Dernekçilik dışarıdan bakıldığında kolay sanılır. Bir tabela, birkaç toplantı, arada yapılan paylaşımlar. Oysa işin içine girince görülen manzara bambaşkadır.
Dernekçilik, mesai saatleri olan bir iş değildir.
Maaşı yoktur, primi yoktur, tatili yoktur.
Tamamen gönüllülük esasına dayanır.
Ama bedeli çoğu zaman profesyonel işlerden bile ağırdır.
Bir dernek başkanı ya da yöneticisi, sadece imza atmaz.
Zamanını verir, enerjisini verir, çoğu zaman cebinden para verir.
Ailesine ayırması gereken vakti, dernek işlerine ayırır.
Kendi işine yoğunlaşması gereken saatlerde, başkalarının derdiyle ilgilenir.
Bu fedakârlığın bir de çoğu zaman adı anılmayan tarafı vardır: aile.
Dernekçilik yalnızca başkanın ya da yöneticinin yükü değildir; evde kalanların da payına düşer. Ertelenen akşam yemekleri, yarım kalan hafta sonları, “birazdan gelirim” denilip geç kalan saatler… Eşler, çocuklar, anne babalar çoğu zaman sessizce bu yükü taşır. Alkış onlara gelmez ama bedel çoğu zaman birlikte ödenir. İşte bu yüzden dernekçilik, bireysel bir gönüllülük değil; fark edilmeden bir aile fedakârlığına dönüşür.
Telefonu gece de çalar, sabah da.
Cenazede de vardır, düğünde de.
Sorun olduğunda ilk aranan odur;
Çözüm bulunamazsa ilk eleştirilen de yine odur.
Ne kadar çok çalışırsanız, o kadar görünür olursunuz.
Ne kadar görünür olursanız, o kadar hedef haline gelirsiniz.
İşte tam bu noktada devreye o eski söz girer:
Meyveli ağaç taşlanır.
Kimse, ortada olmayanı eleştirmez.
Kimse, sorumluluk almayanı hedef almaz.
Taş her zaman meyvesi olana atılır.
Ama bunu bilmek, taşın can yakmadığı anlamına gelmez.
Dernek yöneticiliği; alkıştan çok sabır ister.
Takdirden çok dayanıklılık ister.
Herkesi memnun etmeyi değil, doğruyu yapmayı göze almayı ister.
Elbette eleştiri olacak.
Olmalı da.
Ama eleştirinin de bir adabı, bir vicdanı vardır.
Koltuk sevdasıyla değil, yük sevdasıyla bu işi yapanları ayırt etmek gerekir.
Bugün ayakta duran birçok sosyal yapı,
bir avuç insanın fedakârlığıyla ayakta duruyor.
Onlar olmasa çark dönmez, sistem işlemez, dayanışma sürmez.
Belki her yapılan görünmez.
Belki her emek alkışlanmaz.
Ama şunu unutmamak gerekir:
Bu işler para için değil, inançla yapılır.
Ve inançla yapılan her iş, eninde sonunda iz bırakır.