2026-2027 Eğitim Öğretim Yılının başlamasıyla birlikte kaynak kitap sorunu yeniden gündeme geldi. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğrencilere ücretsiz kitap dağıtılmasına karşın bazı okullarda velilere kaynak kitap aldırıldığı ifade ediliyor.

Eğitim Gücü Sen Gaziantep Şube Baş Emin Okan Okyay, ‘’Okullarda her eğitim öğretim yılı başında tartışılan konuların başında yardımcı kaynak ve kaynak kitap meselesi geliyor. Bakanlığın düzenlemelerinde, ücretsiz dağıtılan kaynaklar dışındaki materyallerin okullarda kullandırılmaması ve velilere maddi yük oluşturacak uygulamalardan kaçınılması yönünde hükümler bulunuyor’’ dedi.

Bütüncül şekilde ele alınmalı

‘Kaynak kitap tartışmasının bir diğer boyutu da veliler üzerindeki ekonomik baskıdır’ diyen Okyay, ‘’Eğitim öğretim yılının başlangıcında kitap, kırtasiye, kıyafet, servis, yemek ve benzeri giderlerin aile bütçesine önemli yükler getirmesi, özellikle dar gelirli aileler açısından ciddi bir sorun oluşturabilir. Bu nedenle eğitimde fırsat eşitliği yalnızca “ücretsiz kitap” sağlamakla sınırlı görülmemeli; öğrencinin okula ulaşımından beslenmesine, teknolojik imkânlarından eğitim materyallerine kadar bütüncül şekilde ele alınmalıdır’’ şeklinde konuştu.

Okyay, ‘’Asıl soru şudur; devletin ücretsiz sunduğu eğitim materyalleri öğrencilerin ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılıyor ve öğretmenlerin nitelikli eğitim yapabilmeleri için gerekli bütün imkânlar sağlanabiliyor mu? Bu sorunun cevabı, kaynak kitap tartışmasından çok daha geniş bir eğitim politikası meselesidir’’ ifadelerini kullandı.

Düzenlemenin temelinde eğitimde fırsat eşitliği var

2026-2027 eğitim öğretim yılı için 283 milyonun üzerinde ücretsiz ders kitabının öğrencilere dağıtıldığını ifade eden Okyay, ‘’Bu düzenlemenin temelinde eğitimde fırsat eşitliği var. Bir öğrencinin akademik başarısının ailesinin ekonomik gücüne bağlı hâle gelmemesi gerekir. Ancak burada tartışılması gereken başka bir boyut daha bulunuyor. Öğrencilerin sınav başarısını artırmak amacıyla farklı kaynaklara yönelme ihtiyacı hissediliyorsa, bunun yalnızca “kaynak kitap kullanılsın mı, kullanılmasın mı?” tartışması üzerinden ele alınması yeterli değildir’’ değerlendirmesinde bulundu.

Her eğitim öğretim yılının başlangıcında benzer sorunlarla yeniden karşılaşıldığını ve eğitim sisteminin bazı kronik meselelerini tekrar gündeme getirildiğini sözlerine ekleyen Okyay, ‘’Bunların başında kaynak kitap kullanımı, okulların fiziki koşulları, güvenlik, temizlik ve hijyen, kalabalık sınıflar, öğretmen ve yardımcı personel ihtiyacı gibi sorunlar geliyor. Eğitimde başarıyı yalnızca sınav sonuçlarıyla değerlendirmek yerine, öğrencinin gününün önemli bir bölümünü geçirdiği okulun ne kadar güvenli, temiz, sağlıklı ve nitelikli olduğuna da bakmak gerekiyor’’ açıklamasını yaptı.

Okullarda güvenlik lüks değil, zorunluluk

Okullarda güvenliğin lüks değil, zorunluluk olduğunu kaydeden Okyay, ‘’Çocuklarımızı okula gönderirken velilerin aklındaki en temel sorulardan biri şudur; “Çocuğum okulda güvende mi?” Bu sorunun cevabı hiçbir veli için belirsiz olmamalıdır. Okul güvenliği yalnızca okul kapısında bir güvenlik görevlisinin bulunması anlamına gelmez. Güvenli okul; okul giriş çıkışlarının kontrol altında olduğu, öğrencilerin yabancı kişilerden korunabildiği, yangın ve acil durum planlarının hazır olduğu, deprem ve diğer afetlere karşı gerekli tedbirlerin alındığı, elektrik, doğalgaz ve benzeri teknik risklerin kontrol edildiği, merdiven, korkuluk, kapı ve pencerelerin güvenli olduğu, bahçe ve oyun alanlarının düzenli olarak denetlendiği, şiddet ve akran zorbalığına karşı etkili mekanizmaların bulunduğu, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin etkin biçimde yürütüldüğü bir eğitim ortamıdır. Dolayısıyla okul güvenliğini yalnızca fiziki güvenlik başlığı altında değerlendirmek de doğru değildir’’ diye konuştu.

Eğitimde öncelikleri yeniden düşünmeliyiz

Temiz okulun ise sağlıklı öğrenci, sağlıklı öğretmen ve sağlıklı eğitim ortamı anlamına geldiğini vurgulayan Eğitim Gücü Sen Gaziantep Şube Başkanı Emin Okan Okyay, konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘’Özellikle tuvaletlerin temizliği, lavabolarda sabun ve gerekli hijyen malzemelerinin bulunması, sınıfların düzenli havalandırılması, ortak kullanım alanlarının temizliği, içme suyunun güvenliği ve atıkların uygun şekilde toplanması sürekli olarak takip edilmelidir. Okulun temizliği yalnızca eğitim öğretim yılının ilk haftasında değil, yılın 180 günü boyunca gündemde olmalıdır. Temizlik ve hijyen konuşulurken en önemli unsurlardan biri de okulun yardımcı personel ihtiyacıdır. Eğitimde öncelikleri yeniden düşünmeliyiz. Eğitim sisteminin başarısını yalnızca sınavlarda alınan puanlarla ölçmek, eğitim sürecinin çok önemli bir bölümünü gözden kaçırmamıza neden olabilir. Bir öğrencinin; temiz bir tuvalete erişmesi, güvenli bir okulda bulunması, sağlıklı bir sınıfta ders görmesi, nitelikli bir öğretmenden eğitim alması, rehberlik hizmetlerinden yararlanması, ailesinin ekonomik durumundan dolayı eğitim materyallerinden mahrum kalmaması da eğitim kalitesinin göstergeleridir.’’

Kaynak: Adem Kesenek