Bugün Türkiye’de konuşulan şey asgari ücret değil, Konuşulan şey, asgari yaşamdır.

Çünkü artık mesele “kaç lira maaş alındığı” değil,

o maaşla ay sonuna kadar insan gibi yaşanıp yaşanamadığıdır.

Resmi açıklamalarda rakamlar var, yüzdeler var, çalışanı enflasyona ezdirmedik gibi süslü cümleler var ama pazara gittiğinizde, markette, faturada, kirada bu süslü cümlelere yer yok.

Asgari ücret, bir geçim ücreti olmaktan çıkalı çok oldu. Bugün asgari ücret, hayatta kalma denemesine dönüşmüş durumdadır. Bir ev düşünün: Kira gideri, elektrik faturası, su faturası,doğalgaz faturası, gıda giderleri, ulaşım giderleri.

Bu kalemlerin herhangi birini çıkardığınızda yaşam bitiyor.

Hepsini koyduğunuzda ise maaş daha ayın ortasında bitiyor.

Burada bir adaletsizlik var ve bu adaletsizlik matematikle, istatistik ile gizlenemez çünkü enflasyon sadece rakam değildir. Enflasyon, çocuğuna harçlık veremeyen babadır.

Enflasyon, markette fiyat etiketine bakıp ürünü yerine koyan annedir.

Enflasyon, ay sonunu değil, yarın sabahı düşünen insanın kaygısıdır.

Asgari ücretliye “sabret” deniliyor ama sabır, boş tencereyle sınanmaz. Bir ülkede milyonlarca insan çalıştığı hâlde yoksulsa, orada sorun çalışanda değil, düzendedir.

Bugün Türkiye’de “çalışan yoksullar” diye bir sınıf oluşmuştur. Sabah erkenden işe giden,akşam yorgun dönen ama ay sonunda yine borçlanan milyonlar var.

Bu bir ekonomik tablo değil, bu bir sosyal alarmdır.

Asgari ücret bir lütuf değildir, bir maliyet kalemi hiç değildir.

Asgari ücret, insan onurunun tabanıdır. O taban çöktüğünde, üst katların sağlam durması mümkün değildir.

Bugün konuşmamız gereken şey şudur:

Asgari ücret kaç lira oldu değil, asgari yaşam kaç liraya mal oluyor? Bu soru cevaplanmadan yapılan her zam, sadece rakamdır, hayat değildir.