Klinik Psikolog Zeynep Buse Yengil, ‘’Silahların bireyler arasında daha kolay erişilebilir hale gelmesi, öfke ve anlaşmazlıkların ölümcül sonuçlara dönüşme riskini artırırken, yaşanan silahlı olaylar toplumun güven duygusunu da derinden sarsıyor’’ şeklinde konuştu.
27 ağustos tarihinde alacak-verecek meselesi nedeniyle çıkan silahlı kavgada 2 kişi hayatını kaybetti, 5 kişi yaralandı.4 Eylül’de meydan gelen silahlı olayda ise ağır yaralanan 17 yaşındaki çocuk yaşama gözlerini yumdu. Geçtiğimiz hafta ise galericiler sitesinde yaşanan silahlı çatışmada da bir kişi yaralandı.
Gaziantep özeline değinen Yengil, ‘’Gaziantep özelinde düşündüğümüzde, farklı kültürlerin, yaşam biçimlerinin ve toplumsal ilişkilerin bir arada bulunduğu bu şehirde insanların kendilerini güvende hissetmesi, ortak yaşam kültürünün korunması açısından ayrı bir önem taşıyor. Kentte yaşanan silahlı olayları değerlendirirken doğrulanmış verilerden hareket etmek ve her olayı kendi koşulları içinde ele almak gerekir. Bununla birlikte, silahlı şiddet haberlerinin sıkça gündeme gelmesi bile insanlarda tedirginlik yaratabilir’’ uyarısında bulundu.
Yengil, ‘’Özellikle çocuklar ve ergenler, çevrelerinde gördükleri veya sosyal medyada karşılaştıkları şiddet görüntülerinden etkilenebilir. Ailelerin çocuklarla bu konuları yaşlarına uygun bir dille konuşması, korkularını küçümsememesi ve şiddeti bir güç gösterisi olarak sunan söylemlere karşı dikkatli olması önemlidir. Gaziantep’te de güvenli bir yaşamın temelini yalnızca bireysel önlemler değil, toplumsal dayanışma, sorumlu davranış ve şiddeti normalleştirmeyen bir yaklaşım oluşturur’’ ifadelerini kullandı.
Kendimizi güvende hissetmek, temel bir insani ihtiyaçtır
Bir toplumda bireysel silahlanmanın yaygınlaşmasının ve silahlı çatışmaların giderek daha fazla gündeme gelmesinin, yalnızca güvenlik politikalarıyla açıklanabilecek bir mesele olmadığını kaydeden Yengil, ‘’Her yeni olay, yalnızca hayatını kaybedenleri ve yakınlarını değil, kendisini benzer bir durumun içinde bulmaktan endişe eden insanları da etkiliyor. İnsanlar artık yalnızca kendilerinin ya da sevdiklerinin başına bir şey gelmesinden değil, günlük hayatın en sıradan anlarında karşılaşabilecekleri şiddetten de kaygı duyabiliyor. Oysa sokakta yürürken, okulda, iş yerinde ya da bir sosyal ortamda bulunurken kendimizi güvende hissetmek, temel bir insani ihtiyaçtır’’ dedi.
Şiddeti tek bir nedene bağlamak doğru değildir
Bir silaha sahip olmanın kişiye kendisini daha güçlü veya güvende hissettirebileceğini ifade eden Yengil, ‘’Silahın varlığı, her zaman gerçek bir güvenlik sağlamaz. Aksine, öfkenin kontrol edilemediği, anlaşmazlıkların büyüdüğü veya dürtüsel davranışların ortaya çıktığı durumlarda silahın kolay ulaşılabilir olması, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Günlük yaşamda sözlü bir tartışmayla başlayabilecek bir anlaşmazlığın silahlı şiddete dönüşmesi, yalnızca olayın taraflarını değil, tanık olanları ve yakın çevrelerini de etkiler. Bu nedenle bireysel silahlanmayı değerlendirirken yalnızca silahın kimde bulunduğuna değil, şiddetin hangi koşullarda ortaya çıktığına ve nasıl önlenebileceğine de odaklanmak gerekir. Şiddeti tek bir nedene bağlamak doğru değildir’’ değerlendirmesini yaptı
Ruhsal bir sorun yaşamak, bir kişinin şiddete başvuracağı anlamına gelmez
Yengil, ‘’Öfke kontrolünde güçlük, dürtüsellik, geçmişte yaşanan travmatik deneyimler, öğrenilmiş şiddet davranışları ve çatışma çözme becerilerinin yetersizliği bazı durumlarda risk oluşturabilir. Ancak ruhsal bir sorun yaşamak, bir kişinin şiddete başvuracağı anlamına gelmez. Burada asıl üzerinde durulması gereken, bireylerin öfke ve hayal kırıklığıyla nasıl baş ettikleri, sorunlarını çözmek için hangi yolları öğrendikleri ve çevrelerinden nasıl davranış örnekleri gördükleridir. Şiddeti önlemek için yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale etmek yeterli değildir. Duygu düzenleme, sağlıklı iletişim ve çatışma çözme becerilerinin erken yaşlardan itibaren desteklenmesi de büyük önem taşır’’ sözleriyle konuşmasını sürdürdü.
Silahla erişimin denetlenmesi gerekiyor
Silahlı şiddetle mücadelenin, yalnızca bireylerin davranışlarını değiştirmeye bırakılabilecek bir konu olmadığını sözlerine ekleyen Yengil, ‘’Silahlara erişimin denetlenmesi, ruhsatsız silahlarla mücadele, etkili hukuki uygulamalar, eğitim ve psikososyal destek hizmetleri birlikte ele alınmalıdır. Aynı zamanda aile içinde, okulda ve toplumda sorunların şiddet yoluyla çözülmesinin kabul edilemez olduğu açıkça ortaya konulmalıdır’’ açıklamasını yaptı.
Klinik Psikolog Zeynep Buse Yengil, konuşmasını şu kelimelerle tamamladı: ‘’Benim açımdan bu konunun en önemli noktası, güvenliği yalnızca tehlikelerden korunmak olarak değil, insanların korkmadan yaşayabildiği bir toplumsal ortamın oluşturulması olarak değerlendirmektir. Bir tartışmada silaha ihtiyaç duyulmayan, öfkenin şiddete dönüşmeden ifade edilebildiği ve insanların kendilerini korumak için silahlanmak zorunda hissetmediği bir toplum mümkün olmalıdır. Çünkü gerçek güç, bir başkasına zarar verebilme kapasitesinde değil; öfkeyi yönetebilmekte, anlaşmazlıkları çözebilmekte ve insan hayatına değer verebilmekte yatar.’’