‘Gaziantep çalışkandı, üreten bir şehirdi. Sanayisiyle övünürdü, esnafıyla ayakta dururdu, tarımıyla nefes alırdı’ diyen Siyaset Bilimi Uzmanı Abdullah Yeniekinci, ‘’Bugün ise yokluk ve yoksulluk bu şehrin sokaklarında gizlenemez hâle geldi. Hanelerin önemli bir bölümü gelirini temel ihtiyaçlara bile yetiremezken, bu şehirde yoksulluk bir “risk” değil, günlük gerçekliktir’’ dedi.

Harca harca bitmez denilen maaş, daha ayın ortasını görmeden eriyor

Hayat pahalılığının Gaziantep’te artık tartışma konusu değil doğrudan hayatın kendisi olduğunu dile getiren Yeniekinci, ‘’2026 yılı için asgari ücret yüzde 27 artışla net 28 bin 75 lira olarak açıklandı. Kâğıt üzerinde artış var, cebe giren para var. Ama aynı dönemde açlık sınırı 29 bin 828 liraya dayanmış durumda. Yani bir çalışan, ay boyunca tam zamanlı çalışsa bile, sadece karnını doyurmanın maliyetine yetişemiyor. Asgari ücret, daha maaş açıklandığı gün açlık sınırının altında kalıyor. Bu tablo, yokluğun ve sefaletin rakamla ifadesidir. İnsanlar barınmayı, faturayı, ulaşımı konuşmadan önce “bu ay kaç öğün eksilteceğiz” hesabı yapıyor. Harca harca bitmez denilen maaş, daha ayın ortasını görmeden eriyor. Açlık artık işsizliğin değil, çalışmanın sonucu hâline gelmiş durumda’’ açıklamasını yaptı.

Çalışan yoksullar, bu şehrin en kalabalık sınıfı hâline geldi

Sefaletin yalnızca parasızlık değil aynı zamanda seçeneklerin tükenmesi anlamına geldiğini kaydeden Yeniekinci, ‘’Asgari ücretlinin geliri kira, gıda ve fatura üçgeninde sıkışıp kalırken, geriye ne eğitim kalıyor ne sağlık ne de insanca yaşama ihtimali. Çalışan yoksullar, bu şehrin en kalabalık sınıfı hâline geldi. İŞKUR verileriyle birlikte bakıldığında tablo daha da ağırlaşıyor. İş bulanlar da yoksul, iş bulamayanlar zaten çaresiz. Düşük ücretli, güvencesiz ve geçici işler Gaziantep’te istihdamın ana biçimi hâline gelmiş. Yani sorun sadece işsizlik değil; çalışmanın insanı yoksulluktan kurtaramaması’’ değerlendirmesini yaptı.

Her genç, ya düşük ücretli işlere ya da uzun süreli işsizliğe mahkum oluyor

Yeniekinci, ‘’Eğitimsizlik bu yoksulluk döngüsünü kırmak yerine derinleştiriyor. Eğitimden kopan her genç, ya düşük ücretli işlere ya da uzun süreli işsizliğe mahkum oluyor. Böylece yoksulluk nesilden nesile aktarılıyor. Gaziantep’in sorunu yalnızca yoksulluk değil; yoksulluğun kanıksanmasıdır. Sorun açlık değil; açlığın kader gibi kabul edilmesidir. Sorun hayat pahalılığı değil; bu pahalılığı üreten düzene gösterilen rızadır’’ şeklinde konuştu.

Gelir adil dağılmıyorsa, büyüme yalnızca belirli bir zümrenin refahını artırır

Yoksulluğun temel nedenlerinden birinin, uzun süredir uygulanan büyüme odaklı fakat adalet körü ekonomik anlayış olduğuna dikkat çeken Yeniekinci, ‘’Ekonomi büyürken gelir adil dağılmıyorsa, büyüme yalnızca belirli bir zümrenin refahını artırır. Türkiye’de tam olarak bu yaşanmıştır. Vergi sistemi dolaylı vergilere dayalıdır; yani yoksul da zengin de aynı ekmeğe, aynı süte aynı vergiyi öder. Bu yapı, yoksulluğu azaltmak bir yana, onu kurumsallaştırır’’ eleştirisinde bulundu.

Kaynak: Fatma KARABACAK