Kanser tedavisinde son yıllarda öne çıkan immünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücreleriyle mücadelesini destekleyen önemli tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Bazı kanser türlerinde başarılı sonuçlar sağlayabilen bu yöntem, her hastada aynı etkiyi göstermiyor. Tedavinin uygunluğu belirlenirken kanserin türü ve evresinin yanı sıra tümörün genetik ve biyolojik özellikleri de dikkate alınıyor.
Medical Point Gaziantep Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Sevinç, immünoterapinin çalışma prensibi, hangi kanser türlerinde kullanılabildiği ve tedavi başarısını etkileyen faktörler hakkında bilgi verdi.
“İmmünoterapi
Bağışıklık Sisteminin Kanserle
Mücadelesini Destekliyor”
İmmünoterapinin özellikle melanom, küçük ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri, böbrek kanseri, mesane kanseri ve klasik Hodgkin lenfoma gibi bazı kanser türlerinde önemli bir tedavi seçeneği haline geldiğini belirten Prof. Dr. Alper Sevinç, serviks (rahim ağzı) kanseri, endometrium (rahim iç zarı) kanseri, kolon kanseri, özofagus (yemek borusu) ve mide kanserleri, karaciğer kanseri ile baş ve boyun kanserlerinin belirli hasta gruplarında da kullanılabildiğini ifade etti.
Üçlü negatif meme kanserinin belirli evrelerinde ve uygun özelliklere sahip hastalarda da immünoterapinin tedavi planına dahil edilebildiğini belirten Sevinç, “Bir kanser türünde immünoterapinin etkili olabilmesi, o tanıyı alan bütün hastaların aynı tedaviden yarar göreceği anlamına gelmez. Hastalığın alt tipi, evresi ve tümörün biyolojik özellikleri birlikte değerlendirilmelidir” dedi.
Hangi Kanser
Türlerinde Kullanılıyor?
İmmünoterapinin özellikle melanom, küçük ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri, böbrek kanseri, mesane kanseri ve klasik Hodgkin lenfoma gibi bazı kanser türlerinde önemli bir tedavi seçeneği haline geldiğini belirten Prof. Dr. Alper Sevinç, serviks (rahim ağzı) kanseri, endometrium (rahim iç zarı) kanseri, kolon kanseri, özofagus (yemek borusu) ve mide kanserleri, karaciğer kanseri ile baş ve boyun kanserlerinin belirli hasta gruplarında da kullanılabildiğini ifade etti.
Üçlü negatif meme kanserinin belirli evrelerinde ve uygun özelliklere sahip hastalarda da immünoterapinin tedavi planına dahil edilebildiğini belirten Sevinç, “Bir kanser türünde immünoterapinin etkili olabilmesi, o tanıyı alan bütün hastaların aynı tedaviden yarar göreceği anlamına gelmez. Hastalığın alt tipi, evresi ve tümörün biyolojik özellikleri birlikte değerlendirilmelidir” dedi.
Aynı kanser türüne sahip iki hastanın immünoterapiye farklı yanıtlar verebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Alper Sevinç, tümörlerin biyolojik özelliklerinin birbirinden farklı olabildiğini belirtti. Tümörün bağışıklık sistemi tarafından tanınabilmesi, bağışıklık yanıtını baskılayan mekanizmalar ve hastanın genel sağlık durumunun tedavi yanıtını etkileyebildiğini kaydeden Sevinç, bazı hastalarda başlangıçtan itibaren yeterli yanıt alınamayabileceğini, bazı hastalarda ise zaman içinde tedaviye karşı direnç gelişebileceğini ifade etti.
Tedavi seçiminde biyobelirteçlerin de önem taşıdığını belirten Sevinç, özellikle bazı kanser türlerinde PD-L1 düzeyinin, ayrıca MSI-H ve dMMR gibi moleküler özelliklerin değerlendirmeye katkı sağlayabildiğini söyledi. Bu testlerin uygun hastaların belirlenmesine yardımcı olduğunu kaydeden Sevinç, sonuçların diğer klinik bulgularla birlikte yorumlanması gerektiğini vurguladı.
“İmmünoterapi
Kemoterapinin Tamamen
Yerini Almıyor”
İmmünoterapinin gelişmesinin kemoterapinin önemini ortadan kaldırmadığını belirten Prof. Dr. Alper Sevinç, tedavi yönteminin kanserin türüne ve hastanın durumuna göre değiştiğini ifade etti. Bazı hastalarda immünoterapinin tek başına uygulanabildiğini, bazı durumlarda ise kemoterapiyle veya diğer tedavi yöntemleriyle birlikte kullanılabildiğini kaydeden Sevinç, tedavi planının bilimsel veriler doğrultusunda kişiye özel oluşturulması gerektiğini belirtti.
İmmünoterapiyle bazı hastalarda uzun süreli yanıt ve hastalık kontrolü sağlanabildiğini aktaran Sevinç, bunun her hastada kesin iyileşme anlamına gelmediğine dikkat çekti. Tedavinin hedefinin, hastalığın özellikleri ve hastanın genel durumu göz önünde bulundurularak belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
Yan Etkiler Nedeniyle
Düzenli Takip Önem
Taşıyor
İmmünoterapinin yan etki profilinin kemoterapiden farklı olduğunu ancak tamamen yan etkisiz bir yöntem olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Alper Sevinç, bağışıklık sisteminin sağlıklı dokuları da etkileyebildiğini söyledi. Cilt döküntüsü, kaşıntı, ishal ve yorgunluk gibi belirtilerin yanı sıra bazı durumlarda akciğer, bağırsak, karaciğer ve tiroit bezini etkileyen ciddi yan etkilerin de gelişebileceğini kaydetti.
Sevinç, tedavi sırasında ortaya çıkan yeni veya beklenmedik belirtilerin sağlık ekibine bildirilmesinin önemine dikkat çekerek, özellikle nefes darlığı, şiddetli ishal ve belirgin halsizlik gibi şikâyetlerde gecikmeden tıbbi değerlendirme alınması gerektiğini ifade etti.
“Tedavi Kararı Uzman
Değerlendirmesiyle
Verilmeli”
Kanser tedavisindeki bilimsel gelişmelerin hastalara farklı seçenekler sunduğunu belirten Prof. Dr. Alper Sevinç, internette karşılaşılan tedavi başarılarının her hasta için aynı sonucu garanti etmediğini vurguladı. Kanserin türü ve evresi, patolojik ve moleküler özellikler, hastanın genel sağlık durumu ve mevcut bilimsel verilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Sevinç, hastaların tedavi seçeneklerini tıbbi onkoloji uzmanlarıyla görüşmelerini önerdi.
Sevinç, kanser tedavisinde temel hedefin her hastaya aynı tedaviyi uygulamak değil, her hasta için en uygun tedaviyi doğru zamanda belirlemek olduğunu ifade etti.





