Tur inancına göre varlıklar, dönüşüm (tur) süreciyle insanı yaratmıştır. Bu nedenle varoluş içindeki tüm davranış ve eylemler, insan karakterine sirayet eder ve toplumsal törelere yansır.
Başlangıçta domuz eti yemek yasaklanmıştır. Bunun nedenleri arasında sıcak havalarda bozulması ve parazit riski yer alır. Ancak esas sebep, domuzun ayırt etmeden pisi ve temizi yemesi ve dişisini kıskanmamasıdır; bu davranışların insan karakterine olumsuz etkisi olduğuna inanılmıştır.
Ayrıca ölü hayvan veya kanı akıtılmamış hayvan eti tüketilmemiştir. Bunun nedeni, dönüşüme uğramış, çürümüş gıdaların insan üzerinde aynı etkiyi göstereceğine dair inançtır. Yaratıcı adına kesilmeyen hayvan etinin yenmemesi de, insan düşüncesinin varlığa sirayet etmesi anlayışına dayanır.
Günümüz bilimsel araştırmaları, hayvanın yaşam biçiminin ve direncinin etine sirayet ettiğini ve tüketen insanda etkisini gösterebileceğini ortaya koymaktadır. Atalarımız, avcı ve toplayıcı olarak özgürce yaşamış ve beslenmişlerdir; bu durum onların karakterini ve varoluş güdüsünü şekillendirmiştir.
Günümüzde ise beslenme, genellikle teknolojik işlem görmüş, doğal üretimden kopartılmış gıdalar üzerinden gerçekleşmektedir. Bu durum, karakterimizin şekillenmesini etkileyerek insanı “haz ve tüketim odaklı” bir konuma getirmektedir.
Tur inancı ise insanı, iyiyi, güzeli ve estetiği ortaya çıkaran bir varlık olarak görür. Doğal ve bilinçli beslenme ile insan, hem varoluşun amacına uygun yaşar hem de değerini korur. Genetik ve inanç alt yapımız, modern beslenme düzenine rağmen direnç göstermektedir; ancak bu direncin sınırı, bireysel ve toplumsal bilinçle doğru orantılıdır.