Bir budamacı ağacın dallarını keser. Ağacı kurutmak için mi, daha iyi gelişmesini sağlamak için mi? Yalnızca kestiği dala bakarak karar veremeyiz. Niyetine, yaptığı işe ve sonunda ağacın neye dönüştüğüne bakmalıyız.

İnsanları ve yönetimleri değerlendirirken de aynı yanılgıya düşüyoruz. İyi bildiğimizden kötü, kötü bildiğimizden iyi çıkabiliyor. Çünkü bir insanın kimliğiyle yaptığı iş, yaptığı işle ortaya çıkan sonuç her zaman aynı şey değil. Bazen yanlış bir eylem, bozuk bir düzeni görünür kılar; bazen de iyi niyet iddiası, haksızlığın üzerini örter.

Öyleyse mesele, kimin iyi ya da kötü olduğuna karar vermekten önce, içinde yaşadığımız düzenin nasıl işlediğini görebilmektir.

Eskiden padişah buyurur, vezir uygulardı. İşler kötüye gittiğinde vezir azledilir, cezalandırılır, hatta başı alınırdı. Padişah ise çoğu zaman yerinde kalırdı. Emri verenle uygulayan arasındaki sorumluluk böylece birbirinden ayrılırdı.

Bugün padişahın yerinde seçilmiş yönetici, vezirin yerinde emri uygulayan görevliler var. Fakat temel soru değişmedi: Yönetici yasaya mı bağlıdır, yasa mı yöneticinin iradesine?

Seçilmek, hukukun üstüne çıkma yetkisi vermez. Anayasa ve yasalar, yalnızca yurttaşların değil, yönetenlerin de sınırını belirler. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması tartışma konusu olduğunda, kamu kaynaklarıyla ilgili iddialar denetlendiğinde ya da güçlü devletler başka ülkelerde kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinde aynı soruyla karşılaşırız: Güç, kendisini de bağlayan bir hukuku kabul ediyor mu?

Hukuk, yalnızca başkasına uygulandığında değil, insan kendi çıkarına aykırı düştüğünde de ona uyduğunda vardır.

Fakat işin bir de insanın kendi içindeki karşılığı bulunuyor.

Bir yönetici seçiyoruz. Onu kendimize yakın görüyor, başarısını kendi başarımız sayıyoruz. Zamanla onun yaptıklarını savunurken kendi değerlerimizden uzaklaşabiliyoruz. Dün haksızlık dediğimize bugün kendi tarafımız yapınca haklılık diyebiliyoruz. Yöneticiyi kendi irademizin temsilcisi yaptığımızı düşünürken, onun davranışlarını benimsemeye başlıyoruz.

İşte burada bir yansıtma gerçekleşiyor. Kendi beklentilerimizi ve arzularımızı yöneticide görüyoruz. Fakat bir gün onun davranışlarıyla savunduğumuz değerler çatıştığında bir seçim yapmak zorunda kalıyoruz: Yanlışı mı savunacağız, yoksa kendi yanılgımızla mı yüzleşeceğiz?

İnsanın kendine soracağı soru şudur: Ben adaleti mi savunuyorum, yoksa kendi tarafımın kazanmasını mı?

Bu soru, fark etmenin başlangıcıdır. İnsan yalnızca karşısındakinin yanlışını görürse onu suçlar. Kendi yanlışını da görebilirse değişme imkânı doğar. Arınma, başkasını kötü ilan etmekle değil, kendi iradesinin neye hizmet ettiğini sorgulamakla başlar.

Çünkü irade birdir. İnsanda da yöneticide de aynı varoluşsal kaynaktan doğar. Fakat irade, egonun elinde kendini büyütmenin ve hükmetmenin aracına dönüşebilir; akl-ı selîmin rehberliğinde ise iyinin, güzelin ve adaletin yaşamasına hizmet edebilir. Mesele iradenin varlığı değil, nasıl kullanıldığıdır.

Bu nedenle kötü bildiğimiz birinin yaptığı işten iyi bir sonuç çıkabilir. Ama bu, onun her davranışını doğru yapmaz. Bir budamacı ağacı geliştirebilir; fakat ağacı geliştiren şey yalnızca dalın kesilmesi değil, budamanın nasıl ve hangi amaçla yapıldığıdır. Üstelik ağacın kendisi hastaysa, yalnızca dalları kesmek de yetmez.

Toplumlar için de böyledir. Bazen asıl sorun tek tek yöneticiler değil, onların yanlışlarını mümkün kılan ortamdır. Bir kişi gider, yerine başkası gelir; fakat aynı işleyiş sürüyorsa sonuç da değişmeyebilir. Üstelik bedeli çoğu zaman emri veren değil, emri uygulayan ya da güçsüz olan öder.

Öyleyse yalnızca kimin cezalandırıldığına değil, kimin karar verdiğine ve düzenin neden böyle işlediğine bakmalıyız.

Toplum, kendi iradesiyle yöneticiyi seçer; ama seçtiği kişiyi denetlemekten vazgeçerse kendi iradesini de zayıflatır. Yöneticiyi değiştirmek mümkündür. Asıl güçlük, yöneticiler değişse bile hukukun ve adaletin ölçüsünü koruyabilmektir.

Çünkü bir toplum, yöneticisini kendine benzettiğini sanırken onun değerlerine dönüşebilir. Fakat gördüğü yanlış karşısında kendisini de sorgularsa, aynı olay bu kez fark etmeye ve arınmaya vesile olabilir.

Kendimize mi dönüştürüyoruz, kendimiz mi dönüşüyoruz?