DEFTER TUTMA YETKİSİNDE SESSİZ AMA CİDDİ BİR KAYMA** Muhasebe mesleği, sadece bir hizmet alanı değildir. Doğrudan kamu düzenini, vergi sistemini ve kayıt dışılıkla mücadeleyi ilgilendiren bir alandır. Bu nedenle bu mesleğin sınırları bugüne kadar keyfî düzenlemelerle değil, kanunla çizilmiştir.
Kanun varken tebliğ ile yetki verilir mi?
3568 sayılı Meslek Yasası bu konuda son derece açıktır.
Defter tutma yetkisi Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlere verilmiştir. Bu yetki herhangi bir yönetmelikten ya da idari tercihten doğmuş değildir. Kanunla tanınmış, açık ve tartışmasız bir haktır.
Ancak son dönemde yayımlanan düzenlemelerle, özellikle 568 sayılı tebliğ üzerinden meslek odalarına defter tutma yetkisi verilmesi, hukuki açıdan ciddi soru işaretlerini beraberinde getirmiştir. Çünkü hukukta temel bir ilke vardır:
Kanunla verilen bir yetki, tebliğle daraltılamaz, genişletilemez ya da başka bir yapıya fiilen devredilemez.
Burada tartışılan konu yalnızca “yetki” değildir.
Asıl mesele, hukuk hiyerarşisinin zorlanmasıdır.
Kanun en üst normdur.
Tebliğ ise kanunun nasıl uygulanacağını açıklar.
Kanunun yerine geçmez, kanunun üstüne çıkamaz.
2026 İTİBARIYLA BAŞLAYAN YENİ DÖNEM VE ARTAN SORUMLULUK
01.01.2026 tarihinden itibaren basit usulde defter tutan çok sayıda mükellef, gerçek usulde vergilendirme kapsamına alınacaktır. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından 29.12.2025 tarihinde yayımlanan 100 No.lu Gelir Vergisi Sirküleri ile bu geçiş sürecinin çerçevesi belirlenmiştir.
Buna göre;
Geçiş işlemleri vergi dairelerince resen yapılacaktır.
Mükelleflerin ayrıca başvuru yapmasına gerek bulunmamaktadır.
Gerçek usule geçecek mükelleflerin E-Tebligat sistemini en geç 02 Şubat 2026 tarihine kadar aktif hale getirmesi zorunludur.
Bu düzenleme, sahada binlerce yeni gerçek usul mükellef anlamına gelmektedir.
Tam da bu noktada sorulması gereken temel soru şudur:
Bu defterler kim tarafından, hangi yetkiyle ve hangi hukuki sorumlulukla tutulacaktır?
Defter tutmak basit bir kayıt işi değildir.
Vergi hukuku bilgisi gerektirir.
Hatalı tutulduğunda cezası vardır.
Eksik tutulduğunda mükellefi doğrudan etkiler.
Ve her durumda hukuki sorumluluk doğurur.
MESLEK ZAYIFLARSA SİSTEM DE ZAYIFLAR
Bugün “pratik bir çözüm” gibi görünen yetki genişletmeleri, yarın;
Vergi hatalarına, Usulsüz işlemlere, Mükellef mağduriyetlerine, Sorumluluğun kimde olduğu tartışmalarına zemin hazırlar.
Muhasebe mesleğinin zayıflatılması, yalnızca mali müşavirleri ilgilendiren bir konu değildir. Vergi güvenliği zarar görürse, bundan devlet de olumsuz etkilenir.
Bu nedenle mesele kişisel ya da kurumsal değil, kamusal bir meseledir.
Talep nettir.
Kanunla verilen yetkiler, yine kanunla korunmalıdır.
Tebliğler, kanunun çizdiği sınırların dışına çıkmamalıdır.
Mesleki sorumluluk alanları bulanıklaştırılmamalıdır.
Aksi halde bugün sessizce geçilen bu düzenlemeler, yarın daha büyük hukuki ve mali sorunların konusu haline gelir.
Bu bir meslek talebi değil, hukuk devleti ilkesine yapılan bir hatırlatmadır.