Tarih, bir milletin karakterini en net biçimde ortaya koyan aynadır. Türk milleti de binlerce yıl boyunca bu aynada kendi suretini hep aynı çizgilerle göstermiştir: özgürlük tutkusu ve adalet arayışı. Bu iki haslet, yalnızca siyaset veya hukuk kavramı değildir; bir kültür, bir yaşam biçimi ve bir bilinç biçimidir.

Türk tarihi boyunca, hürriyet ve adalet birbirinden ayrılmaz biçimde var olmuştur. Göçebe çadırdan saraya, bozkırdan şehre kadar her toplumsal yapıda bu iki değer hep el ele yürümüştür. Hürriyet, bireyin ve toplumun kendi kaderini belirleyebilme gücüdür. Adalet ise, bu özgürlüğün sınırlarını belirleyen, düzeni ve dengeyi sağlayan ilkedir. Birisi olmadan diğeri eksik kalır; biri güçsüzse diğerinin anlamı da kaybolur.

Bu kavramlar, eski Hurri ve Hitit metinlerinde de sembolize edilmiştir: Tarhunda’nın arabasını çeken iki boğa, birinin hürriyet (hurriş), diğerinin kanun ve düzen (şerriş) anlamını taşıması gibi… Boğa ne kadar güçlü ise araba o kadar sağlam yürür; hürriyet ne kadar canlı ise adalet o kadar dengeli olur. Bu simge, tarih boyunca Türk milletinin ruhunda yankı bulmuş; özgürlüğü savunan, adaleti koruyan bir karakteri oluşturmuştur.

Günümüzde de bu iki haslet, milletin yönünü belirlemeye devam ediyor. Hürriyet olmadan adalet savunulamaz; adalet olmadan hürriyet kaosa düşer. Eğitimden siyasete, hukuktan sosyal hayata kadar her alanda bu dengeyi korumak, geçmişin mirasını geleceğe taşımak demektir.

Türk milleti, tarihin her döneminde bu iki değerle ayakta kalmış ve her daim bu iki ilkeyi rehber edinmiştir. Hürriyet ve adalet, sadece soyut kavramlar değil; bir milletin ruhunu oluşturan temel taşlardır. Ve bu taşlar sağlam oldukça, milletin yolu her zaman aydınlık ve güvenli olacaktır.