Bilmek, yalnızca bir şeyi öğrenmek ya da zihinde bilgi biriktirmek değildir. Bilme, bilen ile bilinen arasındaki ilişkide ortaya çıkar. Bilinen vardır; fakat onun bilgi haline gelmesi, bilenin onunla kurduğu ilişkiyle mümkündür.
Bilen de sabit değildir. Çocuklukta, gençlikte ve olgunlukta aynı insan farklı bir bilendir. Çünkü şartlar, yaşantılar, istekler, meraklar ve hedefler değişir. Aynı şey, hayatın farklı dönemlerinde farklı anlamlar kazanır.
İnsan bilmeye iki yoldan ulaşır: okuyarak ve yaşayarak. Okumak yalnızca kitap okumak değildir; görmek, duymak, gözlemlemek ve başkasının deneyimini öğrenmek de okumaktır. Yaşamak ise bu verilerin insanın kendi varlığında karşılık bulmasını sağlar.
Ancak hedef ve bilinç olmadan veri bilgiye dönüşmez. İnsan neyi neden bilmek istediğini bilmiyorsa, gördüğü ve okuduğu şeyler çoğu zaman yalnızca hafızada biriken veriler olarak kalır. Kelimeler öğrenilir, kavramlar ezberlenir; fakat bunlar henüz insanın kendi bilgisi değildir.
Bilmenin arkasında bir istek, önünde ise bir hedef vardır. İnsan bir şeyi bilmek ister; bu istek hedefe dönüşür. Hedef doğrultusunda bakar, seçer, araştırır, deneyimler ve ilişki kurar. Böylece bilgi, bilen ile bilinen arasında oluşmaya başlar.
Bilgi üç farklı hale gelir:
-Sözsel bilgi: Bildiğini ifade edebilmektir. Kavramları, tanımları, teorileri bilir ve anlatır. Fakat anlatabilmek, yaşamak değildir.
- Eylemsel bilgi: Bildiğini yapmaya başlamaktır. Bilgi davranışa, yönteme ve uygulamaya dönüşür.
- Bilinçsel bilgi: Asıl dönüşümdür. Bilen ile bilinenin birliğinde ortaya çıkar. İnsan bilgiyi yalnızca öğrenmez; onu idrak eder. Bilinen, insanın kendi varlığında anlam kazanır ve “cana geçer”.
Cana geçen bilgi artık dışarıda duran bir şey değildir. İnsan onu ayrıca hatırlamak veya uygulamak zorunda kalmaz; o bilgi yaşayışının bir parçası haline gelir.
Adaleti anlatmak sözsel bilgidir. Adaletli davranmak eylemsel bilgidir. Adaletin insan ilişkilerindeki karşılığını görerek adalet duygusuyla yaşamak ise bilinçsel bilgidir. Sevgi için de aynıdır: Anlatmak, davranmak ve yaşamak birbirinden farklıdır.
Bu yüzden bilgi ile bilinç aynı şey değildir. Bilgi, bilinenin kavranmasıdır. Bilinç ise bu kavrayışın yaşama dönüşmesidir.
Bu durum bilim için de geçerlidir. Veri kendiliğinden anlam kazanmaz. Araştırmanın arkasında merak, istek ve hedef vardır. İnsan belirli bir amaçla bakar, ölçer, karşılaştırır, deney yapar ve ilişki kurar. Bilim, verilerin hedef doğrultusunda ilişkilendirilmesi ve sınanmasıdır.
İstek yön verir. Hedef yönü belirginleştirir. Bilme ilişkiyi kurar. İdrak anlamı ortaya çıkarır. İmalat ise bilinenin dünyada bir karşılık bulmasını sağlar. İmalat yalnızca maddi üretim değildir; düşüncenin davranışa, bilginin yönteme, kavrayışın yaşama dönüşmesi de bir imalattır.
Dolayısıyla bilmenin son noktası hafıza değildir. Sözde kalan bilgi sözdür. Eyleme geçen bilgi eylemdir. Cana geçen bilgi ise yaşamdır. İnsanın gerçekten bildiği şey, nasıl konuştuğundan çok nasıl yaşadığında görünür.