ortamın oluşması korunmalı.
Ne yapılırsa yapılsın, bu döngü kırılmazsa patlama kaçınılmazdır. Burada önemli olan Yüce Atatürk’ün duruşunu göstermekten başka çare bulunmamaktadır. Ya istiklal ya ölüm. Yurtta sulh, cihanda sulh.
Tarih boyunca hem Hristiyanlıkta hem İslam’da, Tanrı’nın iradesinin hakim olduğu bir dünya nizamı idealize edilmiştir.
Bu anlayış, insanların adalet, eşitlik ve ahlaki düzen içinde yaşaması gerektiğini vurgular; toplumun ve yönetim mekanizmalarının, sadece insan çıkarlarıyla değil, daha yüksek bir etik ve ilahi düzene göre şekillenmesini öngörür. Ancak günümüz dünyasında bu ilahi düzen, ekonomik çıkarlar ve güç odaklarının araçsallaştırmasıyla çarpıtıldığında hem kutsal değerler hem de toplumsal denge zarar görmektedir.
Tarih bize bunu defalarca gösterdi. İnsanlık ailesinin üyeleri uluslararası bağlamda doğru adımları atmalı; paranın yiyecek gücün mutluluk olmadığını teyit etmeli. Böylece kriz, bir felaket değil, toplumsal denge ve sürdürülebilirlik için bir fırsata dönüştürülebilir.