Sevgi denince çoğumuzun zihninde romantik bir yumuşama belirir. Oysa sevgi sadece bir duygu olarak tanımlansa da bir yönelim, bir varoluş tavrı, niyetin istikameti olarak da tanımlana bilir.
Sevgiyi kullanmak sevgiye dönüşüp sevgi olmak, karşındakini kendi zihninin uzantısı saymamaktır. Onu, bağımsız bir gerçeklik olarak kabul etmektir. Bu basit görünen tutum, aslında devrimcidir. Çünkü insan zihni doğası gereği kendini merkeze koyar. Sevgi bu merkezciliğe itirazdır. Belki eksik görüyorum, yanlış yerden bakıyorum diyebilme; tamlanan, tamlayan ola bilme cesaretidir.
Toplumsal hayatta sevgi, soyut bir erdem değil; düzen kurucu bir ilkedir. Bu duygu bireyde aileden başlar ve millet’e kadar kapsar. Bu bağlamda içinde bulunduğu toplumda ilişkileri şekillendirir, çatışmayı dönüştürür, gücü sınırlar. Hukukun yerine geçmez ama hukuka insan yüzü kazandırır. Eleştiriyi susturmaz ama hakarete – kavgaya dönüştürmez.
Bireylerde haklı olma hırsı sevgi ile aşılabilir. Sevgi özveri gerektirir. Her birey, kendi bulunduğu yerin doğrusu adına konuşuyor. Kendi konumunu ve bakış açısını yansıtıyor dediğimizde olay ve ifadesi iyi veya kötü, doğru veya yanlış meselesi değil bir işleyiş biçimi olarak anlaşılacaktır.
Sevgi, “Bu yanlış” diyebilmek ama “Sen değersizsin” dememek. Daha doğrusu her şeyi yerli yerine koyarak yersizliği ortadan kaldırarak istikametine yönelmektir.
Sevgi yumuşaklık değil, iç disiplindir. Öfkeyi yönetebilmektir. Gücü sorumlulukla taşıyabilmektir. Kendi egonu mutlaklaştırmamaktır.
Bilimsel düşüncede nasıl “yanılıyor olabilirim” ilkesi varsa, sevgi de aynı zihinsel olgunluğu ister. Bu ilke kaybolduğunda toplum kabileleşir. “Benim grubum, dinim, değer yargım doğru, diğerleri yanlış.”
Sevgi evrenseldir; çünkü empati kapasitesi evrenseldir. Fakat ifade biçimleri yereldir. Çünkü özde insan vardır. Kültür ise onun varoluş tarzı.
Toplumu kirli, adaletsiz ya da bozuk görmek mümkündür. Sorunu inkâr etmek sevgi değildir. Ama insanı sorunun kendisiyle özdeşleştirmek de sevgi değildir. Bir doktor yarayı görmezden gelmez; temizler. Acıtır ama iyileştirir. Toplumsal sevgi de budur: Yanlışı hedef alır, insanı değil. Bunlar olmasa, doktorun veya polisin, sağlığın önemini nasıl anlarız.
Toplum soyut bir varlık değildir. Tek tek insanlardan oluşan bir organizmadır. Sıfatı, işi, bulunduğu yer farklı olabilir. Ama bu onun insan olduğunu değiştirmez. Belki de olumsuz tanımladığımız bu kişi, biz öyle olmayalım diye o rolü bilinçsizce veya gönüllü olarak oynuyordur. Aslolan o organizmada insanı tanımak ve İnsan olmanın erdeminde yaşamaktır.
İnsan kusurludur; korkuya açık, çıkarına meyilli, yanılgılarla dolu. Ama aynı insan adalet talep edebilir, fedakârlık yapabilir, empati kurabilir. İlkesi uğruna canını, malını feda edebilir. Sevgi, işte bu potansiyele yatırım yapmaktır.
Anadolu’nun kalbinden yükselen Yunus Emre’nin “Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” sözü, sevginin evrensel ilkesini bir cümlede özetler.
Ne mutlu o ilkenin etrafında anlamaya ve yaşamaya çalışanlara.