Okulun yalnızca ders yapılan bir yer olmaktan çıkarıp psikolojik olarak da güvenli bir alan hâline getirilmesi gerektiğini kaydeden Psikolog Zeynep Buse Yengil, ‘’Ortada çok net bir gerçek var. Bir genç silah alıp bir okula giriyorsa, burada sadece bireysel değil; aileden okula, sosyal çevreden denetim mekanizmalarına kadar uzanan ciddi ihmaller zinciri vardır’’ dedi.

Öfke, erişilebilir silah, sosyal kopuş birleştiğinde risk çok ciddi biçimde büyür

Psikolog Yengil, ‘’Elbette her öfkeli genç şiddete başvurmaz; ancak öfke, erişilebilir silah, yetersiz psikolojik destek ve sosyal kopuş birleştiğinde risk çok ciddi biçimde büyür. Okul şiddetini anlamak için yalnızca bireye odaklanmak yeterli değil; çocuğun içinde bulunduğu aile, okul ve sosyal çevreyi bir bütün olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu olaylar bize şunu söylüyor; okullarda yalnızca akademik başarıyı izlemek yetmez; duygusal riskleri de erken fark etmek gerekir’’ ifadelerini kullandı.

Küçümsenen her işaret, ileride daha ağır bir tabloya dönüşebilir

‘Küçümsenen her işaret, ileride daha ağır bir tabloya dönüşebilir’ diyen Yengil, ‘’İçe kapanma, tehditkâr söylemler, intikam fantezileri, şiddeti yücelten paylaşımlar, okula ya da belirli kişilere yönelik yoğun kin, ciddi davranış değişiklikleri, disiplin sorunlarında ani artış ve umutsuzluk ifadeleri çoğu zaman ciddiye alınması gereken sinyallerdir. Ne yazık ki birçok kurumda bu belirtiler “ergenliktir geçer”, “biraz hırçın” ya da “sorun çıkaran çocuk” diye küçümsenebiliyor. Oysa küçümsenen her işaret, ileride daha ağır bir tabloya dönüşebilir’’ açıklamasında bulundu.

Her okul, ailen ve yerel kurum tabloyu bir uyarı olarak görmeli

Gaziantep gibi genç nüfusun yoğun olduğu şehirlerde bu olayları “başka yerde olmuş münferit vakalar” diye okumamak gerektiğini söyleyen Yengil, ‘’Bölgedeki her okulun, her ailenin ve her yerel kurumun bu tabloyu bir uyarı olarak görmesi gerekiyor. Çünkü şiddet sadece bireysel bir öfke patlaması değildir; aynı zamanda ihmal edilmiş ruhsal ihtiyaçların, zayıf önleme sistemlerinin ve erişilebilir risk araçlarının birleştiği noktada ortaya çıkar. Bugün çocuklarımızı gerçekten korumak istiyorsak, olay olduktan sonra konuşan bir toplum değil, olay olmadan önce duyan bir toplum olmak zorundayız’’ şeklinde konuştu.

Suça sürüklenen çocuk ifadesi sorumluluğu dağıtan bir dil haline geldi

Suça sürüklenen çocuk ifadesinin çoğu zaman sorumluluğu dağıtan bir dil haline gelebildiğini kaydeden Yengil, ‘’Evet, risk faktörleri vardır; ama aynı zamanda sınırlar, denetim ve toplumsal sorumluluk da vardır. Bir psikolog olarak bu tür olaylara baktığımda, meseleyi yalnızca “öfke” ya da “suç” başlığıyla açıklamanın yetersiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir çocuk ya da ergen, insan öldürme noktasına bir günde gelmez. Bu noktaya gelişin içinde çoğu zaman uzun süredir biriken dışlanmışlık, değersizlik, yoğun öfke, aşağılanma algısı, dürtü kontrolünde bozulma, şiddetin çözüm yolu gibi öğrenilmesi ve en önemlisi silaha erişimin kolaylaşması vardır’’ değerlendirmesini yaptı.

Ergenlik dönemini doğru anlamak gerekiyor

Silaha erişimin kolay olduğu durumlarda, bu tür olayların çok daha ağır sonuçlara yol açtığına dikkat çeken Yengil, ‘’Özellikle ergenlik dönemini doğru anlamak gerekiyor. Ergenlik, kimlik arayışının, kırılgan benlik saygısının, yoğun utanma ve öfke duygularının en keskin yaşandığı dönemlerden biridir. Kendini dışlanmış, küçük düşürülmüş, değersiz ya da görünmez hisseden bazı gençler, bu duygularla sağlıklı şekilde baş edemediğinde, “kontrolü geri alma” ya da “kendini gösterme” dürtüsüyle yıkıcı davranışlara yönelebilir’’ uyarısında bulundu.

Her okulda düzenli risk taraması yapılmalı

Okulu yalnızca ders yapılan bir yer olmaktan çıkarıp psikolojik olarak da güvenli bir alan hâline getirilmesi gerektiğini vurgulayan Yengil, ‘’Her okulda düzenli risk taraması yapılmalı; rehberlik servisleri yalnızca kriz olduğunda değil, kriz olmadan önce de aktif çalışmalıdır. Öğrencilerin öfke yönetimi, duygu düzenleme, çatışma çözme ve yardım isteme becerilerini geliştiren programlar eğitim sisteminin kenarında değil merkezinde olmalıdır. Şiddeti azaltmanın yolu, sadece olaydan sonra müdahale etmek değil; öğrencilerin sosyal becerilerini geliştiren, aileyi sürece dahil eden ve okulun günlük işleyişine yayılan çalışmalar yürütmekten geçiyor’’ dedi.

Çocuk bazen yardım istemez; ama davranışıyla alarm verir

Yengil, ‘’Evde erişilebilir silah bulunması, çocuk ve ergenler açısından yalnızca “güvenlik açığı” değil, ölümcül bir risk faktörüdür. Ailelerin çocuklarının duygusal değişimlerini fark etmesi, tehdit içerikli sözleri hafife almaması, okul ile daha güçlü temas kurması ve ev içindeki silah, şiddet dili, aşağılama ve korku iklimini gözden geçirmesi gerekir. Çocuk bazen yardım istemez; ama davranışıyla alarm verir. O alarmı duymak, yetişkinlerin sorumluluğudur’’ ifadelerini kullandı.

Acil psiko-sosyal destek planları devreye alınmalı

Kriz sonrası müdahaleye değinen Psikolog Zeynep Buse Yengil, konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Böyle olaylardan sonra sadece fail ve güvenlik tartışılmamalı; tanık olan öğrenciler, öğretmenler, veliler ve sağlıkla taburcu edilen yaralılar için de acil psiko-sosyal destek planları devreye alınmalıdır. Travmaya maruz kalan çocuklarda uyku bozukluğu, okula gitmek istememe, irkilme, sessizleşme, öfke patlamaları, kabuslar ve tekrar yaşantılama belirtileri görülebilir.’’

Kaynak: Leyla Aysun GÖKŞEN