Neşe Bir İnşadır. Her kışın zulmetinden bahar neşet eder.

Geçen gün bir dost sohbetinde dilin derin sularına daldık. Neşenin peşine düştük. Kimi dedi Hititlerin kenti Neşa’dan gelir, kimi Arapça neşât’tan, kimi de neşet etmekle inşa arasında bir akrabalık kurdu. Etimologlar bu bağlantıya burun kıvırsa da, halkın dili dedikodu dinlemez. Neşe ile inşayı yan yana koyan o dost, kelimeden de öte bir hakikate parmak bastı: Neşe, yaşamı kurmaktır.

Her yürekte bir ateş yanar, ama herkesin ateşi başka türlü parlar. Kiminin koru kiminin alevi, kiminin közü. Kışın zulmetinden bahar neşet ediyor derken kastettiği tam da bu: Neşe, baharın kendiliğinden gelişi değil; karanlığın içinden sızan bir direniştir. Zulmet ne kadar yoğunsa, o ateş o kadar inatla yanar. Ama bu ateşin bedeli var.

Hastalıkta sağlığın kıymetini biliriz. Acı çekilmeden, bedel ödenmeden hiçbir duygu kökleşmez. Yüzeysel neşe, rüzgarla uçup giden bir yaprak gibidir. Ama toprağın metresini çekmiş, kışın ayazında direnmiş, taşların arasından filizlenmiş bir neşe; işte o gövde olur. O neşe, tesadüf değil; emektir, sabırdır, inşa çabasıdır.

Neşe, sevince dönüşmek değildir. Neşe, sevinci inşa etmektir. Huzuru beklemek değil; huzuru örmektir. Mutluluğu bulmak değil; mutluluğu yapmaktır. Neşe bir ruh hali değil, bir eylemdir. Tıpkı bir duvar örer gibi, her iyi niyetli söz, her şükran, her küçük iyilik, her sabah kalktığında güne selam duruş; bunlar neşenin tuğlalarıdır. Ve o inşayı mümkün kılan, tam da kışın ortasında o ateşi canlı tutabilmektir.

Neşeden haber verenlere ne mutlu. Çünkü onlar, dünyanın kahrını değil, dünyanın kahrı içinde bir bahçe kurabileceğimizi hatırlatır. Her köşe başında bir neşe müteahhidi var aslında. Farkında mısınız bilmem; o mahalle bakkalı, o sabahçı simitçi, o hasta yatağında gülümseyen nine, o işinden atılmış ama yine de çocuğuna masal okuyan baba… Onlar neşeyi inşa ederler. Harçları kendi gözyaşları, tuğlaları kendi azimleridir.

Dilbilimciler itiraz etsinler, ama neşe ile inşa arasında bir akrabalık varsa, o akrabalık kelime kökünde değil, özdedir. Neşe, özünde bir kurma eylemidir. Kişi kendi iç dünyasını kurar, sonra o dünyayı çevresine yayar. Zulmetten bahar neşet eder; ama o baharın neşesi, toprağın kendi çabasıdır.

Peki ya bugün? Kimimiz kışın tam ortasında, kimimiz baharın eşiğinde. Ama hepimiz birer inşaat ustasıyız. Elimizdeki harç, sabah uyandığımızda hissettiğimiz ilk nefestir. Tuğlamız, bir başkasına uzattığımız küçük bir gülümseme. Ve o inşaatın adı: neşe.

İnşa edin. Her sabah bir tuğla daha koyun. Çünkü neşe, başımıza gelen değil, yapıp ettiklerimizdir. Ve belki bir gün, o koca kışın ardından, kendi ellerinizle ördüğünüz bahçede otururken anlarsınız: Neşe etmek, yaşamı yeniden kurmaktır.

Neşeden haber verenlere selam olsun.