İnsanlık tarihi boyunca inanç sistemleri, doğa gözlemlerinden kozmik birliğe doğru bir evrim izlemiştir. Eski Türklerde görülen Tur inancı, varlığın döngüsünü ve sürekliliğini vurgularken; İslam’daki Tevhid inancı, bu döngünün ardındaki mutlak yaratıcıya, yani vahyi yaşayan ve içselleştiren insana işaret eder. Bu iki yaklaşım, farklı dönemlerin ürünü olmakla birlikte birbirini tamamlar.

“Tur, tür, türemek” kelimeleri, var olmayı, nesilden nesile aktarılmayı ve insanın temel yapıdan bugünkü organizmasına dönüşümünü ifade eder. Din ilminde buna ruhun tekamülü denir; aynı zamanda canlılığın amacını ve yaratanın yaratılan üzerindeki tecellisini gösterir.

İlk dönem insan algısında gece-gündüz, yaz-kış, doğum-ölüm gibi evrensel dönüşümler kutsal bir döngü olarak algılanırdı. İnsan, bu döngünün ayrılmaz bir parçasıydı; görevi, bu ahenge uygun yaşamaktı. Animizm evresi, varlıktaki güçlü karakterlerin fark edilmesiyle paganizm evresine evrilmiş; Nevruz, doğum ve ölüm ritüelleri gibi kutlamalar, bu döngüyü ve bilgiyi nesillere aktarmak için geliştirilmiştir.

Tur inancı, insanın kendi varoluşunu gözlemleyip içselleştirmesiyle, varlığın kendi bilincinde tur ettiğini anlaması sürecini başlatmıştır. Birey, kendiliğinin farkına vararak yaşamı düzenleme ve süreklilik ilkesini uygulama yetisi kazanmıştır. Bu, insanın kendini tanıma ve evreni anlamlandırma çabasının ilk basamağıdır.

İslam peygamberleri, bu bilinç evrimini tamamlayan semboller olmuştur. Hz. İbrahim’in akıl ve gözleme dayalı tespitleri, bireyselden evrensele geçişi temsil eder. Hz. Musa, varlıktaki her nesnenin bir “ben” ve kimlik taşıdığını öğütlemiş; Hz. İsa ise bu farkındalığı sevgiyle taçlandırmıştır.

Hz. Muhammed ile ortaya çıkan Tevhid inancı, Tanrı’nın birliği ve eşsizliğini kabul ederek insanın kozmik döngüdeki yerini aşkın bir boyuta taşımıştır. Birey, tüm ilahları reddederek kendi özüne, yani “ben olan ben’e” yönelir. Böylece varoluş, insanda yaşam bulmuş ve amacına ulaşmıştır.

Bu düşünce, tüm varlıkların ardındaki kudretin tek olduğunu ve bu kudretin döngüsel olarak varlığını sürdürdüğünü ifade eder. Dinsel açıdan kozmik düzenin sahibi olan doğa döngüleri, Tanrı’nın hikmetinin tecellisi olarak görülür. İnsan, bu birlik bilinciyle doğa ve toplum karşısında ahlaki bir özneye dönüşür.

Özetle: Tur, varlığı döngüsel çoklukta kavrarken; Tevhid, bu çokluğu tek kaynağa bağlar. Tur, insanı ve doğayı eşit görürken, Tevhid Tanrı’yı ve dolayısıyla insanı aşkın ve mutlak kılar. Türk kültüründe bu anlayış, Bektaşilik felsefesi ile somutlaşmış; hümanizm, hoşgörü ve evrensel etik değerler bu kültürün temelini oluşturmuştur.

Tur ve Tevhid, birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan iki evredir. İlki insanın evrene uyum arayışını; ikincisi bu arayışı Tanrı’nın birliği ve aşkını merkezine alarak taçlandırır. Böylece insanlık zihninin evrimi, doğadan Tanrı’ya, çokluktan birliğe yükselişi simgeler.

İslamiyet, şekil dininden öte, barış, sevgi, hoşgörü ve akıl ile bilimi esas alan bir anlayışı temsil eder. Bu çerçevede modern, insana yakışan ve evrensel bir yol olarak değerlendirilebilir.