Kur’ân, insanın dünyayı projeleriyle yönettiğini söylemez. Aksine insanın çoğu zaman olup biteni kendisinin kurduğunu sandığını, fakat gerçekte işleyen bir düzene şahitlik ettiğini bildirir. İnsan, bu düzenle uyum içinde olduğunda kalıcı ve anlamlı bir varoluşa ulaşır.

Bu düzen, Kur’ân dilinde sünnetullah olarak ifade edilir. Sünnetullah, varoluşa yerleştirilmiş ölçü, denge ve işleyiş yasasıdır. Bu yasa hakkında Kur’ân açık bir hüküm verir:
“Allah’ın sünnetinde asla bir değişiklik ve sapma bulamazsın.”

Kur’ân’da din kavramı da bu ilahi düzenle doğrudan ilişkilidir. Maûn Suresi, dinin yalnızca inanç veya ritüel olmadığını, toplumsal hayatın nasıl kurulması gerektiğini gösteren bir ölçü olduğunu ortaya koyar. Sure, “Dini yalanlayanı gördün mü?” sorusuyla başlar ve cevabı soyut inanç eksikliğinde değil, toplumsal sorumluluğun ihlalinde bulur.

Yetimi itip kakmak, yoksulu doyurmaya teşvik etmemek, ibadeti gösterişe dönüştürmek ve en temel yardımlaşma araçlarını bile esirgemek, Kur’ân’a göre dinin inkârıdır. Böylece din, bireysel kimlik beyanı değil; adalet, merhamet ve paylaşım üzerine kurulan toplumsal düzenin adı olur.

Bu perspektiften bakıldığında ilahi yasa yalnızca doğa düzenini değil, insan toplumunun nasıl işlemesi gerektiğini de belirler. İnsan, gücü merkez alan bir sistem kurduğunda denge bozulur. Zayıfın dışlandığı, yoksulun görmezden gelindiği, ibadetin ahlaktan koparıldığı toplumlar, ilahi yasayla çatışma hâline girer.

Bugün yaşanan küresel krizler, ekonomik çöküşler ve siyasal zorbalıklar bir rastlantı ya da komplo değildir. Bunlar, ihlal edilen düzenin kaçınılmaz sonuçlarıdır. İlahi yasa askıya alınmaz. Sadece bazen gecikmeli tecelli eder. İnsan doğayı ve toplumu zorladığını zanneder; oysa zorlanan yasa değil, insanın kendisidir.

Dünyada oluşan olumsuz düzenin temelinde, bu yasayı dikkate almayan zihniyet bulunmaktadır. İnsan, sınır tanımayan bireysel hegemonya arayışıyla varoluşun dengesini bozduğunda, yasa hükmünü kaçınılmaz biçimde ortaya koyar.

Bugün yaşanan küresel kırılma da bu yanılgının sonucudur. Neoliberal düzenin sarsılması bir komplo değil, ihlal edilen dengelerin geri dönüşüdür. Yasa yok sayıldığında boşluk oluşur. Boşluk gücü çağırır. Güç ise zorbalığı doğurur. Bu zincir şaşmaz.

Dünya yeni bir eşiğin önündedir. Eski düzen çözülürken kaos kaçınılmaz görünmektedir. Tarih boyunca olduğu gibi, yıkımın içinden yeni bir anlayış doğacaktır. Bu anlayış, varoluş yasasına yeniden şahitlik eden bir bilinci ortaya çıkaracaktır.

İşte o zaman müminlerin duası yankılanır:
“Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik, elçiye uyduk; bizi şahitlerden yaz.”

Okuyana, duyana ve hakikate kulak verene selam olsun.