Şanlıurfa’nın Karaköprü ilçesi merkezli meydana gelen 5,4 büyüklüğündeki deprem Gaziantep’te derinden hissedildi. Deprem sonrasında vatandaş soluğu sokakta aldı.

Jeoloji Mühendisleri Odası Gaziantep İl Temsilcisi Mehmet Yılmaz, ‘’Deprem doğal bir olaydır; afete dönüşmesi kader değildir. Kentimizin geleceği, deprem olduktan sonra yapılacak müdahalelerle değil, deprem olmadan önce alınacak bilimsel, teknik ve kamusal önlemlerle güvence altına alınabilir’’ şeklinde konuştu.

Kent genelinde yapı stoku bilimsel kriterlerle değerlendirilmeli

Depremin yalnızca bugünkü sarsıntı olarak değil, kentin deprem dirençliliğinin yeniden değerlendirilmesi için önemli bir uyarı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, ‘’Kent genelinde yapı stokunun bilimsel kriterlerle değerlendirilmesi, özellikle eski ve mühendislik hizmeti almamış yapıların öncelikli olarak incelenmesi, ilçe ve mahalle ölçeğinde zemin özelliklerinin ayrıntılı biçimde ortaya konulması, fay-zemin-yapı ilişkisinin birlikte değerlendirilmesi, kentin deprem master planı ve risk azaltma çalışmalarının güncel bilimsel veriler doğrultusunda güçlendirilmesi, gerekmektedir’’ açıklamasını yaptı.

Depremin afete dönüşmesinde zemin koşulları, yapı kalitesi belirleyici rol oynar

‘Deprem bir doğa olayıdır; afete dönüşmesinde ise yapılaşma, zemin koşulları, yapı kalitesi ve hazırlıksızlık belirleyici rol oynar’ diyen Yılmaz, deprem tehlikesinin belirlenmesinde diri fayların yanı sıra yerel zemin koşullarının ve olası ikincil jeolojik tehlikelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Sorunun sadece deprem değil, depreme dayanıksız kentleşme olduğunu belirten Yılmaz, ‘’Bir depremi engellemek mümkün değildir. Ancak depremi afete dönüştüren koşulların önemli bir bölümü insan eliyle oluşturulmaktadır. Plansız kentleşme, uygun olmayan alanlarda yapılaşma, yetersiz zemin araştırmaları, mühendislik hizmetlerinden yoksun yapı üretimi, eski yapı stoku ve denetim eksiklikleri deprem riskini büyüten başlıca unsurlardır’’ değerlendirmesini yaptı.

“Kaç büyüklüğündeydi?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir

Yılmaz, ‘’Deprem sonrasında yalnızca; “Kaç büyüklüğündeydi?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir. Asıl sorulması gereken; Bu deprem kentimizin hangi bölgelerinde, hangi zemin koşullarında ve hangi yapı stokunda ne tür etkiler oluşturdu?” sorusudur. Bir binanın güvenliğini yalnızca binanın kendisine ait bilgiler üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Kent ölçeğinde; jeoloji + zemin + fay + yapı stoku + nüfus yoğunluğu + altyapı + ulaşım birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle yoğun yapılaşan bölgelerinde ayrıntılı jeolojik-jeoteknik ve mikrobölgeleme çalışmalarının güncellenmesi ve sonuçlarının imar kararlarının temel unsuru haline getirilmesi lazım’’ dedi.

Kent genelinde mikrobölgeleme çalışmaları güncellenmeli

Deprem tehlikesinin değerlendirilmesinde diri fayların, yerel zemin özelliklerinin, sıvılaşmanın ve diğer jeolojik tehlikelerin birlikte ele alınması önerisinde bulunan Yılmaz, belediyelere ve ilgili kurumlara çağrıda bulundu. ‘’Kentin güncel diri fay verileri esas alınarak deprem tehlike değerlendirmeleri yenilenmelidir. Kent genelinde mikrobölgeleme çalışmaları güncellenmeli ve imar planları bu veriler doğrultusunda yeniden değerlendirilmelidir. Mevcut yapı stoku mahalle ve bina ölçeğinde deprem güvenliği açısından taranmalıdır. Özellikle eski, mühendislik hizmeti yetersiz ve geçmiş depremlerden etkilenmiş yapıların öncelikli olarak değerlendirilmesi sağlanmalıdır’’ ifadelerine yer verdi.

Meslek odaları ve ilgili bilim insanlarının sürece etkin katılımı sağlanmalı

Yılmaz, ‘’Zemin ve temel etütlerinin yalnızca ruhsat işleminin bir parçası olarak görülmesinden vazgeçilmeli; bu çalışmaların bilimsel niteliği ve mesleki denetimi güçlendirilmelidir. Fay zonları, sıvılaşma potansiyeli bulunan alanlar ve diğer jeolojik tehlikeler imar kararlarında açık biçimde dikkate alınmalıdır. Afet sonrası toplanma ve geçici barınma alanlarının yeterliliği yeniden değerlendirilmelidir. AFAD'ın mevcut kriterlerinde de toplanma alanlarının fay hatlarından uzak ve sıvılaşmadan etkilenmeyecek alanlar gibi özellikler taşıması gerektiği belirtilmektedir. Kentin afet dirençliliği konusunda üniversiteler, meslek odaları ve ilgili bilim insanlarının sürece etkin katılımı sağlanmalıdır’’ vurgusu yaptı.

Toplumu rehavete sürükleyecek sorumsuz açıklamalardan kaçınılmalı

Bilimsel uyarıların dikkate alınması ve kamu yararının öncelenmesini isteyen Jeoloji Mühendisleri Odası Gaziantep İl Temsilcisi Mehmet Yılmaz, konuşmasını şu kelimelerle bitirdi: ‘’Deprem sonrasında korku yaratacak bilim dışı açıklamalardan da, toplumu rehavete sürükleyecek sorumsuz açıklamalardan da kaçınılmalıdır. Yapılması gereken; sismolojik verileri, jeolojik verileri ve yapı hasarlarını bilimsel yöntemlerle değerlendirmek ve elde edilen sonuçları kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşmaktır. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası'nın da yıllardır vurguladığı üzere, deprem zararlarının azaltılması; jeoloji mühendisliği bilgisinin etüt, planlama, yapılaşma ve afet yönetimi süreçlerine etkin biçimde yansıtılmasını gerektirmektedir.’’

Kaynak: Adem Kesenek