Netice şu: İnsan, hayatını soyut kavramlarla değil, somut tercihlerle kuruyor. Herkes niyetince; inancının huzurunu, elinin-emeğinin nimetini, aklının kazancını ve davranışlarının karşılığını yaşıyor. Ne eksik ne fazla.
Kimseye piyango vurmuş gibi bir hayat düşmüyor; kimseye de sebepsiz ceza kesilmiyor. Denklem basit, sadece akledilmesi-yüzleşilmesi kabullenmesi zor.
Bizde tuhaf bir alışkanlık var: Sonuçları seviyoruz, bedelleri sevmiyoruz. Huzur istiyoruz ama iç hesaplaşmadan kaçıyoruz. Bereket istiyoruz ama emeği vermeyip hoyratça harcamayı marifet sayıyoruz. Akıldan söz ediyoruz ama düşünmenin yükünü taşımak istemiyoruz. Davranışlarımız aynı kalsın, hayat değişsin istiyoruz. Bu, evrene yazılmış bir dilekçe gibi: “Ben aynı kalayım, gerçeklik değişsin.” Olmuyor.
Değişim romantik bir hikâye değil. İlham verici sözlerle, motivasyon cümleleriyle, iki kitap alıntısıyla da olmuyor. Değişim, insanın kendisiyle kavga etmesi demek. Kendi konforunu hedef alması, kendi bahanelerini parçalamayı göze alması demek. İnsan en çok kendine söz geçiremediği, yüzleşemediği, yalan söylediği için yerinde sayıyor zaten.
Değiştirmek isteyen değiştirebilirse önce kendini değiştirsin. Kimse kimseyi dönüştüremez. Ne sistem ne aile, ne çevre, ne öğretmen, ne lider… Hepsi ancak zemin hazırlar. Adımı atacak olan yine insanın kendisi. İrade devredilebilen bir şey değil; sahip çıkıldığında filizlenen, terk edildiğinde kuruyan bir bilinç tohumudur.”
Romantik değil, motivasyon cümlesi hiç değil-biyoloji gibi, fizik gibi, mekanik bir gerçeklik. Hayat da bu noktada tarafsız bir muhasebeci gibi çalışıyor. İnsanın inancı, yazılımı, algısı neyse onu okuyor, onu yaşıyoruz. Değişim ve dönüşüm algımızı arıtıp işleyişe olumlu katkı yapan davranışlarla başlıyor.
Hayat, emeğin neyse onun nimetini koyuyor insanın önüne. Aklını ne kadar kullandıysan kazancını o kadar veriyor. Davranışların neyse, karşılığını dosyana işliyor. Ne kin tutuyor ne acıyor, ne torpil yapıyor. Aklı bireyselliğin dar kabuğundan çıkarıp evrensel varoluşla buluşturduğumuzda, insanın hem aklı hem vicdanı nefes almaya başlıyor.
Bu tablo rahatlatıcı değil, ama özgürleştirici. Çünkü artık suçlayacak kimse kalmıyor. Aynı zamanda kaçacak yer de kalmıyor. İnsan ya kendini dönüştürür ya da olduğu hâlin sonuçlarını yaşamaya devam eder. Hayat iki seçeneğe de karışmaz. Sadece sonucu teslim eder.