Altın son haftalarda yine sahnede. Sessizce değil, adeta bağırarak yükseliyor. Peki neden?
Cevabı tek bir başlıkta aramak büyük hata olur. Ama şunu net söyleyelim: Bu yükseliş sadece “ekonomik” değil, jeopolitik bir yükseliştir.
Dünyada tansiyon yükseliyor.
Amerika ile İran arasındaki gerilim artık diplomatik cümlelerin arkasına saklanamayacak kadar açık. Ortadoğu’da her kıvılcım, küresel piyasalar için potansiyel bir yangın demek. Savaş ihtimali konuşulmaya başlandığında para korkar. Korkan para da güvene kaçar. Tarih boyunca bu güvenin adı değişmedi: Altın.
Altın; faizle, borsayla, kriptoyla yarışmaz.
Altın savaşla, belirsizlikle, kaosla beslenir.
Bugün yaşanan da tam olarak budur.
ABD Merkez Bankası’nın ne yapacağı belirsiz.
Faiz indirimi beklentileri öteleniyor, küresel enflasyon tam anlamıyla dizginlenmiş değil. Avrupa zaten kendi ekonomik sancılarıyla boğuşuyor. Çin yavaşlıyor. Böyle bir tabloda yatırımcı şunu soruyor:
“Ben paramı nereye koyarsam sabah daha az korkuyla uyanırım?”
Cevap yine aynı yere çıkıyor.
Burada önemli bir nokta daha var:
Bu yükseliş sadece “küçük yatırımcının talebi” ile açıklanamaz. Merkez bankaları ciddi şekilde altın stokluyor. Yani bu bir panik alımı değil; stratejik bir pozisyon alma süreci.
Peki altın daha da yükselir mi?
Jeopolitik risk sürdükçe geri gelmesi zor.
Savaş ihtimali konuşulurken, küresel sistem bu kadar kırılganken altının kalıcı bir düşüş yaşaması için ortada güçlü bir sebep yok.
Ancak burada küçük yatırımcıya düşen önemli bir not var:
Altın her zaman güvenlidir ama her fiyattan alınacak kadar masum değildir. Hızlı yükselişlerin ardından dalgalanma kaçınılmazdır. Bugün altın alan değil, neden aldığını bilen kazanır.
Son söz şu olsun:
Altın yükselmiyor aslında.
Dünya değer kaybediyor.
Ve dünya ne zaman bu kadar güvensiz görünse, altın hep hatırlatır:
“Ben buradayım.”