İnsanlar karşılaştıklarında birbirlerine çoğu zaman basit görünen sorular sorarlar: “Ne var ne yok?”, “Ne işliyon?”, “Naaapıyon?”, “Nootuyon?”, “Nöörüyon?”

İlk bakışta bunlar yalnızca hal hatır sorma biçimleridir. Oysa Türkçenin ve Anadolu ağızlarının içinde biraz daha dikkatle dolaştığımızda, bu soruların insanın hayatla kurduğu ilişkiye dair oldukça güçlü bir anlam taşıdığını görürüz.

“Ne var ne yok?” Bu soruyu iki ayrı hüküm gibi okuyabiliriz: “Ne var?” ve “Ne yok?” Fakat burada “var” ve “yok”, mutlak bir varlık-yokluk hükmü olmaktan çok, insanın bulunduğu konumu ve farkındalık alanını gösterir. Benim “yok” dediğim şey gerçekten yok mudur? Yoksa benim bulunduğum yerden, benim bilgimden ve benim bakışımdan mı görünmüyordur?

Daha da önemlisi, “Ne var ki?” ya da “Ne yok ki?” dediğimizde zihnin içinde başka bir hareket başlar. Soru cevap istemekten çok, farkındalığı tetikler. İnsan kendi hükmünün sınırını görmeye başlar. “Ne var?” dediğimde neyi gündemime alıyorum? “Ne yok?” dediğimde neyi dışarıda bırakıyorum? “Ne yok ki?” dediğimde ise belki de yok sandığım şeyin başka bir düzlemde var olabileceğini fark ediyorum.

Buradan sonra soru yalnızca varlığa değil, insanın varlıkla ne yaptığına yöneliyor. “Ni işliyn?” Yani “Ne işliyorsun?” İşlemek, bir şeyi olduğu gibi bırakmak değildir. Elindeki malzemeyi ele almak, ona emek vermek, onu dönüştürmek ve ondan yeni bir şey meydana getirmektir. Dolayısıyla bu soru aslında “Hangi işle meşgulsün?”den daha geniştir: Neyi işliyorsun? Neyi dönüştürüyorsun? Hayatın içinde neye emek veriyorsun?

Ardından: “Ne yapıyorsun?” Bu kez doğrudan eylem sorulur. Fakat “yapmak” yalnızca hareket etmek değildir. Yaptığının farkında olmak ve yaptığıyla dünyada bir iz bırakmaktır. İnsan yalnızca başına gelenlerin toplamı değildir; yaptıklarıyla da kendisini meydana getirir.

Sonra bazı ağızlarda duyduğumuz: “Nootuyon?” — Ne tutuyon, ne utuyon?

Buradaki “tutmak” da ayrı bir kapı açar. Neyi tutuyorsun? Neyi elinde bulunduruyorsun? Neyi elde ediyor, neyi kazanıyorsun? Hayat içinde neyi kendine katıyorsun?

Ve nihayet: “Nöörüyon?” — Ne örüyorsun? Örmek, birbirinden ayrı parçaları bir araya getirerek yeni bir bütün meydana getirmektir. İple bir şey örersin; kamışla hasır ya da kafes örersin. Ama insan bununla sınırlı kalmaz. Deneyimlerini, bilgisini, ilişkilerini, düşüncelerini ve yaptıklarını da birbirine bağlayarak kendi hayatını örer.

Böyle baktığımızda, karşılaşma sırasında söylenen bu basit soruların ardında bir hareket görürüz: Ne var? Ne fark ediyorsun? Ne işliyorsun? Ne yapıyorsun? Ne tutuyorsun, ne kazanıyorsun? Ne örüyorsun? Bu, insanın hayat içindeki yolculuğunun küçük bir özeti gibidir: Fark etmek → işlemek → yapmak → elde etmek → örmek.

İnsan önce karşılaştığı dünyayı fark eder. Sonra onu kendi zihninde işler. İşlediğini eyleme dönüştürür. Eylemin sonucunda bir şey elde eder ve bütün bu deneyimleri birbirine bağlayarak kendi hayatını örer.

Bu nedenle “Ne var ne yok?” sıradan bir hal hatır sorusu olmaktan çıkabilir. Türkçenin içinde saklı bir düşünme biçimine dönüşür. Çünkü insanın asıl sorusu belki de hiçbir zaman yalnızca “Ne var?” değildir. Asıl soru şudur: “Varlığın içinde neyi görüyorsun, neyi işliyorsun, ne yapıyorsun ve bütün bunlarla ne örüyorsun?” Ve belki en çarpıcı karşılık: “Ne yok ki?”

Çünkü o anda “yok” dediğimiz şeyin gerçekten yok olmadığını; yalnızca bizim bakışımızın dışında kalmış olabileceğini düşünmeye başlarız. İşte farkındalık tam burada başlar: Hüküm vermeden önce soruyu değiştirmekte.