Bir ağacı anlamak istiyorsanız dallarına değil, köklerine bakmanız gerekir. Çünkü dallar ne kadar büyürse büyüsün, onları ayakta tutan görünmeyen köklerdir. Toplumlar da böyledir. Bugün Türkiye üzerine konuşurken çoğu zaman dalları konuşuyoruz. Kimlikleri, kültürleri, farklılıkları, talepleri konuşuyoruz. Oysa önce şu soruyu sormamız gerekir: Bu ağacın kökü nedir?
Anadolu sıradan bir coğrafya değildir. Binlerce yıldır medeniyetlerin buluştuğu, kavimlerin geçtiği, devletlerin kurulduğu ve yıkıldığı büyük bir hafıza alanıdır. Ancak bugün üzerinde yaşadığımız devletin kökleri yalnızca Anadolu toprağında değil, bu toprağı vatan yapan iradede aranmalıdır.
Türk milleti, Malazgirt'ten Sakarya'ya, Dumlupınar'dan Cumhuriyet'e uzanan tarih boyunca bu toprakların kurucu ve taşıyıcı gücü olmuştur. Özellikle Milli Mücadele, Türk milletinin varlık-yokluk savaşıdır. İşgal karşısında ayağa kalkan, Kuvâ-yı Milliye saflarında mücadele eden, cephelerde kanını döken ve Cumhuriyet'i kuran irade Türk milletinin iradesidir. Cumhuriyet bu iradenin eseridir. Bu tarihsel gerçeği görmeden Türkiye'nin bugününü anlamak mümkün değildir. Fakat kökün güçlü olması, ağacın yalnız kökten ibaret olduğu anlamına da gelmez. Bir ağacın değeri yalnız kökünde değil, büyüttüğü dallardadır.
Anadolu yüzyıllar boyunca Türk devlet geleneğinin idaresi altında farklı topluluklara yurt olmuştur. Rumlar, Ermeniler, Kürtler, Araplar, Çerkesler, Lazlar, Romanlar ve daha niceleri bu coğrafyanın hafızasında yer edinmiş, bu devlet düzeni içinde yaşamıştır. Her biri kendi kültürel rengini korumuş, kendi hafızasını taşımış; fakat aynı gövdenin gölgesinde varlığını sürdürmüştür.
Cumhuriyet ise bu tarihsel mirası yeni bir anlayışla yeniden yorumlamıştır. Tebaanın yerine yurttaşı koymuş, farklı kökenlerden gelen insanları ortak hukuk ve ortak kader etrafında buluşturmuştur. Böylece Türk milleti yalnızca etnik bir aidiyetin değil, ortak vatanın, ortak tarihin ve ortak vatandaşlığın adı haline gelmiştir.
Güçlü kökler, dallardan korkmaz. Kök kendinden emin ise dalların farklı yönlere uzanmasını tehdit olarak görmez. Tam tersine, ağacın büyümesi olarak görür. Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele de budur. Bazıları yalnız dalları görerek kökü unutuyor. Bazıları ise kökü koruyacağım derken dalları budamaya kalkıyor. Oysa hayat ikisinin arasında akıyor. Kök olmazsa ağaç devrilir. Dal olmazsa ağaç kurur. Türk milleti bu devletin köküdür.
Cumhuriyet onun gövdesidir. Anadolu'nun farklı kültürleri ise bu gövde üzerinde yükselen dallardır. Hiçbir dal kökün yerine geçemez. Ama hiçbir kök de dal olmadan ağaç olamaz.
Türkiye'nin geleceği bu hakikati hatırlayabilmesine bağlıdır. Kökünü bilen ama dallarına da yer açabilen bir anlayış... Kurucu iradesinden vazgeçmeden farklılıklarını yaşatabilen bir devlet... Çünkü büyük milletler yalnız savaş kazanarak değil, kurdukları çatı altında farklı insanlara yer açabildikleri ölçüde büyürler.
Kök toprağa tutunur. Dallar göğe uzanır. Gölge ise ikisinin birlikte ürettiği hayattır. Ağacın gölgesinde yaşamak isteyen, dalının rengini koruyabilir. Kendi yaprağını büyütebilir. Kendi meyvesini verebilir. Fakat ağacı ayakta tutan toprağı, kökü, güneşi ve gövdeyi yok sayarak gölgenin sürmesini bekleyemez. Çünkü gölge, yalnız dalların değil; bütünün ürettiği bir nimettir.