Osmanlı’nın son yüzyıllarında, aydınların isimleri çoğunlukla Arapça ve Farsça kökenliydi. “Kemal” adı da böyle bir zincirin halkasıydı. Ancak Mustafa Kemal, yalnızca askerî dehasıyla değil, sembollere verdiği önemle de farklı bir liderdi.
Türk toplumunda yoğun olarak kullanılan bu iki ad hiçbir Arap toplumunda M.S. 5 14. Yy arasında kullanılmamaktadır. Ta ki tasavvuf ekolü ile birlikte Selçuklularda kemal adı kullandığı anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucu liderinin ona ailesince verilen ad Mustafa iken öğretmenince “Kemal” adı eklenmiştir. Sonra da kazanımları doğrultusunda içinde yetiştiği Ordu ve devletince Mareşal ve Gazi ünvanları ile Atatürk soyadı vererek Mareşal, Gazi Mustafa Kemal Atatürk adını hak kazanmıştır.
1932'de başlayan Dil Devrimi, Atatürk'ün adının yazımını da etkileyerek Arapça olarak tanımlanan Kemal adının1935'te, Soyadı Kanunu'ndan sonra çıkarılan nüfus cüzdanlarından ikincisinde, milliyetçi tavrı doğrultusunda Eski Türkçede "büyük kale" anlamına geldiği ileri sürülen adıyla değiştirdiği ve 1937'de adının eski yazımına geri dönünceye kadar bir süre bu adı kullandığı kaydedilmiştir.
Orhun Yazıtları, kam kavramının erken yazılı örneklerini sunan ve Türklerin dini liderlik anlayışını yansıtan önemli belgelerdir.
Bu yazıtlarda, kamların toplumdaki manevi liderlik rollerine dair çeşitli ifadeler bulunmaktadır.
Kamlık kavramının Türklerin İslamiyet öncesi inanç sisteminde yer aldığı bilgisinin Orhun yazıtlarının yayınlandığı bu tarihlerde haber olmadıkları düşünülmektedir.
Kamal sözcüğünün de ordu, büyük kale gibi anlam içerdiğinden bahisle Kemal yerine Kamal adını kayıtlara geçirildiği anlaşılmaktadır.
Sözcükler Kemal ve Kamil adlarını olgunluk ve tamlık anlamında Arapça olarak kaydetse de Türk inanç sisteminde Tanrı ile temas eden kişinin sanı olarak “kam” ve “kâm” almak kavramları vardır. Yani yaratıcıda tamamlanarak ilahi sistemle paralel yaşamak; yaşantısına ilahi-tanrısal meşruiyete dayandırmak anlamında. Kamil ve Kemal adının anlamı da bu manada yaşayan kişiyi tanımlar.
Tarihsel süreç incelendiğinde kam inancının Türklere ait olduğu ve bu manada kullanılan adların da Türklerin Ortadoğu’ya gelmeleri ile bu kültüre geçtiği bunun yanında kaman ve kamber adlarının da kullanılmadığı anlaşılmaktadır.