Aklın ve bilimin ölçüp inceleyebildiği birçok enerji kaynağı olsa da, kuvvet ve kudret, aklın ve bilimin sınırlarını aşan kaynaklardır.
İnsan ruhunun, düşüncelerinin ve duygularının yarattığı motivasyon, empati, sevgi gibi güçler, aklın ve bilimin ötesinde, doğrudan deneyimlenen, farkındalık ve inançla hissedilen yaratıcı kudretin bir parçasıdır. Bu kudret, tüm varoluşla ilişki kurmamızı sağlayan bir enerjidir.
Dışsal enerji ve enerji kaynakları, varlığın kendiliğinden işleyen ritmini oluşturur. İnananda ortaya çıkan, inanç diye tanımlanabilen bu enerji ise bireyin varoluşu ve kendini fark etme biçimidir.
Başlangıçta merkezde duran benlik, bireyde kendini tanıma ve fark etme yoluyla varoluşun bilincine erişir. Artık çaba göstermeye gerek duymadan, titreşimle kendi yolunu bulur. İş yapan değil, tüm işlerin kendi için gerçekleştiği bir konuma gelir.
İnanç, artık benlik için bir ihtiyaç değil; var olanın farkına varmanın ve eminlikle yaşamanın yoludur.
Düşünce kudreti yaratmak değil, onu fark etme aracıdır. Düşüncenin başlangıcı, varlığın ritmini görmek; sonu ise bu farkındalıkla yankılanmak ve hayatla uyum hâline gelmektir.
İşte bu, insanın kendi varoluşunu deneyimlemesidir: müdahalesiz, doğal ve bilincin farkındalığında.
Hayat, bizim bir şey yapmamızı beklemeden akar; biz de bu akışı hissettiğimizde, inanç ve kudretle buluşuruz. Farkındalık, güç ve kudretin ta kendisidir; benlik ise bu yankının içinde var olur.