Yankesici tanımı, başkasının cebini jiletle kesip parasını alan kişinin eyleminden doğan bir kavramdır. Yan kesici ise yankesicinin cebini boşaltır. Yöntem değişir, mağdur değişir; çıkar ilişkisi değişmez.

Türkiye’de fon skandalları, bu tersine dönüşün çarpıcı bir örneğidir. Başkasının parasını kendi çıkarı için kullanmayı bilenler, aynı yöntemle kendileri soyulduklarında mağdur olduklarını söylerler.

Oysa mesele yalnızca kimin kimi soyduğu değildir. Devlet ihalelerinde komisyon adı altında çıkar sağlanması, kamu kaynaklarının belirli kişilere aktarılması ve bunun maliyetinin topluma yüklenmesi de aynı sorunun parçasıdır. Kamu kaynaklarının kötüye kullanılması ekonomik dengeleri bozduğunda, enflasyonun ve hayat pahalılığının yükünü bütün millet taşır.

Birinin cebinden doğrudan alınan para görünür; kamu kaynakları üzerinden toplumdan alınan ise milyonlarca insanın geçiminden eksilir. İnsanlar aynı parayla daha azını alır, emeklerinin karşılığını kaybeder. Böylece haksız kazancın bedelini, o ilişkilerin hiçbir tarafı olmayan insanlar da öder.

Hırsızlık kurumsallaştığında jiletin yerini ihale, cebin yerini kamu bütçesi, mağdurun yerini bütün millet alır. Peki, böyle bir düzen nasıl ayakta kalır?

Sorun yalnızca hırsızlık yapanlarda değil, bu davranışları mümkün kılan toplumsal anlayıştadır. Başkasının hakkını çiğnerken susan, kendi hakkı çiğnendiğinde adalet isteyen; çıkarına uygun olduğunda hukuku savunup çıkarına dokunduğunda hukuku aşmaya çalışan bir toplum, ilkeyi değil menfaatini korur.

Bu, yalnızca cahillik meselesi değildir. Bilgi sahibi olmak ahlaklı olmayı, eğitimli olmak ilkeli davranmayı garanti etmez. Asıl sorun, ahlakın yerini çıkarın, ilkenin yerini bağlılığın, sorgulamanın yerini körü körüne inanmanın almasıdır.

Devletin görevi, gücü elinde tutanın çıkarını değil, milletin ortak hakkını korumaktır. Seçilmiş yönetici de yasa da bu sorumluluğun dışına çıkamaz. Hukuk kişiye göre değişiyorsa kurumlar zayıflar, kişisel çıkar kamu yararının önüne geçer.

Sonuçta mesele yalnızca kimin kimin cebini boşalttığı değildir. Bir toplum, haksız kazancı kendi çıkarına dokunmadığı sürece kabul edilebilir görüyorsa, kendi cebini boşaltan düzeni de kendi eliyle besliyor demektir.

Yankesicinin cebini yan kesici boşaltabilir. Ama asıl kayıp, toplumun doğruyla yanlışı ayıran ahlaki ölçüsünü yitirmesidir. Çünkü ahlakın ve hukukun yerini çıkar aldığında, bir süre sonra herkes önce birbirinin cebine bakar; sonra…! Kimse ortak geleceğini düşünmez.