Temsil olgusu, yalnızca siyasal ya da toplumsal bir kategori değildir; biyolojik, evrimsel ve felsefi boyutlarıyla canlılığın varoluşuna içkindir. Bu makalede temsil kavramı, önce biyolojik ve etolojik (özellikle evrim, nöroanatomi ve ekoloji gibi bazı bilim dallarıyla sıkı bir iş birliği içinde yürütülen, laboratuvar ve alan çalışmaları) düzeyde, ardından insana özgü toplumsal ve sembolik bağlamda ele alınacak; nihayetinde yerel ile evrensel arasındaki gerilim çerçevesinde değerlendirilecektir.
1. Biyolojik ve Evrimsel Açıdan Temsil
Canlılar doğrudan bilinçli temsil yetkisine sahip değildir. Ancak varlıkları ile her birey, türünün genetik bilgisini DNA aracılığıyla temsil eder. Hayatta kalma ve üreme başarısı, bu bilginin gelecek nesillere aktarılmasını sağlar.
Bu açıdan bakıldığında, canlılığın sürekliliği temsil mekanizmaları üzerine kuruludur; temsil burada biyolojik bilgi aktarımının eşdeğeridir. Bu temsiliyet ve devamı canlıların içinde bulunduğu ortam şartları doğrultusunda evrilip değişip dönüşerek devam eder.
Bazı canlı topluluklarında temsil niteliği taşıyan işlevsel roller bulunduğu gözlemlenmektedir. Sürü hayvanlarında alfa birey, yönlendirme görevini üstlenir ve grup adına karar verir. Arı ve karınca kolonilerinde kraliçe, üreme tekelini elinde tutarak tüm koloniyi biyolojik olarak temsil eder.Ancak bu temsil bilinçli değil, biyolojik rol paylaşımı düzeyindedir.
İnsanı diğer canlılardan ayıran nokta, temsilin bilinçli ve sembolik boyuta taşınmasıdır: İnsan yalnızca genetik bilgiyi değil, aynı zamanda düşünce, inanç ve kültürü temsil eder. Lider veya temsilci, topluluk adına konuşarak siyasal-sosyal temsil işlevi üstlenir. Dil ve semboller aracılığıyla insan, yalnızca var olanı değil, olmayanı da temsil edebilir (ör. idealler, kavramlar, tanrısal varlıklar). Bu bağlamda temsil, insanın özgün toplumsal örgütlenmesinin ve kültürel sürekliliğinin temelidir.
İnsanı ayırıcı kılan özelliklerden biri de temsilcilerini bilinçli seçim yoluyla belirleyebilmesidir: Antik Yunan’da (özellikle Atina’da) yurttaşların oylamasıyla temsil mekanizması doğdu. Roma’da senato ve konsüller aracılığıyla temsil kurumsallaştı. Modern çağda ulus-devletler ve anayasal düzenler, seçimle temsil ilkesini demokrasinin temeline yerleştirdi.
Eski Türklerde “keneş” denilen topluluğu oluşturan bireylerin bir araya gelerek olayları yorumlayıp oluşa yönelik karar alındığı yani kendiliklerin eşitlendiği bir sistem varmış ve bu kararlar bağlayıcı olduğundan toplumsal birlik ve hedef sağlanırmış.
Bu süreç, temsilin yerelden evrensele doğru genişleyen tarihsel evrimini ortaya koyar.
Bir kural veya değer, yalnızca yerel/toplumsal düzeyde geçerli olabilir. Ancak evrensel boyuta taşınabilmesi için insanlığın ortak ilkeleriyle uyumlu olması gerekir. Aşiret, tarikat ya da kapalı cemaat kuralları yerelde temsil gücü doğurur, fakat evrensel ölçekte geçerli sayılmaz. Evrensel temsilin ölçütü, insan hakları, ortak etik ve kozmopolit hukukla uyumdur. Evrensel boyuta taşınamayan temsil biçimleri, kendi bağlamında geçerli kalsa da insanlığın ortak sözünü temsil edemez. Bu bağlamda yaşam ortamı bulması mümkün olmadığından yok oluş sürecinin kuralları çerçevesinde olayrın olması kaçınılmazdır.
Bu anlatılan gerçekler üzerine yapılan bir değerlendirme. Bir de evrensel sistemde temsil yetkisi almış yerel siyatçilerin konumu var ki bunun üstlendiği misyon ve uygulamalarını Allah kimsenin başına vermesin.
Temsil gücü farklı kaynaklardan doğabilir: Doğrudan seçim (demokratik): Evrensel meşruiyete en yakın biçim. Atama veya iç grup seçimi: Yerel düzeyde geçerlidir, evrensel temsil gücü sınırlıdır. Gelenek, güç veya dogma temelli yetki: Evrensel ölçekte meşruiyeti en zayıf biçimdir.
Sonuç olarak, evrensel temsil için dayanak noktası, insanlığın ortak vicdanı, akıl ve doğa yasaları, evrensel insan haklarıdır.
Bugün de birçok toplumda temsilciler mezhepsel, etnik veya ideolojik dar bakışlara dayanarak seçilmektedir. Bu tür temsil, evrensel düzeyde kabul görmemektedir. Çünkü bağlı oldukları kural ve değerler, insanın “insan olma ortak paydasını” kapsayamamaktadır.
Temsil, biyolojik düzeyde DNA’nın aktarımından, toplumsal düzeyde demokratik seçime kadar farklı formlarda varlık bulan bir ilkedir. İnsan, temsil kavramını bilinçle evrenselleştirebilen tek canlıdır. Ancak temsilin evrensel geçerlilik kazanması için dayandığı kural ve değerlerin, yerel sınırları aşarak insanlığın ortak vicdanına uygun olması gerekir.