Biyolojik evrimin uzun akışında insan, maddenin ve mananın en yoğun örgütlenmiş biçimi olarak ortaya çıkar.
İnsan sudan yaratılmıştır. Bedenin akışı suyla sürer; fakat insan sadece biyolojik bir akış değildir. Evrim, maddeden idrak üretmiştir. Bu idrak dağınık doğar. Duyu parçaları, bilgi kırıntıları, arzular, korkular… İnsan başlangıçta dağınık bir varlıktır.
Kur’an’ı Kerim’in varoluş ile ilgili daha hiçbir ayet yok iken “Ikra” çağrısı burada başlar.
Bu kökün temel anlamı sadece okumak değil toplamak, bir araya getirmektir Arapçada “qara’a’l-mâ” suyu bir yerde toplamak anlamına gelir.
Dağınık olanı bir araya getirmek. İnsan dağınık verilerle karşılaşır: doğa, tarih, acı, sevinç, ölüm, doğum. Okumak, bunları toplamaktır. Harfleri değil, eşyaya ve topluma ait bilgileri değil, tüm varoluşu kendinde toplamaktır. “İkra” bu yüzden bir bilinç eylemidir. İdrakin kendini toparlamasıdır.
Toplanan bilinç karar üretir ve anlam yükler. Burada “ikrar” başlar. Karar kılmak, sabitlemek, beyan etmek. İkrar, toplanmış anlamın yön kazanmasıdır. İnsan okur, anlar, sonra konum alır. Böylece idrak sadece içsel bir süreç olmaktan çıkar; eyleme dönüşür.
Bu bağlamda Hz. Peygamber’in kararlılığını anlatan rivayet anlamlı bir örnek olarak durur. Mekke ileri gelenlerinin baskı ve teklifleri karşısında, “Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler yine de bu davadan vazgeçmem” dediği aktarılır (Muhammed). Bu söz, bir inancın sadece okunmuş değil, içte sabitlenmiş hâlidir. İşte bu ikrardır:
Devamlılık burada oluşur. Biyolojik devamlılık suyla sağlanır; kültürel ve bilinçsel devamlılık okumayla ve ikrarla. İnsan her nesilde yeniden suyla doğar, ama anlamı okumayla devralır. Metinler, bilim, gelenek, inanç; hepsi idrakin sürekliliğidir. Bu bir ikramdır.
Ölümsüzlük biyolojik bedenin sürmesi değildir. Ölümsüzlük, idrakin aktarılmasıdır. Okunan bilgi, yapılan ikrar, kurulan medeniyet, üretilen bilim; bunlar bilinç akışının sürekliliğidir.
Birlik de buradan doğar. Aynı su döngüsü içinde yaşayan bedenler, aynı anlam döngüsü içinde yaşayan bilinçlerdir. Su biyolojik birliği kurar; idrak ontolojik birliği. İnsan tek tek bireylerdir ama aynı evrimsel akışın ve aynı bilinç alanının parçalarıdır. Aklı kül denilerek bu birliğe işaret edilir.
Modern bilim bugün doğayı enerji dönüşümleriyle, alanlarla, kuantum dalgalanmalarıyla açıklar. Kuantum fiziği, evrenin en küçük ölçekte bile sabit değil, sürekli oluş halinde olduğunu gösterir. Bu açıklamalar, varlığın “nasıl” işlediğini tarif eder; “niçin” var olduğunu değil. İnanç dili burada devreye girer ve bu düzeni, bu sürekliliği, bu yasallığı Allah dediğimiz kudretin eseri olarak okur.
Bilimin kavramları değişir, modeller yenilenir, teoriler derinleşir; fakat varlığın ardındaki birlik ve kudret fikri zaman aşımına uğramaz. Enerji denilen şey de alan denilen şey de, yasalar denilen şey de aynı hakikatin farklı ifadeleridir. Bilim mekanizmayı çözer; iman o mekanizmanın varlık zemini üzerine düşünür. Böylece çağ değişse de metin eskimez; açıklama dili yenilense bile varlık sorusu baki kalır.