İnsan olmak biyolojik bir veri değildir. Doğmakla “beşer” olunur; fakat insan olmak bir inşa sürecidir. Beşer etten, kemikten, dürtüden ibarettir. İnsan ise bilinçten, iradeden ve değerden.
Bugün en büyük yanılgımız, insan olmayı otomatik bir statü sanmamızdır. Oysa insanlık bir sonuçtur; sebepsiz doğmaz. Günlük ilişkilerimizde, “insan değil misin?-insan ol” diye birbirimize uyarıda bulunuruz.
Beşeri insan yapan şey; sahip olduğu değerleri ne ölçüde yaşadığıdır. Güç, zeka, servet, makam… Bunların hiçbiri insanlık ölçüsü değildir. Tarih zalim dahilerle doludur. Bilgi tek başına ahlak üretmez.
İnsanı insan yapan ilk değer bilinçtir. Kendini bilmek. Ne yaptığını, neden yaptığını sorgulamak. İlk tapınakların alınlıklarında “kendini bil, kutsal İslam dininde ise “kendine Arif olan rabbine Arif olur” buyurulmuştur.
Sürü refleksiyle hareket eden kalabalık beşerdir; durup düşünen, sorumluluk alan varlık insandır. Düşünmek zahmetlidir. Çünkü düşünmek, konforu bozar.
İkinci değer adalettir. Adalet, çıkarın karşısında hakkı tercih edebilmektir. İnsan, güçlüyken adil olabiliyorsa insandır. Güçsüzken adalet istemek kolaydır; güç elindeyken adil kalmak zordur. Toplumların çürümesi, adalet duygusunun aşınmasıyla başlar. Adalet yoksa düzen vardır ama huzur yoktur.
Üçüncü değer merhamettir. Merhamet zayıflık değildir; kontrol altına alınmış gücün erdemidir. İntikam alabilecekken affedebilmek, ezebilecekken koruyabilmek… Bu, içgüdünün aşılmasıdır. Beşer dürtüyle hareket eder; insan değerle.
Dördüncü değer iradedir. İnsan, istediğini yapabilen değil; yapabileceği halde yapmamayı seçebilen varlıktır. Öfkeliyken susmak, haksız kazanç mümkünken geri durmak, çoğunluk yanlışken yalnız kalabilmek… İrade burada başlar.
Beşinci değer hakikat sevgisidir. İnsan yanılabilir olduğunu kabul edebildiği ölçüde olgunlaşır. “Ben zaten haklıyım” diyen ego beşeridir; “ya yanılıyorsam” diyebilen bilinç insanidir. Hakikati aramak cesaret ister. Çünkü hakikat, çoğu zaman hoşumuza gitmez.
Bu değerler İslam düşüncesinde Allah’ın isimlerinin yeryüzündeki sınırlı yansımaları olarak anlatılır. İnsan Rahman değildir ama merhamet edebilir. Âlim değildir ama öğrenebilir. Adil değildir ama adil olabilir. Yani insana bir kapasite verilmiştir; sonsuzluk değil. Bu kapasiteyi kullanmak da, köreltmek de insanın tercihidir. İnsanın “halife” addolunmasındaki sır da burada yatmaktadır. Allah’ın halini ifa edebilme, taşıyabilme kapasitesidir. Ne mutlu insan ola bilene.
Potansiyel ile fiil arasındaki mesafe büyüdükçe insanlık zayıflar. Beşer kalır, insan kaybolur. Dilimizde, inancımızda, kültürümüzde değerleri överiz; fakat günlük hayatta çıkarı öncelediğimiz anda o değerler anlamını yitirir. Yani beşer varoluşu temsil ettiğinin farkına vardığında insan olma yolu açılmaktadır.
Bu bağlamda insan olmak doğuştan gelen bir ayrıcalık değil, her gün yeniden verilen bir bedel ve karardır. Değerler yaşandıkça insana dönüşür; söylenip bırakıldığında sadece süslü kelime olarak kalır. Genetiğimiz, tarih ve kültür varlıkları insanlığın deposudur. Ona sahip çıkıp kullanıma açmakla insanlığı yaşama ve yaşatmış oluruz. Bu şans hepimize verilmiştir.
Neyzen Tevfik “itimadım belki kalmıştır diye insanlığa, günde binbir kere şeytan kalbimi yoklar benim” diyerek bu umudu canlı tutmuştur.
Beşeri insan yapan şey; sahip olduğu güç değil, o gücü hangi değerle kullandığıdır.