Anteplilerde belirgin bir özellik vardır: Kendilerini ilgilendirsin ya da ilgilendirmesin, hemen her meseleye dahil olurlar. Bir iş yapılıyorsa nasıl yapılacağını bilirler. Bir mesele konuşuluyorsa mutlaka söyleyecek bir sözleri vardır.
Bir karar alınacaksa kendi fikirlerinin de hesaba katılması gerektiğini düşünürler. Üstelik çoğu zaman konu hakkında yeterli bilgileri olmasa bile...
Anteplinin hemen her konuda bir fikri vardır. Bu durum ilk bakışta bir kusur gibi görülebilir. Fakat biraz daha yakından bakıldığında bunun altında başka bir karakter özelliği olduğu anlaşılır: yüksek öz güven. Anteplinin bu öz güveninin yalnızca kişisel bir özellik olmadığı, yaşadığı coğrafyanın ve bu coğrafyanın oluşturduğu kültürel hayatın da bunda payı bulunduğu düşünülebilir.
Gaziantep, tarih boyunca farklı coğrafyaları birbirine bağlayan bir geçiş alanında bulunmuştur. Kuzey ile güney, Mezopotamya ile Anadolu arasında bir eşik oluşturmuş; ticaret yollarının, insanların, malların, fikirlerin ve kültürlerin kesiştiği bir yerde gelişmiştir. Böyle bir coğrafyada yaşayan toplumun içine kapanık ve yalnızca kendi çevresiyle sınırlı kalması kolay değildir.
Antep kültürünün arkasında ticaret, zanaat, üretim, girişimcilik ve rekabet gibi unsurlar güçlü biçimde yer alır. İnsan kendi işini kurmak, pazarlık etmek, malını satmak, başkasının karşısında kendisini savunmak ve gerektiğinde hakkını aramak zorundadır. Bu hayat biçimi insana doğal olarak bir “Ben de yapabilirim.” duygusu kazandırır.
Belki de Anteplinin kendine güveninin önemli bir kısmı buradan gelir. Ancak burada bir paradoks ortaya çıkar. Öz güven, sınır duygusuyla birleştiğinde erdemdir; sınır duygusundan koptuğunda müdahaleciliğe dönüşür.
Antepli çoğu zaman kendisini olayın dışında tutmaz. “Beni ilgilendirmez.” demek yerine “Ben olsam şöyle yapardım.” der. Başkasının işi bile olsa bir çözüm önerir. Bir konuda uzman olmasa da meseleye dair bir hüküm ortaya koyar.
Bu yönüyle Anteplinin karakterinde güçlü bir katılımcılık ve hayatın içinde olma hali vardır. Fakat aynı özellik zaman zaman başka bir şeye dönüşür: Her konuda konuşma ve her işe karışma alışkanlığına. İşte burada öz güven ile terbiyenin arasındaki sınır ortaya çıkar.
Bir insanın her konuda fikrinin olması, onun her konuda bilgili olduğunu göstermez. Daha önemlisi, bir konuda fikrinin olması o konuda müdahale etme hakkına sahip olduğu anlamına gelmez.
Anteplinin güçlü tarafı olan kendine güven, bazen kendisini olduğundan daha bilgili görmesine de yol açabilir. Bilmediği bir konuda bile rahatlıkla hüküm verebilir. Uzmanın yaptığı işe akıl verebilir. Kendisine sorulmayan bir konuda görüş bildirebilir. Başkasının hayatına, işine, tercihine ve kararına kolaylıkla müdahil olabilir.
Bunu çoğu zaman kötü niyetle yapmaz. Tam tersine, kendi dünyasında bunu ilgi göstermek, yardımcı olmak, akıl vermek, sahip çıkmak olarak görür. Fakat karşı taraf açısından bakıldığında aynı davranış sınır ihlali olabilir. İşte “terbiye” meselesi burada ortaya çıkar.
Buradaki terbiye, görgü kurallarından ibaret değildir. Terbiye, insanın kendi sınırını bilmesidir. Ne zaman konuşacağını bilmek kadar ne zaman susacağını bilmektir. Neye müdahil olacağını bilmek kadar neyin kendisini ilgilendirmediğini kabul etmektir. Bilmediği konuda konuşmamak, bilmediğini söyleyebilmek ve gerektiğinde “Bilmiyorum.” diyebilmektir.
Belki de Anteplinin en büyük çelişkilerinden biri budur: Coğrafyasının ve kültürünün ürettiği güçlü öz güven, bazen kendisini sınırlandıracak terbiyeden daha güçlü hale gelebilir. Oysa öz güvenin en olgun biçimi her şeye müdahale etmek değildir. Gerçek öz güven, insanın “Ben bunu bilmiyorum.” diyebilmesidir. Çünkü kendine güvenen insan her şeyi bilmek zorunda olmadığını bilir. Her konuda konuşmak zorunda olmadığını bilir. Her tartışmayı kazanmak zorunda olmadığını bilir. Her işe el atmak zorunda olmadığını bilir. Başkasının alanına girmeden de güçlü olabilir.
Bu nedenle Anteplinin karakterini yalnızca “çok konuşan, her işe karışan, her şeyi bildiğini sanan insan” şeklinde okumak eksik olur. Bunun altında ticaret yollarının, üretim kültürünün, sınır coğrafyasının, farklı kültürlerle temasın ve mücadeleci şehir hafızasının beslediği güçlü bir öz güven vardır.
Fakat kültürün verdiği bu öz güven, insanın kendi sınırlarını öğrenmesiyle olgunlaşır. Çünkü öz güven insanı ileri götürür; terbiye ise nerede duracağını öğretir. Antepli belki her konuda bir şey söyleyebilir. Ama asıl mesele, her konuda söyleyecek bir şeyi olduğu halde söylemesi gerekmeyen yerde susabilmesidir. İşte o zaman Antep'in o meşhur özgüveni, müdahalecilikten çıkıp gerçek bir olgunluğa dönüşür.