Son 150 yıl… İnsanlık tarihinde acının, yıkımın ve ölümün en yoğun yaşandığı dönemlerden biri. Paylaşım savaşları, emperyal hesaplar, sömürgecilik…
On milyonlarca insan hayatını kaybetti, şehirler yerle bir oldu, toplumlar parçalandı. Ve geriye kalan: kurumsallaşmış bir güç ağı. Bu ağ, tıpkı bir örümcek ağı gibi güçlü merkezden tüm dünyayı sarıyor; ağın iplikleri ekonomik sistemler, diplomatik ilişkiler, uluslararası kurumlar…
Ve ağ, insan emeği, insan kanı ve gözyaşı ile besleniyor.
Sistemlerin maskesi “demokrasi”, “insan hakları” ve “uluslararası düzen” ama gerçekte işleyen mekanizma: emperyal çıkarları korumak. Kurumlar, savaşlar, uluslararası anlaşmalar çoğu zaman insanlığı korumak için değil, sömürü düzenini sürdürmek için var. Bu, acı verici ama inkar edilemez bir gerçek. İnsanlığın acısı, sistemin ayakta kalma maliyeti.
Bu tabloyu yalnızca öfke ile yorumlamak yetersizdir. Önemli olan, söz ile eylem arasındaki farkı görmek ve insanlığın kendi bilinci üzerinden bir çıkış yolu aramaktır. Savaşlar, felaketler ve yıkımlar insanlığa doğrudan bir kazanım getirmedi; kazandırdıkları, kurumsal ve teknolojik birikimler, hak ve hukuk kavramlarının evrimleşmesi, ders alma kapasitesidir. İnsanlık, bu felaketlerden ders alabilir mi? Yoksa sadece izleyip lanetleyecek mi?
Gerçek değişim, örümcek ağını yıkacak rüzgarı beklemekle gelmez. O rüzgarı yaratacak olan, fark eden, sorgulayan, örgütlenen ve eyleme geçen insanlardır. Kurumlar ve sistemler insanlık düşmanı olabilir, ama insanlık kendi bilinci ve kolektif gücüyle bunları dönüştürebilir. Eğer farkındalık ve eylem birleşirse, kanlı geçmişin tekrarı engellenebilir; sömürüye dayalı güç ağları çöker ve insanlık, kendi değerlerini koruyacak bir düzene doğru yol alır.
Bu yazı yalnızca bir eleştiri değil, aynı zamanda uyarıdır: İnsanlığın gerçek gücü, kendi bilincinde ve eyleminde saklıdır. Felaketler kaçınılmaz olabilir, ama onları tekrar etmek istemeyen bir tür, kendi kaderinin mimarı olabilir.
Türk milleti, Mustafa Kemal Atatürk ile birleşerek, Kurtuluş Savaşı sayesinde emperyalist güçlerin ördüğü ağı yırtıp bağımsız bir devlet kurmuştu. Elbette benzer yapılar yeniden kurulabilir; fakat bu acı verici gerçeği unutmamak gerekir ki, bu ağın oluşumunda aracılığı olmayan Türk halkının kanı ve canı bedel olarak kullanılmıştır.