"Yanımdaki Yemen'de, Yemen'deki yanımda..."

Halkın dilinde dolaşan bu söz, ilk bakışta uzaklığı ve yakınlığı anlatıyor gibi görünür. Oysa mesele ne Yemen'dir ne de mesafe. Mesele insanın insana olan yakınlığıdır.

Aynı evde yaşayan, aynı sofraya oturan, aynı yatağı paylaşan insanlar vardır. Yıllarca yan yana dururlar ama birbirlerine ulaşamazlar. Konuşurlar ama anlaşamazlar. Bakarlar ama göremezler. Bedenleri yan yanadır fakat düşünceleri ayrı, gönülleri uzaktır. Böyle bir yakınlıkta ne çekim doğar ne de yanma.

Buna karşılık birbirini hiç görmemiş insanlar vardır. Aralarında şehirler, ülkeler, hatta çağlar bulunur. Fakat aynı soruyu sorarlar, aynı derdi taşırlar, aynı hakikatin peşine düşerler. İşte onlar birbirlerine yakındır. Çünkü yakınlık adımlarla değil, anlamla ölçülür.

Bu yüzden "yakın olan yanıyor, ırak olan yakıyor" sözü yalnızca bir aşk sözü değildir. İnsan varoluşunun sırrını da taşır.

Yakınlık, temas demektir. Temas ise değişimdir. Bir şeye gerçekten yaklaştığınızda artık eskisi gibi kalamazsınız. Sevgiye yaklaşırsınız, içinizde bir şey yanar. Bilgiye yaklaşırsınız, cehaletiniz yanar. Hakikate yaklaşırsınız, kurduğunuz sahte benlikler yanar. Yakınlık daima bir bedel ister.

Bu yüzden yakın olan yanar.

Uzak olan ise yakar. Çünkü insan yalnız sahip olduğunun değil, ulaşamadığının da etkisi altındadır. Gönül, kendisini tamamlayacağını düşündüğü şeye yönelir. Aradaki mesafe büyüdükçe özlem büyür. Özlem büyüdükçe ateş görünmez olur ama daha derinden işler.

Fakat burada asıl mesele kilometreler değildir. Bir insan yanı başımızda dururken de bize uzak olabilir. Bir düşünce, bir dost, bir sevgili ya da yüzyıllar önce yaşamış bir bilge ise bize çok yakın olabilir. Eskiler yakınlığı: ilim ile, görme ile ve yaşama-olma ile tanımlamışlar.

İnsan bedenle değil, idrakle yaklaşır. Belki de bu nedenle gerçek yakınlık, aynı mekânda bulunmak değil aynı anlamda buluşmaktır. Aynı hakikate yönelenler birbirlerini tanımasalar bile birbirlerine yaklaşırlar. Aynı sorunun peşine düşenler görünmez bir bağ kurarlar. İşte çekim de burada doğar.

Kadın ile erkek arasındaki çekim de yalnız bedenlerin değil, anlamların birbirine yaklaşmasıdır. Birbirini tamamlayan, birbirinde kendi eksik bıraktığı yönü gören iki insan arasında bir ateş oluşur. Bu ateş bazen sevgi olur, bazen hasret, bazen de insanı kendi içine doğru yolculuğa çıkaran bir fark ediş.

Sonunda anlarız ki yakınlık bir mesafe meselesi değildir.

Yanımızdaki Yemen'de olabilir.

Yemen'deki ise yanı başımızda.

Ve insanı yakan da, yanan da çoğu zaman aradaki kilometreler değil; kurulan ya da kurulamayan anlam bağıdır. Çünkü gerçek yakınlık, bedenlerin değil, gönüllerin birbirine değdiği yerde başlar. Orada çekim vardır. Orada dönüşüm vardır. Orada insan, kendinden çıkarak başka bir insanda kendini bulur. Ve belki de aydınlanmak dediğimiz şey, tam olarak budur.