İnsan, yalnızca kendi bedeninde ve zihninde değil, aynı zamanda çevresi ve evrenle kurduğu ilişkiylealış verişle yaşayan bir varlıktır. Ölçü ve tartı, yaşamın ve bilincin temel araçlarıdır. Her insanın farklılığı ve farkındalığının aynı olmaması gerçeğince bunları doğru kullanmak, üst düzey bireysel farkındalık ve konum bilinciyle mümkündür. Bunun için insanın bir ayarının olması gerekir. İnsan bu ayarı nasıl elde eder?
İnsan bu ayarı, kendi varlığını ve konumunu doğrudan deneyimleyerek ve gözlemleyerek elde eder.
Mesele bireysel, yerel, ulusal ve evrensel düzlemde ayar dediğimiz şey, ölçü ve tartıyı doğru yerde uygulayabilme kapasitesinin kendisidir; yani hem içsel hem de çevresel geri bildirimlere uyum sağlamayı içerir.
Farkındalık, insanın nerede olduğunu, ne için var olduğunu ve hangi bağlamda hareket ettiğini bilmesidir. Bir yerde kendini, kendi haddi ve kadrini, toplumsal konum ve görevini bilmek ve uygulamakla mümkündür. Bu farkındalık, ölçü ve tartıyı körleştirmeden, bilinçli biçimde kullanabilmeyi sağlar.
Bir konferans salonunda sadece dinleyici isek konuşmacıyı kendine olan etkisiyle, kendi bilgimizce ölçer tartarız. Burada konan ölçü ve tartıyla olan konumumuzun sağlamasını da soru cevapla kurarız. Ama görevimiz olmadığı için salonun düzenini, akışına karışamaz, yönetemeyiz. Salonun yapısını değiştiremeyiz. Ama sorulduğunda, konuşulduğunda düşüncemizi söyleyebiliriz. Aksi durumda oradaki işleyiş bozmuş oluruz.
Farklılık, yaşam formlarını deneyimleme kapasitesidir. Birey kendi farkındalığını ve deneyimlerini yaşadıkça, “başkalarından farklı” olmanın ötesinde, evrenle ve yaşamla uyumlu bir bilinç kazanır. Farklılık bir üstünlük değil, sadece ölçüyü ve tartıyı doğru yerde uygulayabilme potansiyelidir.
Görev, kendi varlığının ve bilincinin bireye verdiği sorumluluktur. Bu görev, yaşamı deneyimlemeye, doğru yerde konumlanmaya ve çevreyle uyum yaratmaya izin verir. Görevini fark eden insan, ölçüyü ve tartıyı sadece kendisi için değil, çevresi ve evrenin akışı için de uygular.
İnsanın yönünü belirleyen etmenler olarak doğal şartlar, çağın getirdikleri, toplumsal yargılar, yaşam gerekleri, umutlar, beklentiler, korkular konumunun bir gereği olarak ortaya çıkar. Bunları fark etmeden ve gereğini yerine getirmeden, kendi haddini ve eşyanın kadrini bilmeden hareket etmek sorun üretir: Kendi ölçüsünü, rolünü ve konumunu fark eden insan ise yapılanma içinde olur ve uyum yaratır; hem içsel huzuru hem de çevresiyle doğru akışı sağlar.