Son zamanlarda sahaya çıkan herkes aynı şeyi söylüyor ama kimse tam olarak yüksek sesle dile getirmiyor. Tekstil sektörü zor günlerden geçiyor. Öyle geçici bir durgunluk gibi de değil. İşin içinde daha derin bir sıkıntı var.
Eskiden organize sanayilerde gece gündüz çalışan makinelerin sesi eksik olmazdı. Şimdi ise bazı atölyelerde ışıklar erken sönüyor. Sipariş var gibi görünüyor ama içi dolu değil. İş dönüyor gibi ama kazanç yok. Herkes işin ucundan tutmuş, sadece ayakta kalmaya çalışıyor. Bu noktaya nasıl gelindi diye sormak lazım.
En başta maliyetler geliyor. Bugün Türkiye’de üretim yapmak her geçen gün daha zor hale geliyor. Elektrik, doğalgaz, işçilik, kira... Hangisini saysak diğerinden bağımsız değil. Üretici bir yandan maliyetlerle boğuşurken diğer yandan fiyat tutturmaya çalışıyor. Ama o denge artık eskisi gibi kurulamaz hale geldi.
Dışarıya baktığımızda tablo daha net görünüyor. Hindistan, Bangladeş, Mısır… Bu ülkeler düşük maliyet avantajıyla piyasada güçlü duruyor. Eskiden “biz kaliteyle fark yaratırız” denirdi, doğruydu da. Ama bugün alıcı önce fiyatı soruyor. Kalite ikinci planda kalıyor.
İşin düşündürücü tarafı ise şu: Savaşın içinden geçen Suriye bile bazı alanlarda maliyet avantajı yakalayabiliyorsa, burada oturup uzun uzun düşünmek gerekiyor. Demek ki mesele sadece üretmek değil, nasıl ve hangi şartlarda üretildiği.
Bir de işin finansman tarafı var. İş yapmak isteyen var ama kaynak bulmak kolay değil. Bulunsa bile maliyetli. Nakit akışı bozulan bir işletmenin ayakta kalması zaten başlı başına mücadele. Bugün birçok firma kâr etmeyi bırakmış durumda. Hedef artık büyümek değil, günü kurtarmak aslında en büyük risk de burada başlıyor. Çünkü bu iş sadece makineyle dönmüyor. Bu işin içinde yılların emeği, ustalığı, birikimi var. Bugün kaybedilen bir usta, yarın kolay kolay geri kazanılamıyor. Sektör zayıfladıkça sadece üretim değil, bilgi de kayboluyor.
Peki ne yapılmalı?
Öncelikle sorunu doğru görmek gerekiyor. Bu iş sadece “piyasa durgun” diyerek geçiştirilecek bir konu değil.
Maliyet meselesi çözülmeden üreticinin nefes alması zor. Enerji, işçilik ve finansman yükü hafiflemeden rekabet gücü geri gelmez ama sadece maliyetle de bitmiyor. Türkiye artık eski yöntemlerle yol alamaz. Ucuz iş gücüyle yarışılan bir dünyada bizim avantajımız bu değil. Daha katma değerli üretim, tasarım, marka ve özel işler ön plana çıkmak zorunda. Kısacası oyunun kuralları değişti ama biz hâlâ eski oyunla kazanmaya çalışıyoruz.
Tekstil bu ülkenin en güçlü damarlarından biriydi. Hâlâ da öyle. Ama şu an o damar zayıflıyor. Bunu görmek lazım. Sorunu kabul etmek çözümün ilk adımıdır. Görmezden gelmeye devam edersek, yarın konuşacak sektör bulamayabiliriz.