Uzman Klinik Psikolog Zeynep Buse Yengil, son yıllarda antidepresan kullanım oranlarında artış yaşandığına dikkat çekti.
Yengil, ‘’Bölgenin deprem sonrası hâlâ süren travmatik sürecinin de bu tabloya eklenmesiyle, Gaziantep’te ekonomik kaygı ile duygusal kırılganlığın iç içe geçtiği, çok katmanlı ve özellikle dikkat gerektiren bir psikolojik yük oluştuğu değerlendirilebilir. Bu da bölgede ruh sağlığı hizmetlerine olan ihtiyacın, Türkiye ortalamasının üzerinde bir aciliyetle ele alınması gerektiğini gösteriyor’’ dedi.
Son yıllarda antidepresan kullanım oranlarındaki artışın, yalnızca bireysel bir sağlık meselesi olarak değil, toplumsal ve ekonomik koşullarla birlikte ele alınması gereken bir olgu olduğunu sözlerine ekleyen Yengil, ‘’İçinde bulunduğumuz ekonomik belirsizlik ortamı, bireylerin ruh sağlığı üzerinde ciddi ve kalıcı bir baskı oluşturuyor. Geçim kaygısı, artan yaşam maliyetleri, gelecek kaygısı, iş güvencesizliği ve satın alma gücündeki kayıp; kronik stres, anksiyete bozuklukları ve depresif belirtilerin zeminini hazırlayan başlıca etkenler arasında yer alıyor’’ açıklamasını yaptı.
Ekonomik krizlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisi çok yönlü
Ekonomik krizlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisinin çok yönlü olduğunu söyleyen Yengil, ‘’Yalnızca maddi kayıplardan bahsetmiyoruz; bireyin kendilik algısı, öz saygısı, aile içi dinamikleri ve genel yaşam doyumu da bu süreçten doğrudan etkileniyor. Özellikle “yetememe” ve “başa çıkamama” hissiyle birlikte gelen uykusuzluk, tükenmişlik, motivasyon kaybı ve umutsuzluk belirtileri, klinik pratikte giderek daha sık karşılaşılan bir tablo hâline geliyor. Bu durum, toplumun geniş bir kesiminde sessiz ama yaygın bir psikolojik yorgunluğa işaret ediyor’’ ifadelerini kullandı.
Doğrudan psikolojik yüke dönüştüğü gözlemleniyor
Psikolog Yengil, ‘’Gaziantep özelinde değerlendirildiğinde, şehrin hem sınır ticareti hem de sanayi ile iç içe geçmiş ekonomik yapısının, burada yaşayan bireyleri bu süreçten daha hassas biçimde etkilediği söylenebilir. Esnaf, küçük işletme sahipleri ve günlük kazançla geçinen aileler, ekonomik dalgalanmalardan en hızlı ve en doğrudan etkilenen kesimler arasında yer alıyor; bu kesimlerde geçim sıkıntısının doğrudan psikolojik yüke dönüştüğü gözlemleniyor’’ şeklinde konuştu.
İlaç tedavisi tek başına yeterli değildir
Antidepresan kullanımının bir “çözümsüzlük” ya da “zayıflık” göstergesi değil, doğru koşullarda ve bir uzman gözetiminde başvurulduğunda son derece destekleyici bir tedavi aracı olduğuna dikkat çeken Yengil, ‘’İlaç tedavisi tek başına yeterli değildir; psikoterapi desteğiyle birlikte yürütülmesi, kişinin krizle baş etme becerilerini güçlendirmesi ve kalıcı iyileşme sağlaması açısından çok daha etkili sonuçlar verir. Yalnızca semptomu bastırmak değil, kişinin krizle baş etme kapasitesini artırmak, uzun vadede daha sağlıklı bir toplumsal yapı için de önemlidir’’ değerlendirmesinde bulundu.
Önümüzdeki dönemin en önemli gündem maddelerinden biri olacak
Yengil, ‘’Toplum olarak yapmamız gereken, ruh sağlığı desteğine başvurmayı bir zayıflık değil, kendine sahip çıkma biçimi olarak görmek ve bu hizmetlere erişimi kolaylaştırmaktır. Ekonomik krizler bireysel iradeyle tek başına aşılabilecek meseleler değildir; bu nedenle hem bireysel destek mekanizmalarının hem de toplumsal farkındalığın birlikte güçlendirilmesi gerekiyor. Bu süreçte ruh sağlığı hizmetlerine duyulan ihtiyacın görünür kılınması ve bu alandaki damgalanmanın azaltılması, toplumsal iyileşme açısından önümüzdeki dönemin en önemli gündem maddelerinden biri olacaktır’’ dedi.





